

Userspots Space Club'da ücretsiz Zapier eğitimi İş akışlarını otomatize etmeye yarayan Zapier, doğru şekilde kullanıldığında dikkate değer kolaylıklar sağlıyor. Örneğin ekipler, destek masasına düşen bir hata bildirimini doğrudan Jira board'una alabiliyor; çözüm sağlandığında hem ekibe hem de kullanıcıya Slack ve e-posta üzerinden bildirim gönderilebiliyor. Zapier, bu gibi birçok senaryoya olanak tanıyor. Kullanıcı deneyimi alanında araştırma, test, tasarım, strateji, inovasyon, yazılım ve eğitim hizmetleri sunan tasarım merkezi Userspots'un komünite platformu Space Club'ın Tool of the Week bölümünde bu hafta Zapier var. UX danışmanı ve Userspots CEO'su Mustafa Dalcı bu videolu eğitimde kullanıcılara; Typeform ve Google Sheets kullanarak ilk Zap'larını nasıl oluşturabileceklerini, Verileri güncelleyerek Multizap oluşturmanın yollarını, Zapier’ın sunduğu filter, path ve delay özelliklerinin nasıl kullanılacağını anlatıyor. Bu video serisi dâhil, Userspots Space Club'ın sunduğu ücretsiz kaynaklara ulaşmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Tasarımlarında zaman ve doğal döngüleri sık sık ele alan ve soyut kavramları şiirsel bir estetik ile somutlaştıran Studio Ayaskan'ın kurucuları ve tasarımcıları Bike ve Begüm Ayaskan konuğumuz.
-İlk olarak bize kendinizden ve stüdyonuzdan bahseder misiniz?
Studio Ayaskan’ı Begüm ve Bike, ikiz kardeşler olarak 2015’te Royal College of Art’tan mezun olduktan sonra kurduk.
Stüdyomuzda doğanın döngülerinden esinlenerek, teknoloji, sanat ve tasarımı birleştirerek, objelerin kavramsal değerlerini ön plana çıkaran ve doğada olduğu gibi zamanla değişime uğrayan projeler üzerinde çalışıyoruz. Bizim için sanat ve tasarım bir keşif ve yolculuk. Her yaptığımız projeye deneysel bir yaklaşımla başlıyoruz. Projelerimizin başlangıç noktası bir konsept oluyor. Genelde deneysel yöntemler ve “smart” malzemeleri birleştirip, doğada da olduğu gibi, tasarımlarımızda, değişkenliğe açık elementleri irdeliyoruz. Bizim için önemli olan, doğayla ilgili kavramları, mevcut malzemeleri ve geleneksel yöntemleri, yeni teknolojiler aracılığıyla yeniden yorumlayıp, doğayı insanlarlara yakınlaştıran ve beklenmeyeni hedefleyen deneyimler oluşturmak.
Zaman kavramına yaklaşımınızdan bahsedebilir misiniz? Bence, Trace ve Sand tasarımlarınız, zaman kavramının soyutluğunu başarılı bir şekilde maddeleştirebilen, örneği az bulunan tasarımlardan. Bu iki tasarımdan ve yaratım süreçlerinden bahsedebilir misiniz?
Zaman, hepimiz için tek yönlü akmasına rağmen aslında her zaman aynı hızda akmıyor. Hem yer çekimi gibi fiziksel etkenler zamanın akışını etkiliyor, hem de algılarımız zamanın daha hızlı veya daha yavaş geçmesine sebep oluyor. Yani aslında zaman, Einstein’ın Genel Görelilik Kuramı'na göre, yer çekimi gibi etkenler tarafından akışı etkilenen ve hepimiz ve her yer için değişken bir kavram. Yine doğanın döngülerine baktığımızda, mevsimlerin uzunluğu, gün doğumu ve batımı hep farklı zamanlarda oluyor.

Trace
Hem Trace'i hem de Sand'i geliştirirken doğanın döngülerindeki bu spontane oluşumları, objelerimizin bir parçası olarak yansıtmak istedik. Genelde bütün projelerimizde kontrol edemediğimiz ufak dokunuşların olması bizim için çok önemli. Hem Sand'de hem de Trace'de var olan mekanik döngü çok kontrollü olmakla birlikte, yansımaları fiziksel elementlerle değişime uğruyor. Sand tasarımımızda kumun yer değiştirmesiyle oluşan şekiller ufak değişimler gösteriyor. Trace'te bu değişim biraz daha ön planda. Trace'te ışıkla temasa geçen pigment, kimyasal bir reaksiyon sonucu kısa bir süreliğine renk değiştirip arkasında zamanın geçişini gösteren bir iz bırakıyor. Sıvıda çözünmüş pigmentler yer değiştirdikçe, oluşan şekillerin değişmelerine neden oluyorlar.

Sand
Zamanı farklı yansıttığınız projelerinizden birkaçı da Growth ve Transitions. Bize bu iki projenizi anlatabilir misiniz?
Transitions serisi Londra'da Design Museum'de optikler ve zaman üzerine yaptığımız bir araştırma projesiydi. Projede çıkış noktamız iklim değişikliği, küresel ısınma ve Dünya’nın natürel soğuma ve ısınma döngüleriydi. Bunun için ‘hot ice’ isimli bir materyalden yararlandık. Hot ice, oda sıcaklığında buz gibi kristalize olma özelliğine sahip ve ışığın ısısı ile eriyerek aynen su döngüsünde olduğu gibi su gibi transparan bir sıvıya dönüşüyor. Dünya’nın döngülerindeki iklim değişikliklerinin getirdiği ‘bliss point’i irdeleyen bir çalışma aslında Transitions. Soğuma ve ısınma evrelerinin arasındaki, gökkuşağı ile sembolize ettiğimiz iklimin ve koşulların, insanlara en uygun olduğu dönem (Holocene).

Transitions
Residency boyunca, özellikle sıvıların dinamiklerinden ve materyallerin evrelerinden faydalanmaya, ayrıca ışık ve optikler üzerinde de çalısmaya başladık. Işıkla tasarımlarımızda oluşan farklılıkları, malzemenin erimesi, sudan gökkuşağı oluşması, ışıkla oluşan şekilleri, ışıkla mekanlara yansıtıp, obje ve mekanın arasında oluşan sınırları azaltmaya yönelik çalışmalara yönelmeye başladık.
Bu projeyle, ışık, sıvı ve malzemelerin optik özelliklerinden faydalanarak, zamanı mekanlara yansıtmayı hedefledik. Işığın, ufacık bir kaynaktan çıkarak dokunduğu heryeri dönüştürme özelliği var. Bu dönüşümü sağlamak için fiziksel elementlerin ve kimyasal reaksiyonların oluşturduğu döngülerden faydalanarak, doğadaki spontane oluşumları tasarımın bir parçası haline getirdik.
Growth daha eski bir projemiz. Yine bu projede doğada var olan büyüme eylemini, bir objeye nasıl yansıtabileceğimiz sorusuyla ortaya çıktı. Doğada her şey matematiksel olarak açıklanabiliyor ve bu sayede origami sanatından da faydalanarak, geometrinin istediğimiz şekilde davranmasını ve açılmasını, şekiller üzerinden malzemeye kodladık.
Yine mekanların ve objelerin daha dinamik olması gerektiği ve bizlere, döngülerimize uyum sağlayabilmesi gerektiği görüşüyle oluşturduğumuz bir proje.

Growth
-Son olarak, doğal döngülere olan ilginizi tasarımla buluştururken en çok nelere dikkat ettiğinizi anlatabilir misiniz?
Doğanın karmaşık mekanizmaları içinde, spontane oluşumlar ve anlık dalgalanmalara rağmen her şey birbiriyle bir uyum ve denge içinde. Yakından baktığımız her ekosistem kendi dinamikleri ile sürekli bir değişim içinde ama bakış açımızı biraz değiştirdiğimizde ve Dünya'ya bir bütün olarak baktığımızda her şey ‘bir’leşiyor.
Astronotlar ilk kez uzaya çıkıp, Dünya'dan uzaklaştıkça, gezegenimiz ve tek evimiz ufuktaki küçük bir mavi noktaya dönüşüyor. Dünya’yı ilk defa uzaydan gördükleri o anı ‘Overview Effect’ olarak tanımlıyorlar, ve algılarındaki kavramsal dönüşüm sonucunda hepsi Dünya’daki her şeyin birliği ve birbirine bağlı ve bağımlı olmasından bahsediyor. Aslında içinde spontane ve sürekli değişimlerin olduğu Dünya'mız, uzaydan küçük, tek başına ve narin dengesi ile bir bütün oluşturan bir hücreye benziyor ve bütün oluşturduğumuz bariyerler ve sınırlar bir kürenin içinde yok oluyor.
İşlerimizde bu ‘controlled spontaneity’i, belli kuralların içinde spontane reaksiyonlar, değişimler ve tekrarlayan döngüler halinde yansıtmayı araştırıyoruz ve bunu zaman çerçevesinde yorumluyoruz. Biz tasarımlarımızla zaman döngüsünü yaşadığımız mekanlara getirerek, zaman kavramıyla olan bağımızı tasarımlarımızla ifade ediyoruz ve yaşadığımız alanlara doğallık ve bu döngüler içinde hepimizin birbirine bağlı olduğumuz hissini oluşturmaya çalışıyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Bu sayımızda tasarımda zaman algısı konusuna değindik.
06 May 2021

YAZARLAR

Elif Uluca
Tasarlayanlar
İLGİLİ OKUMALAR


