Spiritüel Baypas Nedir?

Üzerime bir örtü ört ve şifa bulayım!
Spiritüel Baypas Nedir?

Bu kısımda psikoloji, sosyoloji gibi alanlardan çeşitli konulara ilişkin, Nedir? sorusunu soruyoruz. Bu sayıda Spiritüel Baypas Nedir? sorusuna cevap arayacağız.

Spiritüel öğretiler, dinler, mitler insanları kolayca içine çekme özelliğine sahiptir. Çünkü hem bir yere ait olma, hem de bir iyileşme vaat edebilirler. Bu yüzden, özellikle insan olmanın getirdiği sürekli bir arayışta olma hali, anlam bulma çabası, bir şeylere inanma ve ait olma ihtiyacı da bu çekilmeleri arttıran durumlardır. Bazı durumlar, kendi baş edebileceğimiz ya da bir topluluğun içinde olarak da çözüm bulamayacağımız haller olur, psikoterapi devreye girer, çok da yardımı dokunur. Bilinçli bir şekilde spiritüel öğretilerle desteklenen psikoterapi, kendimize çok daha yakınlaşmamızı sağlayarak, hayatımıza ışık sunabilir. Bununla birlikte bir çok konuda olduğu gibi, amacının ötesine geçen tüm uygulamalar bir noktadan sonra yarardan çok zarar vermeye başlayabilir. İşte spiritüel öğretilerin amacını yitirdiği nokta da tam buradadır.

Spiritüel ya da ruhani baypas, spiritüel öğretilerin bize bir “kaçış” imkanı sunduğunu bilinçli ya da (genellikle) bilinç dışında fark ettiğimiz noktada ortaya çıkmaya başlar.   Sorunları bastırmak ya da manevi yollarla sorunlara bir anlam bulmak da spiritüel baypasın özelliklerindendir. Bunun çok çeşitli şekilleri olabilir, bir guruya, ruhani lidere tutunma, aydınlanmaya tutunma, astrolojik haritamıza tutunma, meditasyonlara tutunma, yogamıza tutunma, pozitivist hallere tutunma…Bu terim, yaklaşık 40 yıl önce, psikolog John Welwood tarafından ortaya atılıyor. Welwood, bir röportajında şöyle diyor:

Spiritüel baypas, içinde bulunduğum Budist toplulukta ve ayrıca kendimde gerçekleştiğini gördüğüm bir süreci tanımlamak için uydurduğum bir terim. Çoğumuzun içtenlikle kendimiz üzerinde çalışmaya çalışıyor olmasına rağmen,  çözümlenmemiş duygusal durumlarla, psikolojik yaralar ve tamamlanmamış gelişim görevleri gibi şeylerle yüzleşmekten kaçınmak için manevi fikirleri ve uygulamaları kullandığımıza ilişkin yaygın bir eğilim fark ettim.

Spiritüel uygulamalara çoğu zaman kendimizi daha iyi hissetmek için, “şifa” bulmak için, ya da en azından “daha iyi” olmaya yönelik bir umut barındırdığı için yöneliyoruz. Ancak işte bu “daha” iyi hale doğru olan isteğin, bir süre sonra mevcut sorunları pas geçerek, bunlara doğrudan bakmak yerine, bizi güvenli olduğunu düşündüğümüz bir “kaçınma hali”nin içine oturtup oturtmadığına dikkat etmek gerekiyor. Yıllardır meşhur olmuş “positive vibes only” (sadece olumlu duygular) kavramı da bir süre sonra bu döngüyü besler hale gelebiliyor.

Bu arada, olumlu olmakta hiç bir sorun yok, aksine olumlu olma hali kişinin ruhunu besleyen bir durum. Zihnimizin sürekli sorun bulmaya yönelik çalıştığını düşündüğümüzde, çözüm bulan bir zihin halinin içinde kalmaya çalışmak da oldukça faydalı. Ancak burada tanımlamaya çalıştığım durum, sürekli o pozitif halin içinde kalmaya ant içmişçesine, günlük olaylara, içimizde olup bitene bakmayı inceden reddetmek ve sürekli yüksek ve olumlu ruh halinde kalmaya çabalamak. Çok basit bir örnekle, her sorulduğunda “iyiyim” yanıtını vermeyi zorunlu zannetmek. 

John Welwood’un ropörtajında bahsettiği bir noktayı daha alıntılamak istiyorum:

Yıllarca bir mağarada tek başına inzivaya çekilen bir yogi olsaydınız, psikolojik yaralarınız sadece kendi uygulamanıza odaklanmış olduğunuz bir ortamda çok fazla ortaya çıkmayabilir. Çözümlenmemiş psikolojik sorunlarımızın en yoğun şekilde ortaya çıkma eğilimi ilişkilerdedir. Bunun nedeni, psikolojik yaraların her zaman ilk bakıcılarımızla olan ilişkilerimizle bağlantılı olmasıdır.

Bu anlamda meditasyonun da baypas yolunda sıkça kullanıldığını fark etmek mümkün. adeta bir çeşit kalkan gibi…Bu gibi durumlarda, şunu da sıkça duymak mümkün: xx yıldır meditasyon yapıyorum, ama zihnim sakin kalamıyor…

Burada neyi ne için yaptığımızı bir durup sorgulamakta fayda olabilir. İnsan zihni oldukça kompleks bir yapı ve son derece zeki bir mekanizma. İstenmeyen şeylerin içine girmeye direnme konusunda da bir dünya markası. Dolayısıyla meditasyonu uygularken bile, sadece “yapmış olmak için yapmak” (bu konuya sıkça değiniyorum biliyorsunuz), bizi sadece kandırıyor ve spiritüel baypas halimizi besliyor olabilir. 

Peki ne yapalım? Spiritüel uygulamalara mesafeli mi duralım? Her seferinde kendimizi sorguya mı çekelim? Tabiki hayır. Burada bana sorarsanız altın kelime “ilişki”. İlişkilenme biçimlerimizde kendimize dev boy aynaları mevcut. 

Nilüfer Devecigil, Işığın Yolu isimli kitabında diyor ki, “İlişkilerde incinir, ilişkilerde iyileşiriz.” Dolayısıyla, kendi kendinize pratik ettiğiniz her türlü durumu, önce kendimizle ilişkimizde sindirmek, sonra da evde, sokakta, iş yerinde, aklınıza gelebilecek her türlü ilişkilenme halinde nasıl yansımalara sahne olduğunu gözlemlemek önemli. Hayattayız, hayatın içindeyiz. İzin verelim spiritüel uygulamalar da, bize yeni bir gerçeklik yaratmaktansa, hayatımızın gerçekliğinin bir parçası olsun.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

İçimdeki Dünyaİçimdeki Dünya

BÜLTEN SAYISI

HAZİRAN ' 4

Artık devir değişti...

12 Haz 2022

HAZİRAN ' 4

YAZARLAR

İçimdeki Dünya

İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR