Taksim Stadyumu’nda Deve Güreşi

Baka ba… A be Zülküf’ün devesi ba…- İki erkek devenin ortasında bir dişi deve - Lök ile Kangırlı kapışınca -Devenin hakkını yediler

Mehmet Selahattin, 11 Şubat 1933

Deve bizim memleketin hayvanı olduğu halde ona nedense hep yabancı gözüyle bakarız. Sokakta rastlasak acayip mahlûk gibi uzun uzun seyrine dalarız.

Ben şimdiye kadar çok deve gördüm. Fakat develerin güreş ettiklerini görmemiştim. Dünyanın en tahammül eden hayvanı, dünyanın en uysal aynı zamanda en huysuz hayvanının deve olduğunu bilirim. Deve hem cesurdur hem korkak. Gördüğü iyiliği unutmadığı gibi kendisine yapılan fenalığı da unutmaz.

Geçen pazar günü idi. Beyoğlu Caddesi’nden geçiyordum. Önümde bir sürü deve katarı peyda oldu. Dedim ya deveyi bir türlü benimseyemedik. Yirmi kadar deveyi bir arada görmek tuhafıma gitti. Çocuklar gibi peşlerine takılıp yürüdüm. Kervanın en önünde mini mini bir eşek, arkasında gelin gibi süslü develer homurdana homurdana gidiyorlar. Sırtlarında boncuklu semerler, uzun boyunlarına gerdanlık niyetine asılmış çanlar, başlarının iki tarafında püsküllü, aynalı hotozlar…

Taksim Stadyumu’nun dış kapısı ardına kadar açılmıştı. Develer bu kapıdan büyük bir vakarla sallana sallana içeri girdiler. Stadyum yarı yarıya doluydu. Dört ayaklı pehlivanlar burada hararetli bir hüsnü kabule mazhar oldular. Hele içlerinden bir tanesi müthiş alkış topladı. Herkes birbirine pehlivanı gösteriyordu:
“Baka ba! A be Zülküf’ün devesi ba!”
Tribünlerde toplanan çarpık kasketli, uzun gümüş köstekli seyirciler arasında şimdiden bahse tutuşanlar vardı:
“Üle bir sarmaya alır ki te işte o kadar olur. Göreceen nası habre edecek üstüne.”
“Sen dersin onu? Kangırlı’ya karşı yoktur çıkacak!”
“Lök epsinden baskındır!”

Biraz sonra ağızları iplerle sımsıkı bağlı develer er meydanında göründüler. Meğer güreşe çıkan develer hep erkekmiş. Dişi deve harbe gitmeyen insan dişisi gibi dostlar sefere biz eve deyip bir köşeye çekilir, cengi uzaktan seyredermiş.

Güreşlerde dişinin tek vazifesi var: Ara kızıştırmak. İki erkek devenin ortasına dişiyi bırakıyorlar. Dişide bir kırıtma, bir cilvelenme. Erkeklere bakıp bakıp sırıtmalar. Artık buna can olsun da dayansın! Erkek develer yavaş yavaş fitili aldılar. Ağızlarından köpükler saçarak bağrışıyorlar. Deveci nihayet her ikisinin de adamakıllı kızıştığına kanaat getirince ortalarında göstermelik gibi duran dişiyi çekip götürdü, iki yiğit baş başa kaldı. Tıpkı pehlivanlar gibi birbirlerinin kuvvetini denemek için yalancıktan bir iki hamle yaptıktan sonra birdenbire kapıştılar. Çelme atma, baş vurma, kurt kapanı… Develer pehlivanlığın bütün hünerlerini biliyorlar.

Seyirciler heyecandan adeta nefes alamayacak hale gelmişlerdi:
“Habre Çavuş, göreyim seni!”
“Davran bre Kara pelvan!”

Develer değil de sanki deveciler güreşiyor. Meğer sırtı yere gelmiş bir devenin sahibi günlerce yemeden içmeden kesilir, bu hakareti bir türlü nefsine yediremezmiş. Namusum iki paralık oldu diye hüngür hüngür ağlayanlar da olurmuş.

İlk güreşlerde netice çabuk alındı, galip mağlup belli oldu. Devesi hasım devenin sırtını yere getiren deveciye her taraftan iltifatlar;
“Yaşşa Paşo!”
Helal olsun verdiğin ekmek be!”
Devesi yenilen deveciye gelince, o zavallı utancından kimsenin yüzüne bakamıyor.

Güreşin sonlarına doğru iki büyük devenin kapışması epeyce münakaşalara sebep oldu. Kabakçalı Zülküf’ün Kangırlı’sı ile Halit Çavuş’un Lök ismindeki devesi yaman güreşçilerdenmiş doğrusu. Birbirlerinin adeta canına kastetmiş gibi alt alta, üst üste boğuşuyorlardı. Derken Kangırlı, Halit Çavuş’un Lök’üne bir çelme atınca ortalık birdenbire karıştı. Seyirciler iki taraflı oldular:
“Lök çıkaracak ayağını sarmadan.”
“Çıkaramaz!”
“Çıkarır!”
“Vur Kangırlı’ya sopayı!”
Yüreği yufka olanlar bağırıyorlardı:
“A be kırılacak hayvancağızın ayağı. Kurtarın şunu!”

Nihayet devecilerden biri Kangırlı’ya bir sopa vurup Lök’ün ayağını sarmadan kurtardı. Fakat bu sefer de asıl deve sahibi hiddetlendi:
“Kim süledi sana ayırasın Lök’ü be?” Bırak kapışsınlar ölünceye. Deve benim değil mi? Kırılsın isterse ayağı!”
Artık olan olmuştu bir kere. Lök’ün sahibi “Devenin hakkını yediler!” diyor da bir daha demiyordu.

Kul hakkını deve yapıp yiyenler olduğunu bilirdik ama devenin hakkı yendiğini ben kendi hesabıma işitmemiştim.


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Taksim Stadyumu'nda Son Deve Güreşi #17

taksim stadyumu, deve güreşi, hayvan hakları, gezi parkı, fitil olmak

08 Şub 2022

https://tr.wikipedia.org/wiki/Deve_g%C3%BCre%C5%9Fi

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR