Sonbahar ile Marmara'da Müsilaj da Geri Gelecek

Yangın ve sel felaketleri yaşadığımız, canımızın ve doğamızın zarar gördüğü bir Ağustos ayını geride bıraktık. Aklımızda yangın ve selden etkilenen insanların akıbeti, doğanın yeniden canlandırılması konusunda soru işaretleri dolaşmakta.
Maalesef, bölgeden düzgün haber alınamaması, hazırlanan raporların “onaya” gitmesi ve gündemin yükü altında ezilmesi yüzünden bu soru işaretleri daha çok uzun bir süre aklımızda kalacak gibi.
Ben de Kibele Projekt kurucu ortağı Hasan Turunçkapı ile geçtiğimiz hafta Manavgat’taydım. Maalesef bölgedeki yangından bir ay geçmesine rağmen bölgedeki afet görüntüsü hala sürmekte.

Yanan alanların miktarı resmi olarak açıklanmamış, evlerini ve tarlalarını kaybeden köylüler ile sonraki adımlar için iletişim sağlanmamış. Bu yüzden bölgede çok büyük bir bilgi karmaşası ve umutsuzluk var.
Bu bölgedeki raporlama ve çalışmaların hızlıca tamamlanması gerek. Bununla beraber son dönemde yaşanan başka bir felaket bu sürecin daha da uzayacağı konusunda bizi korkutuyor.
Geçtiğimiz Şubat ayında ilk haberlerini duyduğumuz ve deniz yüzeyinde ve derinliklerinde patlama yaşayan müsilaj yayılımı aslında sona ermiş değil.
Haziran ayında yapılan çalışmalar ile deniz yüzeyinden toplanan müsilaj, durumu gözden ırak gönülden uzak bir hale çevirdi. Bununla beraber müsilaj dipte var olmaya devam ediyor ve asıl sebebi olan deniz kirliliğini engellemek amacı ile yapıcı adımlar halen atılmamış durumda.
Önümüzdeki aylarda havaların tekrardan soğumasına rağmen, deniz sıcaklıklarının yüksek kalacağı endişesi, müsilajın tekrardan yüzeyden yayılacağı korkusunu getirdi.
Müsilaj Bilim Kurulu Üyesi ve Bandırma 17 Eylül Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, müsilajın oluşumuna neden olan 3 tetikleyici şartın giderilemediğinin altını çiziyor.
Denize deşarj edilen atıkların oluşturduğu kirlilik kaynakları, yani azot ve fosfor yükünün %40 oranında azaltılması gerekirken bu adım daha atılamadı bile.
Sarı, Marmara Denizi’nin durağan yapısının, yani diple yüzey arasındaki su sirkülasyonu yeterli olmadığını ve bu yükü kaldıramayacağını belirtiyor.
Karadeniz’den gelen suyun etkisiyle müsilaj oluşumu kırılsa da Prof. Dr. Sarı, ekim sonu itibariyle gelen suyun debisinin azalacağı konusunda uyarıyor. Bu da dipteki müsilajın artarak yeniden oluşma olasılığını yükseltiyor.
Maalesef, Müsilaj Eylem Planı istenilen hızda ilerlemiyor. Atık arıtma tesislerinin tamamen ileri biyolojik arıtma tesislerine çevrilmesi konusunda süreç devam ediyor.
Her ne kadar bu konuda bir karar alınıp plan ortaya konulmuş olsa da, Sarı, mevcut arıtma tesislerinin iyileştirilmesi ya da yeni arıtma tesislerinin geliştirilmesinin bu şartlarda ancak üç yıl içinde gerçekleşebileceğini öngörüyor.
Buna ek olarak Su Politikaları uzmanı Dr. Akgün İlhan, Müsilaj Eylem Planı’ndaki eksikliklere de dikkat çekiyor. Denizin etrafında 25 milyonluk nüfus ve bunca yapılaşma varken, Marmara Denizi’nin nasıl koruma alanı olacağı konusu havada kalmış durumda.
İlhan aynı zamanda, böyle bir eylem planında hassas kıyı ekosistemlerinin dolgu alanlarıyla yok edilmesine dair neden bir tane bile madde bulunmamasına da dikkat çekiyor.
İlhan, planın son dönemde yol ve köprü projeleri üzerinden sorunlu bir ilişki olduğunu gördüğümüz kamu-özel sektör işbirliği modellerinin üzerinden ilerlemesini de sorguluyor.
Kar odaklı şirketlerin bu plana dahil edilmesi, bu tip anlaşmalarda hizmet alımı garantisi gereği, vatandaş yolu veya köprüyü ister kullansın ister kullanmasın, şirkete devletin kasasından yani vatandaşın cebinden para gitmesine sebebiyet veriyor.

Deniz temizliği seferberliği adı altında atık kabul gemileri, deniz süpürgeleri ve vidanjörlerle yapılan temizlik çalışmaları, Dr. Akgün İlhan’a göre iğneyle kuyu kazmaktan çok öteye gidemiyor.
Bu çalışmalar bir şeyler yapıyoruz gibi gözükse de, sorunun kaynaklarını ortadan kaldıracak gerçek adımlar atılmadığı sürece yapılanlar yeşil badana veya göz boyama eleştirilerini haklı çıkaracak gibi.
Dr. Akgün İlhan’a göre çözüm için planın fiziksel olarak harekete geçmesi lazım. İlk olarak yapılacak şeylerden birisi, İstanbul 1989 yılından bu yana süren arıtılmamış kentsel atık suların derin deşarj yöntemiyle denize verilmesi uygulamasına derhal son verilmesi.
İleri Derece Biyolojik Atık Su Tesisleri kesin bir çözüm olsa da, bu alanlara tek başına güvenmek doğru değil. Kentsel ve endüstriyel atık suyun döngüsel kullanımla yeniden ve yerinde kullanıma sokulması yoluyla denize deşarjın en aza indirilmesi lazım.
İlhan, daire ve bina ölçeğinde gri suyun yeniden kullanımı, yağmur sarnıçları gibi ek su yaratacak uygulamalar yaygın hale geldikçe, suyun hem daha az kirlendiğine hem de akarsu, göl, baraj ve yeraltı suları gibi birincil su kaynaklarımız üzerindeki talep baskısı azalttığına dikkat çekiyor.
Buna ek olarak müsilajı “çoğaltan” azot ve fosforun büyük bir kısmı tarım ve orman-mera gibi geniş alanlardan yağışlarla gelen yaygın kirlilik ile gelmekte.

Bunun için azot ve fosfor gübreleri, otkıran ve böcekkıran gibi kimyasal zehirleri en aza indirgeyecek, iyi tarım uygulamaları ile doğa dostu tarımın desteklenmesini önermekte.
İlhan’a göre Marmara Denizi’nin ekosisteminin yeniden canlandırılmasını da çözümün büyük bir parçası. Müsilajı salgılayan fitoplantktonları yiyerek beslenen canlıların azalması sonucu denizdeki biyolojik denge kayboluyor.
Bunun önüne geçmek için Marmara ekosistemi kendini toparlayıncaya kadar her türlü balıkçılık faaliyetine ara verilmesi, kentlerdeki dolgu alanlarının rehabilite edilerek deniz ekosistemine tekrar kazandırılması, karasal kirliliğin yanı sıra deniz trafiği kaynaklı kirliliğin de denetim altına alınması ve bu konuda caydırıcı cezaların uygulanması gerekiyor.
Müsilaj sorununu sadece Marmara’da çözmek ise yeterli değil. Deniz sıcaklığı artışının önüne geçmek için iklim değişikliğine karşı daha uzun verimli, kapsamlı ve geniş ölçekte yönetimsel adımlar gerekmekte.
Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması, emisyon azaltım hedeflerinin belirlenmesi ve bunun için yasal düzenlemelerin onanması İlhan’a göre çözümün parçalarından.
Yüzeydeki kirliliği süpürmek ve buradan ekonomik çıkar umut etmek yerine, acilen kentten ve tarım alanlarından gelen kirlilik kaynaklarının azaltılması, ekosistemi koruyacak adımların atılması ve iklim krizine karşı harekete geçilmesi gerek.
Sadece müsilaj için değil, yangın riskinin azaltılması ve sel felaketlerinin önüne geçilmesi için de bilimin sesinin dinlenmesi gerekmekte. Bilim insanlarının vardığı sonuçları, politik çıkarlar uğruna duymazdan gelirsek, daha çok felaket haberi duymaya devam edeceğiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Zaten gitmemişti ama Müsilaj Eylem Planı da çözüm olamadı, sorunu dibe itti.
03 Eyl 2021

YAZARLAR

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR



