Spotlight on: Oğuz Altınöz

- Oğuz Altınöz kimdir? Bize kendinden kısaca bahseder misin?
Oğuz Altınöz: 1995-İstanbul doğumlu, daha evvel sayısız sektörde çalışmasının ardından kendini son 4-5 senede -her açıdan- sinemaya adamış, yolu kader bağlamı gereği, asla kolay güzergaha düşmeyen, nevi şahsına münhasır, savaşçı birey.
- Kısa film çekmeye nasıl karar verdin? Senin için kısa filmin anlamı nedir?
Sinema, düzinelerce basamaktan oluşan ve tırmanmanız gereken bir dağdan çok, yıllar boyu yürümeniz ve hiçbir metreyi es geçmemeniz gereken düz bir yol.
Sinemanın, görsel ve işitsel tüm duyulara hitap etmesi sonucu, bir derdi anlatmanın en iyi yolu olduğunu düşünüyorum ve benim çok fazla derdim var. Bu bağlamda bir gün muhakkak bir film yapma hedefiyle yola çıkmıştım. Kısa film de hedefim doğrultusunda yürümek için can attığım, üstündeyken de çok büyük keyif aldığım çakıllı bir yoldu. “Ne diyor bu düdük makarnası?” diyecekler için açayım; hedefim, kendi üslubumla uzun metraj film yönetmenliği yapmak.
- Senin için deneysel sinema nedir?
Deneysel sinema, otoritelerce kabul edildiği şekliyle sinemada o ana kadar kullanılmamış konuları, ilginç ve değişik tekniklerle ele alarak yapılan ve sinema sanatçılarına yeni ufuklar açmayı hedefleyen film türü olarak tanımlanmaktadır.
Bu evrensel bir kavram olsa da birçok tanım veya terim gibi, bunun da coğrafyaya özgü bir şekilde farklılık gösterdiğini düşünüyorum. Şahsi penceremden bir nevi “glokal”leşmek durumunda kalıyor kendisi.
“Müslüman mahallesinde salyangoz satmak.”, bir deney mi? Yoksa ahmaklık mı? Bu, tartışmaya açık bir konu. Daha evvel Avrupa sineması veya Hollywood’da denenmiş olmasına rağmen, bu topraklarda adı bile geçmemiş olan birçok teknik, anlatılmaya çalışılan hikaye veya duygu, eğer ilk defa masaya yatırılıyorsa, bunun da deneysel sinema adı altında anılması gerektiğini düşünüyorum. Buna en büyük örnek, kendisinden evvel Tarkovsky, Béla Tarr, Lars Von Trier gibi isimler tarafından benimsenen sinema anlayışının, bu ülkede nispeten ilk defa Nuri Bilge Ceylan tarafından uygulamaya geçirilmiş olmasıdır. Üstelik ülkemiz adına, birçok yeni isim ve dimağ için pusula oldu.

Farklı bir konu olsa da değinmek istediğim bir nokta var. Ne var ki “Nuri Bilge gibi olmak.” çabasını çokça görür oldum. Bu, oldukça saçma. Farklı hayatlar, şartlar ve yaşanmışlıklar. Size, “Taklitler asıllarını yaşatırlar.” gibi basit bir cümle kurmak istemiyorum; fakat sadece kokarlar. Ucuz bir replika gibi, kalitesiz malzemeden yapılan ayakkabı gibi, bir süre sonra kokuşurlar.
Peki, benim için ne ifade ediyor kısa film? Olmazsa olmazdır. Kısa vadede bir film adına herhangi bir şey ifade etmeyebilir. Fakat gelecek adına sınırları belli olmayan sinemanın çerçevesi baz alındığında bambaşka dönemlere açılan bir kapı hüviyetinde olabilir.
- Bize biraz kısa filminden bahset. Hikayeyi oluştururken aldığın ilhamlar nelerdi?
“Sen neysen, filmin de odur.” Eğer taklit etmiyorsan. Sanırım ilham almaktan ziyade, izlerken kendimden meseleler bulacağım bir şey yapmak istedim. Bugüne kadar yaşadıklarım, beni ben yapan her şey, bu filme ilham olmuştur diye düşünüyorum.
Kendisinden bahsetmem gerekirse, bünyesinde mitolojik ve dini ögeler barındıran, tek bir kişinin yer aldığı, -neredeyse- diyaloğun olmadığı, siyah-beyaz, soğuk bir gerilim filmi. En azından ben böyle tanımlıyorum.

