
Bir sabah uyandığımızda ışınlanma keşfedilmiş olacak. Belki benim gibi gece kuşuysan Twitter’a düşen son dakika haberleri ile dünyanın büyük çoğunluğundan önce de öğrenebilirsin. Ancak böyle büyük bir gelişme ile karşılaştığımda nasıl tepki veririm bilemiyorum. Bence bu durum çoğumuz için de böyle, en son ne zaman büyük bir teknolojik gelişme ya da buluşa karşı coşku ve heyecan hissettiğini hatırlıyor musun? Ben hatırlamıyorum. Tabii yaşım gereği büyük bir teknolojik gelişmeye direkt olarak şahit oldum mu emin değilim ancak Facebook bile söz konusu gelişmelerin içinde sayılabilir. Twitter’da ayıla bayıla dinlediğim ünlüleri takip edebilme fikrini aklım almamıştı ancak yine de anlatmak istediğim coşkuyu herhangi bir gelişmede yaşadığımı sanmıyorum.
Eğer bir gelişmenin niteliği ve büyüklüğü yarattığı heyecan dalgası ile ölçülecekse aklıma gelen ilk soruyu sorayım: Disket mi daha önemli yoksa metaverse mü?
Dijital dönüşümü normalleştirmek
Aslında bugün şahit olduğumuz teknolojik atılımların çoğunun dijital dönüşüm sayesinde bu kadar etkileyici göründüğünü söylesem ne hissedersin? Sanki dünya cep telefonun icadından itibaren yerinde sayıyormuş gibi mi? Yoksa aslında dünyaya bir şeyler katmanın sadece çözüm odaklı olduğunda gerçek bir çıktıya dönüşmesiyle yüzleşiyormuş gibi mi? Bu benim şahsi çıkarımım tabii, ancak yeni bir araştırmanın detayları bu fikrimi destekliyor.
Söz konusu çalışma Nature dergisinde yayımlanan milyonlarca rapor ve araştırmaya dayanarak oluşturuldu. Araştırmanın nihai çıktısı, 1945’ten beri bilim ve teknoloji alanındaki yıkıcı başarılarda istikrarlı bir düşüş olduğunu gösteriyor. Üstelik internet gibi bilgiye erişmek ve bilgiyi paylaşmak için müthiş bir fırsatımız varken. Makalenin yazarı olan, Minnesota Üniversitesi'nde girişimcilik ve stratejik yönetim alanında doktora adayı Michael Park "Aslında yeni keşiflerin ve inovasyonların altın çağında olmalıydık" diye belirtti.

Michael ve meslektaşlarının yeni bulgusu, bilime yapılan yatırımların azalan getiri sarmalına yakalandığını ve bazı açılardan niceliğin niteliği geride bıraktığını gösteriyor. Yani mucitlerin ya da bilim insanlarının önceliği “Eureka!” anı değil, tamamıyla oraya kadar giden süreci de dolu geçirmek. Belki Arşimet de suyun kaldırma kuvvetini bulana kadar pek çok küçük başarıyı atladı. Günümüzde bilim ve teknoloji dünyası büyük hedefe ilerlemek yerine elde var olan küçük seçeneği değerlendirmeye odaklanıyor.
Yakın tarihli başarısızlıklar
Üç analist, 1945'ten 2010'a kadar yayınlanan yaklaşık 50 milyon makaleyi ve patenti incelemek için gelişmiş alıntı analizi biçimini kullandı. Aslında ortaya çıkan sonuç artan ilerleme eğilimini gözler önüne seriyordu. İlerlemeyi analiz etmek için dört farklı kategori göz önünde bulunduruldu. Yaşam bilimleri ve biyotıp, fizik bilimleri, teknoloji ve sosyal bilimler ana başlıklar olarak seçildi. Teknolojinin artan ilerleme eğilimine rağmen “yıkıcı” olarak nitelendirilen bulgular sürekli bir düşüş içindeydi. Ve analistler araştırmanın sonuna şöyle bir not düştü.
"Sonuçlarımız, yavaşlayan oranların bilim ve teknolojinin doğasındaki temel bir değişimi yansıtabileceğini gösteriyor."
Yapmayın yav?
Peki insanlık tarihiyle aynı yaşta olan bilimin temelleri 70-80 seneyi kapsayan bir araştırmaya mı tabi? Elbette hayır. Analistlerin söz konusu araştırmadan yaptığı çıkarımlar oldukça yanıltıcı olabilir. Nature gibi platformlarda bazı yazarlar kendi araştırmalarından oldukça sık alıntı yapma eğiliminde olabiliyor. Ya da olağanüstü bulgular beklenenin çok daha üzerinde bir alıntı sayısı elde edebiliyor. Hepsinden daha kötüsü ise en çok alıntı yapılan makalelerden bazılarının, bilim camiası tarafından yaygın olarak kullanılan popüler tekniklerde çok küçük iyileştirmeler içeriyor olması.
Daha az yıkıcı olmanın nesi kötü?
ChatGPT kullanan bir nesil, telefonun icat edildiği dönemde yaşayan nesilden neden daha eksik hissetmeli? Ya da insanlık olarak dünyaya borçlu geldik de onu mu kapatmaya çalışıyoruz? Büyük dağın büyük karı olur atasözünde de olduğu gibi, ihtiyaçlarımız giderildikçe problemlerimiz azalıyor. Haliyle daha gündelik ve daha küçük dertlerle ilgilenmeye müsait hale geliyoruz. O andan itibaren DALL-E ile eğlenceli görseller üretmek daha önemli hale geliyor. Çünkü akşam hava karardıktan sonra elektrik ile ışığa erişmeye devam edebiliyoruz. Çünkü birileri zamanında büyük gelişimleri önceliklendirerek bu fedakarlığı yaptı. Belki de bilimin yapısının bize sunduklarından çok, bilim insanı ya da mucit olarak gördüğümüz insanların önceliklerini mercek altına almamız gerekiyordur.

Muhtemelen çoğumuz bireysel olarak “Dünyada nasıl bir iz bırakabilirim ki, bari dönemsel olarak bir parçası olayım” diye düşünüyoruz. Pek de haksız olmadığımız bu düşünce biçimi ise hayattan beklentilerimizin büyümesine sebebiyet veriyor. Yoksa bana göre ne bilim, ne de insanlık sanki evrenle sonsuz yıllık bir mukaveleye imza atılmış gibi gelişmek zorunda değil. Ancak insan yapısı gereği kendini üstün görmeye ve iyiye ait hissetme muhtaçlığına müsait. En son hangi teknolojik gelişmeye şaşırdım bilmiyorum ama üstün olma arzumuza her seferinde çok şaşırıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Nur Kardelen Ay
Teknoloji haberciliği, SKA takipçisi, yavaş gazetecilik. Peynir ekmek gibi yazıyorum.
İLGİLİ OKUMALAR



