
Bazıları artık uluslararası turizm markası haline gelmiş karnavalların kökeni baharı karşılayıp, doğanın vermek üzere olduğu bereketi kutsamaya yönelik pagan şenliklerine dayanır.
Toplumsal yaşamın stratejik dönüşüm kavşaklarında yeni formatlar atılıp farklı gömlekler giydirilmesine rağmen yoluna devam eden şenlikler, ataerkil döneme geçilmesiyle birlikte kadın tepkisinin ifade zeminine dönüşmüş, ilk demokrasi sınavıyla böylece tanışmıştır. Resmi yasaklanmaya tabi tutulmuş, engellenemeyince de müdahaleyle erkek katılımı sağlanmıştır.
Miladi yıllara gelindiğinde ise niteliği nedeniyle pagan tapınakları gibi önce yok edilmek istenmiş başarılamayınca, Hıristiyanlaştırılarak yıllık takvime dahil edilmiştir. Tam bu noktada ortaya bir kez daha demokrasi sorunu çıkmıştır.
O dönem üzerinde konuşuldu mu ya da nasıl tepkiler aldı, bilemediğimiz bu kadim etkinlik, güç odaklarının daima mesafeli durduğu, halkın da (önüne dayatılan ne olursa olsun) daima sahip çıktığı bir sosyalleşme zeminidir.
Bu konumlanma toplumsal mesajların verilmeye başlandığı iklimi olgunlaştırır. Halk toplulukları, yaşamına dahil olan unsurları ya da rahatsız olduğu konuları şenlik ruhunu uygun biçimler ile karnaval ortamında sergilemeye daha doğrusu ifade etmeye başlamıştır. Tepkilerini kamusal alanda, yer yer inadına, vermenin tadına varmaya başlar.
Öncelikle maske takarak, tanınmasının önüne geçer. Maskeli topluluklar böylece daha rahat hareket etmenin ve toplumsal baskılardan sıyrılmanın aracını keşfetmiştir. Maskeyle gelen eşitlenme, toplumsal hiyerarşiye kafa tutma anlamı da taşımaktadır. Bu kimlik gizleme hali ile kadınların erkek, erkeklerin ise kadın kılığına girmesi, verili koşullara başkaldırmanın bir diğer yöntemi olur. Kadınlar kendine sakal, bıyık yapar, erkek kıyafeti giyer, ata biner. Erkekler yüzlerini una bular, makyaj ve manikür yapar. Dayatılan kimlikleri reddeden bireyler, bu defa bütün otoritelerin eleştirildiği ya da alaya alındığı kurgular hazırlar. Devlet adamları da, din adamları da bu teatral gösterilerden nasibini alır. Kurgular yürüyüş kolu şeklinde sergilenir. Burada mizah neredeyse temel unsurdur. Verilen mesajlar daima mizahla lezzetlendirilmiştir.
Miladi formatta adına “Temiz Pazartesi” denilen etkinliğe, topyekûn bir karşı çıkma tepkisi olarak, kimi yerlerde “Kirli Pazartesi” adı verilmiş, Yunanistan’ın Larissa bölgesinde yer alan Tirnavos kasabası bu isimdeki etkinliği/karnavalıyla ünlenmiştir. “Kirli Pazartesi”de temel simge, ereksiyon halindeki erkeklik organıdır. Karnavalda her şey buna göre dizayn edilmiştir.
Cinsiyet ayrımının umursanmadığı, müzik ve dansla eğlencenin zirve yaptığı karnavalın, benzer bir rotayı izlemiş olan İstanbul ayağı ise giderek Tatavla’da merkezileşir. Dönem ismiyle Pera ve Tatavla, karnavalın iki ana sahnesi gibidir.
Pera; özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında, karnavalı çoğunlukla kalburüstü kesimlerin şık salonlarda organize ettiği maskeli balolar şeklinde yaşarken, Tatavla, halk kesimlerinin muhalif kurgularına sahne olmaktadır. Kırlık alanlarda piknik öbekleri ve uçurtmalar vardır. Geçici olarak kurulmuş köhne meyhanelerde seyyar müzik grupları sanat icra eder, halk geleneksel danslar yapar. Semtin bütün mekânları tıka basa doludur. Her inanç ve kökenden katılımcıların yanı sıra daima kalabalık bir meraklı grubu da semti doldurur.
Bütün dinlerin mutaassıpları farklı gerekçelerle Tatavla’ya gidilmemesini ister.
Karnaval mutaassıp çevrelerin daima tepkisini çeker. Zaman zaman yayınlanan tebliğlerde katılımcılar aşağılanmış, hor görülmüş ve günahkâr addedilmiştir. En insaflısı “merak gidermek için bir kere gidilebilir ama devamında dinden çıkılır” demiştir.
Resmi güçler ise genelde rahatsızdır fakat pek de ses etmemektedir.
Coğrafyanın yaşadığı fırtınalara paralel olarak inişli çıkışlı bir rota izleyen ve son yıllarında basın yoluyla da ötekileştirilmeye başlanan İstanbul karnavalı, II. Dünya Savaşı koşulları ile 20 Kura Askerlik uygulaması ve Varlık Vergisi’nin ağırlığı altında ezilerek kamusal alandan çekilir.
O tarihten sonra kapalı mekânlarda gerçekleştirilen karnaval, 2009 yılında yine sivil bir çıkış yakalar. 2014’e kadar süren bu görünürlük kimi toplumsal gerilimler nedeniyle tekrar kaybolur. 2020 yılı, karnaval için bir kez daha sahne alma girişimine tanıklık etse de gerçekleşemez. Karnaval gönüllüleri 2021’de etkinliği, pandemi koşulları nedeniyle, sanal formatta yapar. 2022 girişimi ise bu defa Rusya-Ukrayna savaşına kurban edilir.
Diğer akrabaları gibi uluslararası marka olabilme şansını 1940’lı yıllarda kaçıran İstanbul/Tatavla Karnavalı için son yıllarda gösterilen çaba, bütün örtülerin/kabukların altındaki öze sadık kalarak bu sivil sesi yeniden şehrin hafızasına kazandırmak yönündedir.
Doğa ile bütünleşme, tabiata ve evrenin sırlarına saygı içeriğiyle tarih sahnesine çıkan, çağlar içinde de değişim geçirerek gelen karnavalın İstanbul macerasında önümüzdeki yıllar bakalım ne gösterecek?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
baklahorani, tatavla, karnaval, apukurya, 1930lar
15 Mar 2022

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR


