
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Kahramanmaraş merkezli depremler, sebep olduğu ölümler, yarattığı yıkımlar ve ortaya çıkardığı derin yapısal işlevsizlikler sebebiyle siyasetin gündemini tamamen değiştirdi. Siyasi liderlerin bazıları da söylemlerinde değişikliklere gitti.
Erdoğan ve Bahçeli
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önceki kriz dönemlerinde izlediği iletişim stratejisine benzer şekilde deprem sürecinde de sert ve tehdit dolu bir dil kullanıyor. Cumhurbaşkanı, depremin ardından yaptığı ilk açıklamada devletin krize müdahalesine dair eleştirilere karşı "Yalan haber, çarpıtmalarla insanımızı birbirine düşürmeye niyetlenenleri takip ediyoruz. Gün tartışma günü değil günü geldiğinde tuttuğumuz defteri açacağız." ifadelerini kullanmıştı. Devletin seferberlik halinde ve başarılı şekilde depremzedeler için çalıştığını, aksi yöndeki eleştirilerin de kötü niyetli olduğunu savunan Cumhurbaşkanı, 20 Şubat günü kurduğu “Sarsıntının sebep olduğu yıkıma, çetin kış şartları da eklenince kimi eksikliklerin yaşandığını biliyoruz.” cümlesiyle sahadaki sorunları da itiraf etmiş oldu.
Kriz boyunca Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan, söyleminin tonunu belirleyen satırlar şöyle oldu:
- “Bu dönem bir birlik beraberlik dönemidir. Böyle bir dönemde hala basit siyasi çıkar uğruna çirkefçe, olumsuz kampanyalar yürütmeyi hazmedemiyorum. Üzerimde bulunan makamın sorumluluğu olmamış olsa ben bugün böyle konuşmam.”
- “Terbiyesiz, terbiyesizliğini bırakmaz. İşte çıkmış bir tanesi “Kızılay nerede? Ne çadırını, ne yemeğini gördük.” diyor. Be ahlaksız, namussuz, adi. Günde yaklaşık 2 buçuk milyona bu Kızılay yemeğini ulaştırıyor. Böyle vicdansızlık olur mu? Yani, bir ülkede kendi kurum ve kuruluşuna bu denli ahlaksızca yaklaşmak, yenilir yutulur bir şey değildir.”
- “Yürekleri kavrulan insanların duygularını istismardan ırkçılığa, fedakarca yürütülen çalışmaları değersizleştirmek için iftiraya ve dezenformasyona kadar her türlü çirkefliği sergileyenleri şimdilik biz de not ediyoruz.”

AA
AK Parti’nin ittifak ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli ise, memleketi Osmaniye’de de büyük yıkıma sebep olan depremlerin ardından 8 gün boyunca konuşmamayı tercih etti. Bahçeli de Erdoğan gibi sert ve tehditkâr bir üslup benimsedi, önceliği devletin itibarını korumak oldu.
MHP lideri, ilk konuşmasında yardımların bölgeye ulaşması, arama kurtarma faaliyetlerinin koordine edilememesi konularındaki eleştirileri “karalama kampanyası” olarak nitelendirdi. Bahçeli, “Devletin yetişemediği ne vardır ki Ahbapcılar ve Babalacılar kanat çırpmaktadır?” sözleriyle de yardım çalışmaları yürüten sivil toplumu hedef aldı. Bahçeli, deprem bölgesinde yaptığı bir diğer dikkat çeken konuşmasındaysa “Bu büyük felaket mucizelerle anlam kılınmış, içinde sır olan bir olay gibi geliyor bana. O bakımdan Cenabıallah’ın büyük lütfuyla bu felaketi aşacağız.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan ve Bahçeli'nin, muhalefet seçmenlerini kendilerini desteklemeye ikna edemeyecekleri düşüncesiyle, muhalefet seçmenlerinin oy vermeyi düşündükleri liderleri ve partileri itibarsızlaştırma stratejisi izleyecekleri, kendi seçmenini konsolide ederken muhalif seçmenini sandıktan uzak tutmayı amaçlayacağı anlaşılıyor.
Kılıçdaroğlu ve Akşener
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise depremin yaşandığı gün dayanışma ve birlik mesajları yayınladı. AFAD’ın ve Kızılay’ın depreme ilişkin duyuru ve çağrılarını paylaştı. Deprem bölgesine gittiği ikinci gün ise pek çokları tarafından “sürpriz” olarak nitelendirilen bir çıkış yaptı, CHP’nin merkezin solunda konumlanan bir parti olduğunu hatırlattı. Süreç boyunca da iktidara tüm imkanlarıyla meydan okuyan ve alternatif yaratmaya çalışan bir strateji izledi.
“Halkımızın halini yerinde gördüm. Yaşananlara siyaset üstü bakmayı, iktidarla hizalanmayı reddediyorum. Bu çöküş tam da sistematik rant siyasetinin sonucudur. Erdoğan’la, sarayıyla ve rant çeteleriyle hiçbir zeminde buluşmayacağım. Ben halkımın kavgasını vereceğim. Sonuna kadar.” diyen Kılıçdaroğlu, süreç boyunca hükümete sahadaki sorunlar üzerinden oldukça sert eleştirilerde bulundu, CHP’li belediye başkanlarına “tutuklanma pahasına” sonuna kadar deprem bölgesinde çalışma talimatı verdi.

AA
CHP lideri, "Artık açgözlülüğün bittiği, kaynakların sadece küçük bir azınlığa değil tüm halkımıza ait olduğu yepyeni bir düzeni getirmek zorundayız ve inanın bu sadece iktidar değişimiyle olmaz, daha büyük değişimler lazım bize" diyerek her durumda vatandaşının yanında olan sosyal bir devletin inşa edilmesinin sözünü verdi.
İYİ Parti lideri Meral Akşener ise deprem günü "Bugün devletin sesini duyma günümüz. Bugün hepimizin susma günü.” açıklamasında bulundu. Devlet kurumlarının afete acil müdahalesi esnasında sessiz kalınmasının daha sağduyulu olduğu düşüncesiyle sessiz kaldı. Sürecin ilk günlerinde koordinasyon eksikliklerini vurgulayan paylaşımlarda bulundu. Depremin üçüncü günündeyse deprem bölgesinde yaptığı açıklamada verdiği sözü tuttuğunu ifade eden Akşener, “Artık milletimizin sesini duyup bu sesi kamuoyuna yansıtma zamanı.” dedi. O günden itibaren çok daha sert eleştirilerde bulunmaya başladı, devlet yönetiminde liyakatin önemini vurguladı.

ANKA
İYİ Parti lideri, “Yaşadığımız bu büyük felakette bürokrasimizin ne kadar hantal bir yapıya büründüğünü bir kez daha gördük. Tek bir kişinin sözünün geçtiği bu ucube sistemde; ne yazık ki hiçbir devlet memurumuz tek başına karar veremiyor, sorumluluk alamıyor, inisiyatif kullanamıyor.” sözleriyle merkezileşen yönetim sistemi ile depreme müdahaledeki aksaklıklar arasındaki ilişkiyi de kurdu. “Kendi beceriksizliğini “kader planı” diyerek perdeleyemezsin sayın Erdoğan! Devletimizi yönetemediğin gerçeğini “kader planı” diyerek gizleyemezsin! Hiç kadere sığınma! Bu beceriksizliğin arkasındaki tek sorumlu sensin, sen!” sözleriyle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yüklendi. Depremzedelerin göç etmek zorunda kalması sebebiyle özellikle Hatay’da demografik değişim tehlikesi olduğunu da belirten Akşener, yabancılara konut satışının yasaklanması çağrısı yaptı.
Dikkat çeken diğer söylemler
Pek çok gönüllüsüyle deprem bölgesinde yardım organizasyonları düzenleyen Türkiye İşçi Partisi’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tehditkâr sözlerini alıntılayarak meydan okuduğu iletişim kampanyası sosyal medyada ses getirdi.

TİP
Tutuklu HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kılıçdaroğlu’nun izlediği stratejiyi “güçlü bir duruş” olarak yorumladı. Süreç boyunca sosyal medya paylaşımları yapan ve iktidara sert sözlerle yüklenen Demirtaş, muhalefete dayanışma çağrısında bulundu. Demirtaş’ın paylaştığı “Yürü Emek ve Özgürlük İttifakı! Yürü Sosyalist Güç Birliği! Yürü Millet İttifakı! Yürü Bay Kemal! Yan yana yürüyün. Birleştirin, barıştırın ve yeniden inşa edelim, yıkılan bu ülkeyi. Başka çaremiz yok, başaracağız.” mesajı, depremden önce Cumhurbaşkanı adayı çıkaracağı konuşulan Emek ve Özgürlük İttifakı'nın depremin değiştirdiği dengeler sonucunda seçimde açık şekilde Millet İttifakı’nın adayını destekleyeceğinin ilanı olarak görüldü.
Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, süreç boyunca deprem bölgesindeydi. Hükümete koordinasyon eksikliği konusunda sert eleştirilerde bulunan Özdağ’ın, asılsız çıkan “itfaiye memurunun telefonunu çalan Suriyeli” gibi iddialarda bulunması, yağmacılar sebebiyle güvenlik endişesinin yüksek olduğu deprem bölgesinde etnik gerilimi tırmandırma çabası olarak yorumlandı.
Memleket Partisi lideri Muharrem İnce, belki de deprem bölgesinde en uzun süre geçiren liderdi. İlk anda ordunun deprem bölgesine sevk edilmesi çağrısı yaptı. 2021’de Türkiye’nin en önemli sorununun deprem olduğunu ifade ettiği konuşmasını paylaşan İnce, Millet İttifakı’na da “Yarın depremi konuşacaklarmış! Hanginiz daha önce deprem konusunda konuştunuz? 20 yıldır depreme hazırlık yapmayan Erdoğan da, depremi konuşmayan siz de gideceksiniz.” sözleriyle yüklendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a da "Sayın Cumhurbaşkanı, büyük bir felaket yaşadık. Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. Ancak kullandığınız dil ve seçtiğiniz sözler kutuplaşmayı artırıyor. Lütfen bu dilden vazgeçin, siyasi parti genel başkanlarını bir masa etrafında toplayın ve bu badireyi birlikte atlatalım." sözleriyle seslendi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
"Siyaset yapmama" siyasetine karşı devleti ve değişimi hayal etmek, dayanışma ağını genişletmek
23 Şub 2023

YAZARLAR

Bartu Özden
Politics editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




