
Durkheim ekstrem istikrarsızlık durumlarının (afetlerin) toplumu normale dönebilmek için birbirine tavizler vermeye ve sorumluluğu paylaşmaya ittiğini söylüyor. Freud da aynı fikirde, o da doğa olaylarının dayanışma ve yardımseverliği arttırdığını belirtiyor. Öte yandan Malinowski dayanışmayı bir tür alışveriş (iki tarafın da fayda gördüğü) ve güç paylaşımı olarak tanımlıyor: Bende varsa sana vereyim, sende varsa bana ver ya da, sende ne varsa bana ver, bende ne varsa sana vereyim.
Şimdi dayanışma üzerine yapılmış araştırmalara bakalım birlikte. Ama öncelikle filmler ve dizilerde gördüğümüz felaket sahnelerini hatırlayalım: panik içinde koşuşturanlar, bencil ve sadece kendini kurtarma odaklı insanlar, yağmacılar. Quarantelli, Geeren ve daha başka pek çok araştırmacı bu sahnelerdeki insan davranışlarının yaygın gerçeklik değil, birer mit olduğunu söylüyorlar: kitle iletişim araçlarının zihnimizde sürekli diri tuttuğu mitler. Çünkü araştırmalar insanların felaket anında ve sonrasında panik ve kaosa teslim olmadığını, ortaklaşa hissedilen büyük bir korkuyla beraber yardımlaşma, dayanışma, gönüllülük ve işbirliğinin hızla tesis edildiğini gösteriyor. Günlük yaşamda var olan davranış kodları acil durumda da devam ediyor: yaşlılara, hamilelere, çocuklu kadınlara ve çocuklara yardım etmek, öğretmenlerin öğrencilerini kurtarması, doktor, polis ve askerin vatandaşa yardım etmesi gibi. Yani kurumsal medya bizim, insanların afet zamanlarında kendi canlarının derdine düşüp, başkasına bakmadıklarına inanmamızı istese de, gerçek bu değil. Felaketler insanlar arası dayanışmanın ortaya çıktığı ve güçlendiği zamanlar. Acil bir durum söz konusu olduğunda “biz” olma bilinci çalışıyor. Bu, insanların tanımadıkları kişileri kurtarmak için kendilerini tehlikeye nasıl ve neden attıklarını açıklıyor. Çürük yumurtalar elbette var, çünkü insanlar dediğimizde homojen bir kitleden bahsetmiyoruz.
Tajfel insan grupları tehdit altında olduğunda, insanların o gruba üyelikleri konusundaki farkındalıklarının arttığını söylüyor. Gruba olan aidiyet hissi devreye giriyor ve kişi grubun ve üyelerinin korunması ve iyiliği için harekete geçiyor. Fritz ise felaketlerin insanlar arasındaki ayrımları ve kültürel olarak üretilmiş ayrımcılıkları yıktığını söylüyor. Böylesi durumlarda tüm toplum derinden etkilenir ve tehlike, kayıp ve acı bireysel konular olmaktan çıkar, toplumsal hâle gelir diyor. Öte yandan Wilde dayanışmanın birliktelik duygusu ve tanımadığı insanlar için sorumluluk hissetmek anlamına geldiğini ifade ediyor. Dayanışma kendisini yardımseverlik ve bir olma şeklinde gösteriyor. İyi ki…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Jurnal
İki hocanın kaleminden ve sesinden, başka hocaların da katılımıyla sosyal bilimlerde sıcak konular.
İLGİLİ OKUMALAR



