Sosyal Sermayen Kadar Konuş!

Modern toplumsallığın bize vaat ettiği, toplumsal konumunu "kim olduğunla" değil, "ne yaptığınla" belirleme olanağından çok uzaklaştık.
Sosyal Sermayen Kadar Konuş!

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Tanınır, bilinir olmak, sosyal ilişkilerin, bağlantıların güçlü olması günümüzün dünyasında çok önemli. Epey zamanımızı alan uğraşlarımızı, üzerine çok kafa yorduğumuz, yorulduğumuz yaşam alanlarını düşünelim. Sosyal medyadan eğitime, meslek hayatına varıncaya kadar hemen her yerde temel derdimiz sadece “birisi” olabilmek değil, aynı zamanda “birileriyle” ilişkide kalmak. Çünkü başarının, paranın, gücün yolu bu ilişkilerden geçiyor. Sosyal medyada geçirdiğimiz zamana pek dertlenmiyoruz çünkü LinkedIn’deki, Instagram’daki bağlantılarımız sayesinde görünürlüğümüzü artırabiliyoruz, yeni ilişkiler kurarken var olan ilişkilerimizi de taze/canlı tutabiliyoruz. En sıradan işlerle uğraşanlar da bu yolun yolcusu, en ayrıcalıklı gibi görünen işlerde çalışanlar da.

Biz akademide bunu çok çarpıcı bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. Eskiden dünyada iyi üniversitelerde kadro sahibi olmanın yolu düzenli yayın yapmaktan geçiyordu. “Publish or perish!” (Yayın yap ya da yok ol!) akademik dünyada tutunmaya çalışanların kulağına küpe yaptığı sözler arasındaydı. Bugün yayın yapma gerekliliği artarak devam ediyor. Ama artık çok yayın yapmak yeterli değil. Yaptığınız yayınları sosyal medyadan paylaşmanız, onları duyurmak için elinizden geleni ardınıza koymamanız da bekleniyor. Prestijli üniversitelerde akademisyenlere medya ve sosyal medya eğitimleri veriliyor. Gencinden yaşlısına bugün akademisyenlerin sadece yayınlarını değil, okuduğu/okuyacağı kitapları, aldığı ödülleri, katıldığı toplantıları takipçileriyle paylaşması gayet normal, hatta beklenir oldu. Akademisyenlerin kendi web sitelerinde veya sosyal medya hesaplarındaki profil fotoğrafları bile değişti. Eskiden ağır kitaplarla dolu kitaplıklar önündeki çalışma masalarında verilen pozlar yerlerini daha dinamik, sosyal hayatın içindeki pozlara bıraktı. Kısacası bugün artık akademik dünyaya yeni katılanların kulağına küpe yaptığı söze sanki bir ek daha geldi: “publish, publicize or perish!” (Yayın yap, paylaş ya da yok ol!)

İş hayatının farklı sektörlerinde ise bu görünür, bilinir olma, takipçilerini artırma, doğru kişileri takip etme çabası çok daha sert yaşanıyor. Daha önce Zappa Zamanlar’da günümüzde meritokrasi fikrinin (çalış, çabala, kazanırsın) iflasını tartıştığımız yazılar olmuştu. Bir tanesinden doğrudan alıntılayalım:

On yıllardır demokratik ve modern toplumlarda, insanların geldikleri çevrelerden bağımsız olarak, çok çalışırlarsa, yeterince gayret gösterirlerse gerekli beceri, yetenek ve bilgileri devşirerek ebeveynlerinden daha iyi yaşayabileceklerine ve çocuklarını daha iyi imkânlarla yetiştirebileceklerine inandık. Toplumsal adalet için verilen mücadele öncelikle aileden taşınan her türlü imtiyazın ilgasına yönelikti. Çalışan kazanacaktı. Ama bir, çalışmak isteyen artık çalışacak iş bulamıyor. İki, iş bulmayı becerip çalışan da maalesef kazanamıyor.

Meritokrasi idealini yok eden gelişmeler arasında elbette bağlantıların, “networked” olmanın iş hayatındaki artan işlevselliğini de unutmamak gerekiyor. İyi işler edinmek de o işlerde en tepelere çıkmak da tanınır, bilinir olmak ve doğru kişilerle bağlantılı olmakla çok yakından alakalı. Eğitim alanındaki eşitsizlikler de bütün bu sürecin en büyük katalizörlerinden. İyi okullardan mezun olan şanslı (!) azınlığın kazandığı, sadece herkesin imrendiği bir diploma olmuyor. Ezici çoğunlukla paralı olan ya da buralara girebilmek için hazırlık aşamasında kürekle para harcanan prestijli, güçlü akademik kurumlarda kurulan arkadaşlıklar ve ilişki ağları eğitim hayatını akademik boyutunun çok daha ötesine taşınıyor. İş bulurken, eş bulurken bu okullarda gelişen arkadaşlıklar, tanışıklıklar çok işe yarıyor. Yalnızca okullar değil, içinde büyüdüğümüz çevre, iş hayatımız, kendimize yakıştırdığımız, yapmaktan hoşlandığımız hobiler “hayat şanslarımızı” etkileyecek yeni ilişki ağlarının kurulmasını da beraberinde getiriyor. Örneğin, Silikon Vadisi'ndeki teknoloji şirketlerine egemen olduğu sıkça söylenen “abi kültürü” (“bro” culture) etrafında şekillenen iktidar/sermaye ağlarını bu süreçlerden bağımsız düşünmek zor. Bu durumu Yelp’in CEO’su Jeremy Stoppelman çok sarih ifade etmiş:

"Bu şeylerin bir network etkisi var… Başarı ile ilişkilendirilen bir adınız varsa, insanlar sizi arayacaktır. Akıllı insanlar neden Harvard'a gider? Daha önce akıllı insanlar Harvard'a gittiği için."

Stoppelman’ın bilgeliğinin (!) altında bütün bu söylediklerini yaşayarak deneyimlemesi yatıyor olabilir. Kendisi e-Bay tarafından satın alınmadan önce PayPal’ın mühendislik süreçlerinden sorumlu başkan yardımcılarındandı. PayPal mafyası olarak da anılan, PayPal’dan ayrılan diğer eski üst düzey çalışanlar gibi Amerika’daki en değerli teknoloji start-up’larına yatırım yapmasıyla tanınıyor.

Buraya kadar altını çizdiğimiz eğilimleri çözümleyebilmek ve anlatabilmek için sosyal bilimcilerin yaygın olarak kullandığı bir kavram var: sosyal sermaye. Kim kimi tanıyor? Kim kimle hangi ilişki ağları içinde dolaşıyor? Kim kimle bir topluluk, grup oluşturma yönünde sosyal bağlantılar oluşturabiliyor? Bu tür sorulara verilecek cevapların yolu türlü biçimlerde sosyal sermaye kavramına çıkıyor.

Bu kavramın lügatımıza girmesinde en önemli rolü oynayanlar arasında Pierre Bourdieu var. Bourdieu, modern toplumlarda iktidar ve eşitsizlik ilişkilerini incelerken tek başına iktisadi süreçlerin toplumsal değişimi anlamaya/anlatmaya yetmediği düşüncesinden hareketle farklı sermaye türleri tanımlar. Ekonomik sermaye (ne kadar paran/servetin var?), kültürel sermaye (neleri biliyorsun, neleri beğeniyorsun?), sosyal sermaye (kimleri tanıyorsun?). Başka bir deyişle, Bourdieu’ye göre farklı toplumsal konumlanışları, bu konumlanışlar arasında yer değiştirmeleri (toplumsal akışkanlık) ve çatışmaları ekonomik sermaye analiziyle, yani sadece para sayıp, mal mülk dökümü yaparak anlamaya çalışmak yeterli olmayacaktır. Zevkleri, tercihleri, yeneni yenmeyeni de hesaba katmak gerekir, çünkü bütün bunların toplamı olarak kültürel sermaye de toplumsal konumlanışları şekillendirir ve yeni mücadele alanları ortaya çıkarır. Keza insanların kimle arkadaş oldukları, kimleri tanıdıkları, kimlerin arasında rahat oldukları, yani sosyal sermayeleri de onların bugünkü konumlarını belirlemeye katkıda bulunduğu gibi gelecekteki konumlarının oluşmasını da etkiler.

