
Sükunetin leziz kokusu burnunda güne başlamak, sadece Ayvalık’a özgü olmasa da onun ününe katkısı büyük bana kalırsa. Hayatımın boyumdan uzun dönemini geçirdiğim bu küçük ilçe ile Line’a girişmek doğru bir karar diye düşünerek başladım anılarımı derlemeye.
Bir yeri tanımak, ona yıllarını vermektir elbette. Fakat bazen hayatını adasan da tanıyamazsın bazı yerleri o yüzden bugün sadece merkeze uzanan bir Ayvalık turu yapacağız seninle.
Günün ilk saatleri yüzde tuz kurusu, tepede mavi bayrağıyla “merhaba” der sana Ayvalık. Ayaklarının altında, bir lamba cininin geride bıraktığı toz zerreleri kadar ince ve parlak kumuyla ve buzdan hallice suyuyla dinlenmenin getireceği rehavete karşı savaş açmışçasına uyarı verir bedenine.
Plajlara ulaşmak zor değil burada. Nerede olursan ol toplu taşımayla “yüksek sesli” bir halkın içinden keyifle ulaşabilirsin istediğin plaja.
Kime sorsan gösterir; Sarımsaklı Plajı - Badavut Plajı - Patriça Koyu - Duba Plajı - Şirinket Plajı- Merkez Halk Plajı- Çataltepe Plajı - Paşa Limanı - Altınova Sahil - Ortunç Koyu (yazamadıklarım beni affetsin).
Sahilde yediğin patates kızartması ve biranın tadı damağında yola koyulmalısın artık, Perşembe Pazarı seni bekler... Ayvalık’ın ünlü büyük pazarı, pandemiden önce her perşembe açılan çevre illerin yanı sıra komşu kent Midilli’den de misafirlerini ağırlayan, taş evlerin ortasına kurulmuş bir festival... Bölgenin haftalık ihtiyacını karşılama amacıyla kurulan pazar, büyüklüğü ve ürün çeşitliliği sebebiyle çok ilgi gördüğü için ünlü. Sebzeden kıyafete, hediyelik eşyaya kadar her şey var burada. Yerel halkın da yaşam deryasında kürek çekerken uğradığı bir liman olduğu için en kalabalık pazar da aynı zamanda (pandemiden öncesi - sonrası için bu yorum elbette). Hazır merkezde sokaklara dalmışken Taksiyarhis Kilisesi’ne uğramayı unutma. 15. Yy.’dan beri, depremlere ve kimsesizliğe karşı direnen kilise, restorasyondan sonra bugün neo-klasizmin getirdiği ihtişamıyla içini döküyor ziyaretçilerine.

Önce yüzmek sonra pazar gezmesi acıktırır insanı, sağa doğru yönelip pazarın çıkışına ilerlersen işte tam da orada bulacaksın Tostçular Çarşısı’nı. “Mahareti ekmeğinde, lezzeti malzeme karışımında” olan ünlü Ayvalık Tostu’nu. Yaşamını burada geçiren bir insan olarak benim için de ince bir çizgidir tost meselesi, doğru yöntemler kullanılmadıysa o tosta Ayvalık Tostu demek kavga sebebi (!). Tostçular Çarşısı’na girdiğinde hangi büfeye istersen ona oturabilirsin, aynı lezzeti yakalayacağına eminim. Çünkü marul, patates, Rus Salatası olmayacak hiçbirinde...
Artık merkezdeki sahili bitirmeli, Çamlık’a doğru bir yürüyüş yapmalısın, belki bisiklet kiralarsın? Bu kısa yürüyüşten sonra merkezden kalkan motorla karşıya geç, denizin üstünde Cunda’ya doğru yol alırken geride bıraktığın çam ormanlarına selam vermeyi unutma sakın. Sakin maviliğin degrade yeşile dönüşüyle sonlanan suların üstünden süzülüp merkeze ineceksin. İlk bakışta sana minik tatil beldelerini andıracak belki Cunda (şimdiki adıyla Alibey Adası), yargılarını bir köşeye at ve ilk olarak Taş Kahve’yi bul. Bundan yıllar yıllar önce misafirlerine ücretsiz kahve veren, dinlence ve birlikte zaman geçirme mekanı olan bu taş bina, bugün ücretli hizmet verse de oturup sakızlı kahvenle karşı kıyıyı seyretmek paha biçilemez.

İçinin yanması geçtiyse bir masalın içine sokulan taş sokakları arşınlama zamanı geldi demektir. Yukarı çıkarken sahil pazarının içinden geçeceksin, hediyelik eşyalar göreceksin orada, anılarına eklemek üzere bir küçük bileklik alırsın belki? Daha da yukarı çıktıkça sakinleşen sokaklardan Rumca melodiler duyacaksın, cam kenarlarında oturup şarkıya eşlik eden pembe dudaklı pamuk teyzelerin işi o, aldırma eşlik et. Masallardaki deniz kızlarına eş büyüleyicilikteler...
Yukarı doğru götürürken ayakların seni, bir kilise daha göreceksin onun adı da tıpkı diğeri gibi Taksiyarhis -Yunanistan’da da birçok kilisenin adıymış, anlamından ötürü. Koruyucu baş melek anlamına gelen bu isim başka kiliselerde de sıklıkla kullanılmış.- Geçmişi 1873 yılına dayanan miras, restoresi tamamlandıktan sonra, 2014’ten itibaren Ayvalık Rahmi M. Koç Müzesi olarak seyre açıldı.
Yol uzarken başını bir gösterip bir saklayan taş değirmenin merakıyla daha da yukarı çıkmak isteyeceksin, durma. Orası Aşıklar Tepesi (Her yerin vardır bir Aşıklar Tepesi öyle değil mi?) mükemmel manzarasına ek Ortaçağ’dan kalma kilise ve manastır bina, şimdi Rahmi Koç’un girişimiyle restore edilerek bir kitaplığa dönüştürüldü. Emekli büyükelçi ve eşinin adıyla yaşamına devam ediyor. Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı’na da gir ve kelimelerin keşfine atıl, dinlendirici olacak...
Dönerken dolmuşa binmelisin, bir de karadan geçmek için... Dolmuşta nereye oturursan otur manzaran güzel olacak, zaten yolun uzun değil. Türkiye’nin ilk boğaz köprüsünün üstünden geçeceksin, kısa ama değerli bir an, kaydet hafızaya... Cunda’yı Ayvalık’a bağlayan doldurma köprüye geldiğinde her yanın deniz; güneş gözünde, yüzünde bir gülümseme yaklaşmanın heyecanını bulacaksın. Ve yürüyüş için boydan boya bir sahil daha, buraya da mutlaka uğra ama güneşe vedayı elbette Şeytan Sofrası’na bırakmalısın.
Tüm kayaların en tepesi Ayvalık’ın tüm adaları ve Midilli’nin tutturduğu oyuna ortak olmanın neşesiyle onları uzaktan görecek ve bağ kuracaksın. Hemen arkanda eski bir lav birikintisi var. Sofra adını buradan alır... Sönmüş bir volkanın dünyaya kondurduğu tepeciğe ismini vermiştir yuvarlak bir sofrayla olan benzerliği. Bir de göreceksin demir parmaklıklar arasında çevrelenmiş şeytanın ayak izini. İnsanlar umutlarını bırakır bu parmaklıklara küçük demir paralarıyla birlikte...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Line
Bir bölgeye ait olmak ve ondan ilham almak, onun sahipleriyle aynı havayı soluyarak ortaklıkların ve farklılıkların getirdiklerine “merhaba” demek istersen, Line her hafta bir kenti, bir köyü, bir dünyayı dolaşıyor!
İLGİLİ OKUMALAR