- Filmin ön yapım, yapım ve post yapım aşamasında yaşadığın zorluklar nelerdi?
Ön yapım aşamasında karşılaştığım en büyük sorun, kaynak oluşturmaktı. Elbette bir zorluk, elbette bir problem; fakat sinema=para. Bu işi yapacaksanız para harcamak zorundasınız; hele yolun başındayken… Bu nedenle çok da kafaya takmadım.
Yapım aşamasında ise sadece benim değil, her sinemacının yaşadığı en büyük zorluk, çalıştığınız insanlarla hedefler ve idealler doğrultusunda aynı paydada buluşamıyor olmanız. Herkes, iş başlamadan önce “Evet abi, ne demek, tabii ki öyle olacak…” gibi cümleler kuruyor siz anlatırken; fakat iş başladığında durum değişiyor. Herkesin sizin derdinizle dertlenmesi, aynı kaygıları ve hedefleri paylaşması elbette zor; fakat en azından nötr kalmayı başarabilmeli herkes. Yarar sağlamıyorsa, zarar da vermemeli.
Bir örnek vereyim, filmi çektiğimiz odada bir masa vardı. O masayı çekim için bir saati aşkın süre boyunca düzenledik, deneme çekimleri yaptık, ışıktı, açıydı… Kararlar verdik, her şey hazır hale geldi. Çekime geçtik; tabii sinema bu, her daim terslikler çıkabiliyor insanın karşısına, ışık düşüyor, toz kalkıyor… Velhasıl o gün içinde o masanın olduğu sahneleri tamamlayamadık. “Devamlılık”. Devamlılığı var bu masanın, bozulmaması gerekiyor. Karakter, o masadan bir şeyler almış, bazı şeylerin yeri değişmiş. Birebir aynı kalmalı o masa, hatta odanın tamamı. Akşam paydos verdik, evlere dağıldık, tabii masadan da biri sorumlu. Sabah sete geçtik, odadan içeriye girdik, tam afyonum da patlamamış böyle, bir mahmurluk var. Gözlerimi ovuşturdum, bir baktım ki masa yok… Gerçekten.

İşte bu noktada yanınızda yer alan bir numaralı yoldaşınız çok önemli. Aksi halde camı pencereyi indirip, kavga edip, filmi yakma ihtimaliniz çok yüksek. Neyse ki buna sahiptim. Kendisine müteşekkirim.
Post yapım aşamasında ise yaşadığım zorluklar, şahsıma ait meseleler. “Kill your darlings.” olayına girmek, yani iki öge arasında seçim yapmak zorunda olmak, gerçekten çok zor. Aynı sahneyi iki şahane açıdan çekmişsiniz -en azından siz öyle düşünüyorsunuz-; fakat yalnızca biri yer alabilir filmde. Ya da sahnenin duygusunu vermek adına kullanmak istediğiniz müzik ve yazılarda kullanmak istediğiniz font türünü seçme aşaması…
Yine de bu saydığım zorlukları üst üste koysanız da anlatmadığım onlarca derdi bir araya getirseniz de hayatımın en harika haftasıydı.
“On dakikalık bir filmde yaşadıklarını düşünüp, uzun metrajdan korkman gerekmez miydi?”
Yönetmenlik: Sette karşınıza çıkan her soruna cevap bulma işi. Film çekiminin üstünden geçen 2-3 hafta sonucunda ben buna hasret vaziyetteyim. Muazzam bir deneyimdi vesselam.

- Başka kısa filmler de yapmayı düşünüyor musun?
En az bir, en çok dört kısa film daha yapmayı düşünüyorum. İki senedir sürekli revize ettiğim, üzerinde değişiklikler yaptığım dört adet kısa film senaryosu var. Hatta ikisi, henüz tamamlanmış değil ve her biri uzun metraj da olabilecek hikayeleri sahipler. Kim bilir, belki kısa filmini yaptığım bazı senaryoları ilerleyen zamanlarda uzun metraja çevirme şansı bulabilirim. Yok mu bunun bir örneği? Bkz: David Lynch.
Bu bültende bana yer vermek istediği için Akasha Coral’a çok teşekkür ediyorum. Hayatımda verdiğim ilk yazılı röportaj olması ayrı, kahve eşliğinde okumaktan çok zevk aldığım “Show Business” bülteninde yer alıyor olması ayrı mutluluk verici… Okuyun, paylaşın. Lazım böyle işler. (Editör notu: :-))
Ben Oğuz Altınöz, kendinize iyi bakın, hoşça kalın.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
NFT'ler animasyon serisi oluyor; sette bezginlik ve yorgunluk; deneysel kısa filmler; podcast üzerine düşünceler
24 Kas 2021

YAZARLAR

Show Business
Yeni dijital eğlence sektörüne dair gelişmeler, analizler ve öneriler her çarşamba saat 13:00'da gelen kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR


