Sürdürülebilir Avukatlık

Avukatlık Rapsodisi ya da Kendini İnşa Etmek
Sürdürülebilir Avukatlık

Yazan: Avukat Mustafa Köroğlu (Ankara Barosu)

Bu yazdıklarım, akarak ilerleyen zamanın geçmiş ve şimdi olarak tanımlanan kısımlarından alınan ve mesleğimin geleceğine üflenmiş nefesimdir. Kaynağı ise bütün bedenimi ve ruhumu ele geçiren sonsuz bir ‘heves’tir. Hayata meslekler üzerinden değil mesleklere hayatın üzerinden bakmak, birlikte daha iyi yaşamak adına çalışmak, üretmek ve büyük bir tutku ile yaptığım mesleği dönüştürmek fırsatlarını bu sayede elde ettim ben. Son dönemin en bilge insanlarından A. Mümtaz TAYLAN’ın ifadesi ile “Çalışmanın ölçüsü para kazanmak değildir; çalışmanın ölçüsü çalışmaktır, üretmektir; kendini ve etrafını, ilgilendiği şeyi dönüştürebilme çabasıdır. İnsanı ayakta tutan şey o çabadır. Bir biçimde mücadele. Kutsallaştırmak için söylemiyorum. Çaba, mücadele, eylem. Eylemde olmak, hareket halinde olmak, yetinmemek, meraklı olmak, hevesli olmak. İnsan hevesini kaybettiği zaman emekli olur.”2 Belki de bu yüzden diyorum yıllardır: Heves daim!

Giriş

"No escape from reality
Open your eyes"
1

Kökeni Yunanca rhaptein (dikmek) ve ode (şarkı, lirik ya da epik şiir) sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşan Rapsodi, Türkçe Sözlük’de "ulusal ya da yerel konulardan esinlenerek oluşturulmuş müzik yapıtı" olarak adlandırılsa da ben ona kökenine atfen bir anlam daha yükledim. İnsanın yaşam serüveninde, karşılaştığı her şeyi, her insanı, okuduğu kitabı, dinlediği şarkıyı, izlediği filmi, içtiği kahveyi, yaşadığı ve yaşayamadığı her deneyimi ve duyguyu üstüne bir giysi gibi dikebilmesi. Hayat denilen şeyin yaşam diye bir şarkıya, bir epik şiire dönüştürülmesi. Yani, insanın kendini inşa etmesi. İnsanın kendini gerçekleştirmesi ve olduğu şeye dönüştürmesi gerektiğini söyleyen Aristoteles, “İnsan kendisini inşa etmeden, aslında yoktur.” der. Biyolojik olarak var olmamız insan olmamız için yeterli değildir. İnsan kendisini inşa edebilen bir varlık3 olarak bunun farkında olmalıdır.

Hep derim, hayat yaşanmıyorsa hiçtir. O zaman mesele sanırım şu; yaşamak, kendini bulmak ve neyi, nasıl yapacağını bilmekle anlam kazanıyor. Yani insanın kendini inşa etmesiyle. Bunun avukatlık mesleği özelinde neye karşılık geldiğinin ispatı olmaya çalıştım, demek iddialı bir söz olur ama bir şekilde yapmaya çalıştığım şeyin bu olduğunu da şimdi bu yaşta, mesleğimdeki yirminci yılda daha iyi anlıyorum. Aslında bu yazıya düşündüğüm ve not aldığım ilk başlık bu yüzden "Kendini İnşa Etmek"idi.

“İnsan kendini nasıl inşa eder?” sorusunu ilk kez, mezunu olduğum Ankara Hukuk Fakültesi’nde yapılan, konuşmacı olarak davet edildiğim “Hukukçuyu Bekleyen Gelecek” isimli bir panelde konuşma sıramı beklerken, karşımda oturan genç hukuk fakültesi öğrencilerine bakarak düşünmüştüm. “Acaba buraya neden geldiler? Benden neyi duymak istiyorlar? Ne duyacaklarını sanıyorlar?” sorularını kendime sormaya başladığım ve onlara neden bahsetmem gerektiğini düşündüğüm o anda bütün ışıkların kapandığını, beni o anda oraya kadar getiren süreci, yani hikayemi ve onu oluşturan kişileri anlatmanın doğru olacağına karar vermiştim. Öyle de yaptım. Bu yazı, işte o konuşmanın biraz daha üzerine düşünülmüş halidir. Bu yüzden bundan sonrası, yolun başında olan sana hitaben yazılıyor genç meslektaşım.

Belki çokça karşılaştın kendinle. Sadece bir rastlantı olmaktan öte geçmedi o karşılaşmalar. Ama duydun sürekli. Birileri hep bahsetti bundan. Büyük yazarlar, sözü dinlenen insanlar, kişisel gelişim uzmanları vs. Çoğu zaman bir anlam veremedin söylenenlere. ‘Ne demek şimdi bu?’ dedin içinden. ‘Nasıl olacak ki bu söyledikleri, saçmalıyorlar’ diye bile geçti aklından. Ama böyle bir şey var sevgili meslektaşım. Sürdürülebilir avukatlık başlığı altında yazdığım ilk yazıda bahsettiğim bir plana sahipsen bile, o planın işe yarar bir şeye dönüşmesi için kendinle karşılaşmaktan öte bir şey daha yapmalısın: Kendini inşa etmek. Üstelik bana sorarsan kendini, sürekli yıkıp yeniden yaparak inşa etmelisin.

Bunu sana bugüne kadar aslında hep aynı şekilde ifade ettiler. Sana hep “yüksek lisans yap, İngilizce öğren, duvarlara asılacak sertifikalar peşinde koş, bir uzmanlık alanı seç” diye klişelerle geldiler. Hatta “çevren yoksa büro açma, pasta küçüldü avukatlık yapma, avukatlık bitti” diyerek umudu ve hevesi senden çalmaya çalıştılar. “Onları yapma” demiyorum sana ama asıl yapılması gerekenler onlar mı acaba? Hepsini yaptın, belki daha fazlasını da. Sonuç? Elinde ne var gerçekten seni bekleyen gelecek karşısında.

Şimdi bunu söyleyince, devamında, maddeler halinde bir sürü şey yapmanı tavsiye edeceğimi zannediyorsun ama hayır. Öyle hazır bir reçete yok elimizde genç meslektaşım. En azından herkes için geçerli, son kullanma tarihi geçmemiş bir çözümden bahsedemem sana. Benim sana verilecek bir tavsiyem gerçekten yok. Senin zaten bahsettiğim tarzda tavsiyelere de ihtiyacın yok. Bu yüzden kendimde olanı, yani hikayemi anlatabilirim sadece sana. Ona da çok değer vermeni istemem. Dinle ve git kendi hikayeni yaşa bence. Sürekli yık, yeniden yap, kendini inşa et ve ben de heyecanla seni izleyeyim hatta.                       

Hukukçuyu bekleyen gelecek ifadesi, aslında bir endişenin sonucudur. Belirsizliğin yarattığı bu endişe yavaş yavaş seni ele geçirir ve kaygılar içinde yüzmeye başlayan ruhun koşmaya, bir şeylere yetişmeye çalışmakla uğraşır. İnsan hep bir yere varmaya çalışıyor değil mi? Varılmak istenen şey daima ileride. Bu yüzden ileri denilen şeyin karşılığı zaman denilen yerde ‘gelecek’ olarak adlandırılmış. Hepiniz okuduğunuz o hukuk fakültelerinde geleceğiniz için bulunduğunuzu sandınız. İyi de ‘gelecek’ denilen şeyin içinde ne var? Herkes bu kadar anlaşılmaz şekilde geleceğe ulaşmaya çalışıyor, geleceğini kurtarmaya, geleceğini kurmaya çalışıyor.                             

Peki ya o gelecek, sandığınız kadar keyifli olmayacaksa; kahır, üzüntü ve mutsuzluk bekliyorsa sizi? Ne yapacaksınız? ‘Ben bu- günde kalıyorum’ mu diyeceksiniz?’ Hadi kalın bakalım, kalabilecek misiniz? Mümkün değil! Yavaş ya da hızlı ama mutlaka geleceğe doğru kendi yaşamınız içinde akacaksınız. Bana sorarsanız; “bunu nasıl yapalım?” diye, coşkun bir su gibi, önünüze ne gelirse onu da önünüze katarak, her şeyin size, sizin her şeye çarptığınız bir hayatı yaşayarak derim. Böyle bir hayatın ilk ve önemli sorusu ise şudur; ‘Ben kimim?’ Yani siz kimsiniz, sınırlarınız ne? Neleri yapabilir, neleri yapamazsınız? Potansiyeliniz ne? İşte tüm bu sorular kendi kendinizi inşa etmenizle ilgilidir. Çünkü soru sormak aslında çok şeyin başlangıcıdır. Bir zamanlar gerçekten bilgeliği temsil eden, doğunun kadim medeniyetlerinden Çinlilere ait o metinlerde boşuna yazılmamış "Bütün kararlar soru sormakla başlar." diye.

Ben bu yüzden danışmanlık yaptığım altı yıl boyunca karşısına çıktığım, Ankara Barosu'na staj için gelen hukuk fakültesi mezunlarına hep aynı soruyu sordum, ilk karşılaşmamızda: Neden buradasınız?

Bu soruyu sorduğumda karşımdaki insanların yüzlerindeki şaşkınlığı ve bana "Ne demek şimdi bu? Avukatlık stajı için, ne için olacaktı, çağırdınız, eğitim var dediniz, geldik işte." cevaplarına karşılık "Hayır, elbette onu kastetmiyorum, sahiden siz neden buradasınız? Sizi şu and bulunduğunuz bu ana getiren şeyler neler, farkında mısınız?" diye açıkladım.

Eğer bugün karşımda, siz de kendinize bu soruyu sormadan oturuyorsanız, biz sizinle ne yazık ki sadece tanışmış, hatta karşılaşmış olacağız. Çünkü kendini tanımak için çaba göstermeyen insan başkalarını da tanıyamaz. Geleceğinizi bugün, şu anın içerisinde siz yaratırsınız aslında. Yanlış anlamayın ve kusura bakmayın, belki bazılarınızın hayat mottosudur ama 'carpe diem' denilen "anı yaşa"dan bahsetmiyorum. İnsan hayatını puzzle gibi parçalarla oluşturur. Doğru ya da yanlış ama parçalarla ve mutlaka ortaya bir resim bir fotoğraf çıkar.

O büyük fotoğrafa girecek ve senin kendini inşa etme sürecine hizmet edecekler için bazen bu zaman alır. Bazen bu yüzden 'gelecek uzun sürer'. İşte maharet odur ki, o fotoğrafı, doğru fotoğraf kılabilmek için yetenekli olmalı, sonra o yeteneklerle beraber bir takımın parçası olmalısınız. İzlediniz mi bilmiyorum 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar' filminde teknik direktör Hacı'yı canlandıran Savaş Dinçel'in dediği gibi; 'İstediğin kadar yetenekli ol, iyi bir takımın yoksa kaybedersin.' Bu yüzden kimlerle beraber bir takımın parçası olduğun, kendini inşa etmek sürecinin en önemli belirleyicidir. Nihayetinde "şu hayatta sahip olduğumuz tek şey insanlardı."4

Şimdi size bunu hemen, kendi hayatım bağlamında somutlaştırayım. 2001 yılının Haziran ayında bitirdiğim Ankara Hukuk Fakültesi'nden çıkış belgemi aldığımda ne yapacağımı bilmiyordum. Ama ne yapmayacağımı iyi biliyordum. Hakim-savcılık sınavına ya da herhangi bir kurum sınavına girmeyecektim. Bana yıllar önce Ordu'da gitmekte olduğum dershanenin birinci katında önümde yürürken, arkasına bile bakmadan beni kayıt için müdüriyet odasına doğru götüren ve o sırada "Sen Ankara Hukuk'a gideceksin" diyen hocam Kenan ÇAKMAK'ın arkasından yürürken bana ulaşılmaz bir hayal geldiği için "tabi tabi" dercesine gülmem, yıllar sonra benim kendimde o an göremediğim şeyi (bir mesleği tutku ile yapabilecek olmam) görmüş olmasından doğan bir borca dönüştü. Kendisi hala bu güzel meslek hikayemin güzel bir eşiğinde durmaktadır.

Ankara Barosu'na avukatlık stajı için başvurduğumda, başvuru için gerekli parayı nereden bulduğumu hatırlamıyorum ama param olmadığı da aşikardı. Tüm bu şartlar içinde Ankara'da bildiğim tek avukatlık bürosu, öğrenci iken ayda bir bazı cuma günleri okul çıkışı ofisine uğradığım, Yaşar abimin asker arkadaşı olan ve avukatlık yapan Hasan Ali abiydi (DANACI). Staj için kime gideceğimi bilmiyordum. Her gece o 3 m2' lik odamda tavana bakıp saatlerce uyuyamadığım o günlerin sabahlarından birinde, Ankara Hukuk'un son senesinde tanıdığım ve hayatımın en önemli köşelerinden birinde duran iş hukuku hocam Süleyman BAŞTERZİ5 ile konuşup bana staj için yardımcı olmasını istemiştim. Bu konuşmanın üzerinden ne kadar geçti bilmiyorum ama sanırım staj başvurusu yapalı bir ay olmuş ve tam da Baro'nun eğitimlerine başlamak üzereydim. Hocam, bana o zaman Hacettepe'de öğretim görevlisi olan eşi Fatma abla’nın (BAŞTERZİ) aynı okulda işletme fakültesinde ticaret hukuku dersi veren Avukat Semih GÜNER'i tanıdığını ve kendisinin benimle görüşmek üzere beklediğini söyledi. Arayarak randevu aldığım beyefendi, ertesi gün beni Sıhhıye Merkez İşhanı'nın 2. katındaki 20 nolu bürosunda beklediğini söyledi. Takım elbisemi giymiş ve kravat takmış bir halde o gün oturduğum masanın diğer tarafından oturan o insan, on dakikalık bir görüşme sonrası staja kabul edildiğimi söyleyerek, elime bir savcılık dosya numarası yazılı kağıdı vererek, adliyeye gidip dosyayı incelememi istediğinde, meslek hayatımın en önemli eşiğinden atladığımın farkında değildim.                

Avukatlık stajını yanında yaptığım ve on dört yıl boyunca ortağı olarak çalıştığım, kapsamlı tek Avukatlık Hukuku kitabının yazarı, mesleğimin duayeni Avukat Semih GÜNER benim ustamdır. On beş yılın sonunda birlikte çalışmamızı sona erdirmek ve işlerin takibini belirlemek üzere yapmış olduğumuz protokol sırasında dahi ben hala kendisini izleyip bir şeyler öğrenmeye devam ediyordum.

Bir yıllık avukatlık stajımda bana ve içinde yer aldığım staj grubuna Avukat Ümit abi (BULUT) ve o bahsettiğim panele konuşmacı olarak beraber katıldığım, o zamanki Baro başkanı Avukat Hakan abi (CANDURAN) danışmanlarım oldu. Her ikisi de daha sonra yanında staj yaptığım Semih GÜNER’in 2002 yılın- da Ankara Barosu başkanı olarak seçildiği listede yer alarak Genel Sekreter ve Sayman üye olarak görev yaptılar. Bu sayede daha da yakından tanıdığım o insanları izleyerek, avukatlığa ve yöneticiliğe dair başka yetenekleri de edinme fırsatını kendime yaratmış oldum. Öyle ki bana hala çok genç bir yaş olarak gelen otuz altı yaşında Ankara Barosu Staj Kurulu Başkanı olarak görev yaptığım dönemin Baro Başkanı da, yıllar önce staj eğitim danışmanım olan Hakan CANDURAN’dı. Bir meslek hikayesine gizlenmiş tesadüfler olarak, ileride daha detaylı yazmayı arzu ettiğim tüm süreçler beni yaptıklarım ve hayatıma giren insanlar sayesinde bugünlere taşıdı.

Tam altı yıl boyunca, gece gündüz demeden çalışarak ve neredeyse tamamına yakınını günde dört saat uyuyarak geçirdiğim Staj Kurulu üyeliğim sayesinde, binlerce hukuk fakültesi mezunu meslektaşımın hayatlarına dokundum. Şimdi başta Ankara olmak üzere bazıları Anadolu’nun muhtelif yerlerinde avukatlık, hakim-savcılık yapan o insanların hayat ve hikayeleri benim bir parçam oldular. Yıllardır senin gibi yüzlerce genç meslektaşıma “avukatlık nasıl öğrenilir?” diye sordum ve onların cevaplarından sonra kendi cevabım olarak “kendine bir usta seçersin, bir kadın veya bir erkek, önemli değil ama bir usta ve onu izlemeye başlarsın, yürümesini, konuşmasını, cübbe katlamasını, dosya incelemesini, müvekkil ile görüşmesini, nasıl düşündüğünü ve yazdığını, her şeyi izler ve iyi yaptığı şeyleri ondan çalarsın. Sonra kendinde yer alan yeteneklerle birleştirir ve kendini inşa edersin.” diyerek yanıtladım. Sonra aynı düşüncenin usta-çırak ilişkisi bağlamındaki ifadesini son dönemin en güzel nehir söyleşi kitaplarından birinde, başarılı sanatçı A. Mümtaz TAYLAN’ın ağzından dökülen kelimelerle okudum: “Yapmak istediğin şeyi iyi yapan birini gördüğün zaman onu usta belleyebilirsin. Şanslıysan, o da seni çırak bellediyse, orada bir ilişki başlar.”6                                   

İşte ben ustamdan (ç)aldıklarımla, mesleki olarak karşıma çıkan insanları gözlemleyerek, onlardan kendime kattıklarımla, mesleği öğretmek adına karşılarına çıktığım ve kendilerinden daha fazlasını öğrendiğim o genç meslektaşlarımın bana kattıklarıyla, benimsediğim prensip ve değerleri birleştirerek kendi sözümü ve söyleme biçimimi yarattım. Kendimi geliştirdim, dönüştürdüm ve kendimi inşa etmeye hep devam ettim. Görüyor musunuz, parçalar nasıl da birbirini tamamlamış.                                

Biliyorum uzun anlattım ama bu benim için de hiç de kısa bir süre değildi. Bu yolda anladım ki, kendini inşa etmek öncelikle kendin hakkında düşünmeye başlamaktan geçiyormuş. Seçim yapmanı, kararlar almanı ve ilerlemeni sağlayan değerleri ancak bu sayede bulabiliyormuşsun. Hayatını üzerine inşa edeceği değerleri olmadığı zaman hiç şüphe yok ki bocalayarak oradan oraya savruluyor insan. Bu yüzden sevgili meslektaşım: kendinle uğraş, sınırlarını gör, yapabildiklerini ve yapamadıklarını keşfet, potansiyelini yani. Sonra iyi yaptığın şeyleri büyüt. Bir balonu şişirdiğinde içine hava dolar ve genleşir, büyür ya hani. Hah! İşte potansiyel de öyledir. Yaptıkça gelişir ve büyür. Kendini inşa etmek geleceği inşa etmektir. Saya saya değil, toplaya toplaya ilerlemek ve bir sonuca: Kendine ulaşmaktır. İnsanları sayma, topla. Unutma ki İspanyol filozof Ortega Y Gasset'den bize kalan "Ben, kendimin ve çevremin toplamıyım.” cümlesi hayatımızın her döneminde bizi tanımlayan en doğru ifadelerden biri olacaktır. Unutma, asla unutma: İnsan imkandır.

Hayatına giren insanlar, okuduğun kitaplar, izlediğin filmler, tiyatrolar, dinlediğin şarkılar, gezdiğin yerler, şahit olduğun hayatlar. Yani her şey ama her şey senin kendini inşa etmenin bir aracı, bir nedeni ya da sonucu olacak. Bazen onlar gelip seni bulacak, bazen de sen onları. Yeter ki etrafındaki olup biten her şeyin sana, senin de onlara çarpmasına hazır ol. “Düşlediğin gelecek, seni her zaman o köşebaşında beklemiyor olabilir. Hatta çoğunlukla senin düşlerindeki o gelecekten çok daha farklı olduğunu görürsün. Buna hayat denir”7

"Bence en büyük başarı,
en sürdürülebilir başarı
kendini inşa etme sürecini bırakmamakla
mümkün.”
 8

Notlar
1 “Bohemian Rhapsody” isimli şarkıdan (Queen)
2 Ara Toplam-Ahmet Mümtaz TAYLAN, Söyleşi: Irmak Zileli, Kronik Kitap,1. Baskı, Mart 2021, s.242
3Prof. Dr. Hatice Nur Erkızan, 'Aristotoles'ten Atatürk'e: Yeni Bir Aydınlanmanın Olanakları Üzerine’, tebliğ, Felsefe Söyleşileri, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi https://www.busiad.org.tr/haber/insan-kendini-in-sa-eden-varliktir-798.html
4 Güngezgini, Fabio Moon&Gabriel Ba, Çizgi Düşler Yayınları,3.Baskı, İstanbul-Şubat 2018, s 413
Kendisi nerdeyse 20 yıllık süreçte sadece iş hukukunda değil bana hayatı algılama, yaşama, sabır ve sükûnetle çalışıp üretme noktasında da gerçekten hocalık yapmış ve Ankara Kalesi’nin hayatımda önemli bir yeri olmasına katkı sağlamıştır. Benim Baro eğitimlerinde hocalığını yaptığım onca insan beni bu kadar sevdi ise bunda ondan (ç) aldıklarımın katkısı büyüktür.
6 Ara Toplam-Ahmet Mümtaz TAYLAN, Söyleşi: Irmak Zileli, Kronik Kitap,1. Baskı, Mart 2021, s.242
Güngezgini, Fabio Moon&Gabriel Ba, Çizgi Düşler Yayınları,3.Baskı, İstanbul-Şubat 2018, s 35
Ara Toplam-Ahmet Mümtaz TAYLAN, Söyleşi: Irmak Zileli, Kronik Kitap,1. Baskı, Mart 2021,s.168



Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Üstad DergiÜstad Dergi

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Sürdürülebilir Avukatlık

Avukatlık Rapsodisi ya da Kendini İnşa Etmek; Ankara Barosu'nda Sürdürülebilir Avukatlık

06 Nis 2023

Sürdürülebilir Avukatlık

YAZARLAR

Üstad Dergi

Herkes için avukatlık dergisi.

İLGİLİ OKUMALAR