Pierre Bourdieu, 1980

Bourdieu’nün yaptığı türden kavramsallaştırmaların 1970’lerden itibaren sosyal bilimlerde yaygınlık kazanmasında aynı dönemlerde kültür, kimlik gibi meselelerin yoğun bir şekilde gündeme gelmesinin katkısı büyük. Bu süreçte tüketimin sosyal hayat içinde daha görünür ve önemli olmaya başlaması ve kimlik temelli sosyal hareketlerin siyasi alanda öneminin giderek artması çok belirleyici oldu. Başka bir deyişle, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren modern dönemde artık bitti diye düşünülen toplumsal düzenin kurucu unsuru olarak “kimsin, kimlerdensin?” sorusu farklı biçimlerde geri dönmeye başladı.

Burada bir parantez açalım ve modern dönemin belirleyici niteliklerinin başında “kimsin?” sorusundan “ne yaparsın?” sorusuna geçişin geldiğini hatırlayalım. Görece sorunsuz bir şekilde ve dayanışarak insanları bir arada yaşamaya iten nedir? Toplumsal yapının harcı nerede karılır? Bu soruların 19. yüzyılda sosyal bilimlerin ve modern düşünce akımlarının şekillenmesindeki rolü büyük. Örneğin, sosyolojinin kurucu isimlerinden Emile Durkheim’a göre bu sorular ekseninde modern toplumları modern-öncesi dönemden ayrıştıran temel özellik, mekanik dayanışmanın yerini organik dayanışmanın almış olmasıdır. Artık insanlar birbirleriyle “kim oldukları” üzerinden değil “ne yaptıkları” vasıtasıyla ilişkilenirler. Geleneklerin, inançların, mitlerin hüküm sürdüğü modernlik-öncesi dünyada insanların sosyal konumları değişkenlik göstermez. Ailen, akrabaların, soyun sopun neredeyse tek belirleyici unsurdur. Yani içine doğduğun sosyal konumda yaşar ve ölürsün. Modernlik ise karmaşık bir iş bölümü üzerinde yükselen bir toplumsal yapıdır. Burada öğretmenler-öğrenciler, doktorlar-hastalar, avukatlar-davacılar arasında karşılıklı ihtiyaçlar üzerinden bir ilişkilenme söz konusudur. Hayatta ne olacağını belirleyenin doğduğun aile değil alacağın diploma olacağı bir toplum vaat eder modernlik. Çalışanın kazandığı, becerinin ve liyakatin ödüllendirileceği bir dünya. Bu dünyada kim olduğun, hangi sosyal çevreden geldiğin değil, uzmanlığın, becerilerin, işini nasıl yaptığın senin hayat şanslarını belirleyecektir.

Gelin görün ki 21. yüzyılın modern dünyasında hâl hiç böyle değil. Şimdi yeniden en büyük derdimiz tanınmak, bilinmek ve doğru insanlar arasında dolaşmak.

Sosyal sermaye kavramıyla birlikte Bourdieu gibi ahir zaman modernliğinin kuramcıları “kimsin?” sorusunun kapitalist modernitenin kurucu ögelerinden biri olmaya devam ettiğini (geri dönüş yaptığını?) tanımış oldular. Uzun zamandır birçok sosyal bilimci sosyal sermaye sahipliği ve yüksek gelire erişim de dahil olmak üzere ekonomik esenlik arasında doğrusal bir ilişki olduğunu düşünüyor. Öte yandan sosyal sermaye tanımlamaları diğer sermaye türlerine göre hep daha muğlak kaldı. Başka bir deyişle sosyal sermayenin hangi netlikte tanımlanabileceği ve nasıl ölçüldüğü sorunlu ve tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor.

Birkaç ay önce Nature dergisinde Harvard tarihinin en genç kadrolu iktisatçılarından Raj Chetty ve arkadaşlarının sosyal sermayenin sosyal akışkanlığa yani toplumsal sınıflar, konumlar arası hareketliliğe etkisi ile ilgili çok dikkat çeken iki bölümlük bir çalışması yayımlandı. Son baktığımızda derginin sayfasından makaleye erişim 110 bin civarındaydı. Bu araştırmayla ilgili genelde arkadaşlığın yararlarına vurgu yapan birçok haber yapıldı.

Kaynak: Social capital I: measurement and associations with economic mobility, Nature, 1 Ağustos 2022

Hemen her yerde toplumsal parçalanmaların, kutuplaşmaların, farklı toplumsal gruplar arasında artan gerilimlerin ve düşmanlıkların ana gündem maddesi olduğu bir dünyada bu makalenin gördüğü ilgi çok şaşırtıcı değil elbette. Ne de olsa birazcık akıl ve izan sahibiyseniz bu gidişatın sonunun hiç parlak olmadığını görmemek ve ne yapsak da türlü dertleriyle iyice şişen dünyanın birazcık gazını alsak diye düşünmemek mümkün değil. Chetty’nin makalesi günümüzün en önemli sorunlarından ekonomik eşitsizlik ve toplumsal bütünleşmeyi bir arada ele alıyor ve yaşanan sorunlara çözümler öneriyor. Ampirik odağında ABD olan makalenin tartıştığı kavramlar ve temalar itibariyle başka ülkeleri de ilgilendiren birçok yönü var.

Raj Chetty, ekibindeki Matthew O. Jackson ve Theresa Kuchler gibi iktisatçılarla birlikte, 25 ve 44 yaş arası tüm Facebook kullanıcılarının dahil olduğu devasa bir veri setini incelemiş. Bu toplam 72 milyon insana, yani aynı yaş grubunda ABD nüfusunun yüzde 84’üne karşılık geliyor. Chetty ve arkadaşları bütün bu insanların kendi aralarında oluşturdukları 21 milyar arkadaşlığı mercek altına almışlar. (Araştırmanın veri setine Chetty’nin direktörlüğünü yaptığı Opportunity Insights’ın websitesinden ulaşılabiliyor. Bu merkezin temel misyonu, büyük veri kullanarak her kesimden gelen çocukların ekonomik fırsatlarını artırmaya ön ayak olacak araştırmalar yapmak.)

Söz konusu çalışmada sosyal sermaye tanımlanırken üç temel kritere odaklanılmış:

  1. bağlantılılık (kendi sosyo-ekonomik Statü-SES grubunun dışından kaç insanla bağlantın var?)
  2. sosyal uyum (arkadaşlarının kaçı birbirleriyle de arkadaş?)
  3. sivil katılım (gönüllü yaptığın işler çok mu?)

Araştırmanın sonuçları kullanılan kriterler arasında en çok etki yaratanın açık arayla bağlantılılık kriteri olduğunu gösteriyor. Yani düşük gelirli çevrelerde yetişmesine rağmen daha çok yüksek gelirli ailelerden gelen arkadaşları olanların diğerlerine göre hayatta yukarı doğru sosyal akışkanlık (daha yüksek ekonomik refah düzeyine ulaşma) ihtimali çok daha yüksek. Bu neden böyle oluyor sorusuna araştırmacıların verebildiği net bir yanıt yok. Düşük gelirli gruplardan gelenlerin yüksek SES grubundan gelen arkadaşları sayesinde üniversite tercihleri ve iş fırsatları konusunda isabetli bilgiye ulaşma şanslarının daha yüksek olması üzerinde durdukları temel mekanizmalar arasında.

Social capital II: determinants of economic connectedness, Nature, 1 Ağustos 2022.

Öte yandan araştırmanın diğer önemli katkısı, makalenin ikinci bölümünde, niceliksel yöntemler farklı sosyo-ekonomik gruplardan gelen insanların topluluklar yoluyla birbirleriyle nasıl verimli arkadaşlıklar kurabildiğini gösterebilmesinden kaynaklanıyor. Bu durumun ortaya çıkmasının birinci temel koşulu, beklenildiği gibi, farklı toplumsal gruplardan gelenlerin bir arada olacağı, birlikte vakit geçireceği ortamların varlığı. Bu, gerekli ama yeterli bir şart değil. İkinci olarak, belki de daha önemlisi, bu ortamların farklı toplumsal gruplardan gelen insanların birbirlerine karşı önyargılarının (arkadaş yanlılığı) üstesinden gelerek yakınlaşmalarına ve arkadaşlık kurmalarına zemin hazırlayacak özelliklere sahip olması gerekiyor. Bu durum makalenin özet paragrafında şöyle ifade ediliyor:

“Arkadaşlık yanlılığı, insanların etkileşimde bulunduğu grupların yapısına göre şekillenir. Örneğin, arkadaşlık yanlılığı daha büyük ve çeşitliliği fazla gruplarda daha yüksektir ve dinî kuruluşlarda (örneğin kilisede) okullar ve işyerlerine göre daha düşüktür.”

Sosyal sermaye araştırması, çalışmada varılan sonuçlar paralelinde üç temel alanda isabetli politikalar (müdahaleler) geliştirme önerisiyle sona eriyor:

  1. (Özellikle okullarda) Etkileşim ortamlarının ebatlarını küçük tutmak ve farklı kesimlerden gelen öğrencilerin oluşturacağı gruplaşmaları takip etmek,
  2. Mekânların ve şehrin yeniden yapılanması: Her kesimin katılımına açık kafeteryalar, parklar, kütüphaneler yapmak,
  3. Karşılıklı etkileşime elverişli yeni ortamlar yaratmak.

Bu önerileri düşününce içinde bulunduğumuz ortamların arkadaş yanlılığını körükleyen ve önyargıları daha da pekiştirecek özelliklere sahip olduğunu hatırlamadan edemiyoruz. Hem sınıfsal hem de dünya görüşlerine göre ayrışmış okullarda okuyoruz, yine sınıfsal ve hayat görüşlerine göre ayrışmış korunaklı mekânlarda yaşıyoruz. Her kesime açık, yasaksız, koşulsuz, polissiz parklar, kütüphaneler bir elin parmaklarını geçmiyor, içerisinde çeşitliliği barındıran kamusal alanlar yok denecek kadar az. Modern toplumsallığın bize vaat ettiği, toplumsal konumunu "kim olduğunla" değil, "ne yaptığınla" belirleme olanağından çok uzaklaştık. Bugünün sorusu belki “kimsin, kimlerdensin?” değil ama “kimler seni tanıyor?” Bu da epey klostrofobik, dışlayıcı ve özgürlüğü kısıtlayıcı bir soru.


Chetty’nin çalışmasına dikkatimizi çeken Murat Koyuncu’ya ve bültenimizin hazırlanmasında bize büyük destek veren Burak Şuşut, Özge Açıkkol ve Zeynep Uysal’a çok teşekkür ederiz.

Bitirirken her zamanki hatırlatmalarımızı yapalım: Bu yayını çevrenize iletebilir, https://aposto.com/n/zappa-zamanlar adresi üzerinden ücretsiz kayıt olmalarını söyleyebilirsiniz. [email protected] adresinden bize ulaşabilir ve düşüncelerinizi, okuma ve dinleme önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

Hepinize şimdiden iyi haftalar dileriz. 20 Kasım’da görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.


* Kapak görseli açıklaması: Jonathan Harris, 2005 yılından bu yana çevrimiçi bloglardan elde ettiği insan duygularının bir kataloğunu oluşturuyor. Sanatçının kullandığı sistem her birkaç dakikada bir, dünyada yeni yayınlanan blog girdilerinde "hissediyorum" ifadesinin geçip geçmediğini araştırıyor. Böyle bir ifade bulduğunda, cümlenin tamamını kaydediyor ve cümlede ifade edilen "duyguyu" tanımlıyor (örneğin üzgün, mutlu, depresif, vb.). Bu projenin sonucu, her gün 15 ila 20.000 artan birkaç milyon insan duygusundan oluşan bir veri tabanı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Sosyal Sermayen Kadar Konuş!

Modern toplumsallığın bize vaat ettiği, toplumsal konumunu "kim olduğunla" değil, "ne yaptığınla" belirleme olanağından çok uzaklaştık.

06 Kas 2022

We Feel Fine- Jonathan Harris, online project, 2005 *

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet

Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.

26 Nis 2026

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.

12 Nis 2026

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.

29 Mar 2026

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.

08 Mar 2026

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.

15 Şub 2026

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk