
Ülkemizde spor kulüplerinin ve federasyonlarının kuruluş ve işleyişlerinin yer aldığı ortak bir düzenleme mevcut değildi. Bu eksiklik şimdiye dek uyuşmazlıkların ve ortaya çıkan sorunların çözümünde problemlere yol açıyordu. Uzun zamandır beklenen ve spor kulüpleri ile spor federasyonlarının yapısını düzenleyen kanun teklifi nihayet Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’ndan geçti ve önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulu’nda değerlendirilecek. Peki yeni kanun teklifinde neler var? Teklif bu haliyle yasalaşırsa spor dünyamızda neler değişecek?
Öncelikle belirtmek gerekir ki hukuki düzenlemeler ve pratikteki uygulamalar, spor deyince akla ilk gelen branş olan futbol üzerine yoğunlaşıyor. Yeni yasa teklifinde ise böyle bir ayrıma gidilmeyerek tüm branşları ve bu branşların paydaşlarını kapsayacak bir çerçeve çizilmiş. Bu sayede ülkemizde spor faaliyetlerine ilişkin düzenlemelerdeki dağınık yapının biraz olsun toparlanabileceğini söyleyebiliriz.
Kanun teklifine göre spor kulüplerimiz artık dernek statüsünden çıkarılıyor. Kimi kulüplerin dernek kimilerinin anonim şirket olarak faaliyetlerini sürdürdüğü karmaşık bir durumdan, spor kulüplerini belirgin bir yapıya kavuşturan hale geçiliyor. Hâlihazırda ikilik oluşturan durum, yeni kanunla ortadan kaldırılıyor ve dernek statüsünün yerini “spor kulübü” ya da “spor anonim şirketi” ifadeleri alıyor. Burada hangi statüde faaliyetlerine devam edeceği konusunda tercih hakkı kulüplere verilmiş.
Her ne kadar spor kulüplerinin şirketleşmesi şeffaf yönetim anlamında olumlu bir adım olsa da yeni kanun teklifinde Dernekler Kanunu’na yapılan atıflar kanun teklifinin kendi içerisinde çelişkiler oluşturuyor. Zira spor anonim şirketi olan kulüplerimiz artık dernek sıfatına haiz değil, özel hukuk tüzel kişisi konumunda bulunuyor. Dolayısıyla atıf yapılacaksa dahi atfın adresinin Dernekler Kanunu olmaması gerekmekte. Bu anlamda dernek statüsüne sahip olmasının önüne geçilen kulüplerin, fiilen dernek statüsünde kaldıklarını yalnızca farklı isimle nitelendirildiklerini söylemek yanlış olmaz.
Özellikle mali konularda önemli yenilikler içeren teklifte, spor kulübü ve spor anonim şirketi yöneticilerinin kanunda yer alan sınırları aşacak şekilde yapacakları harcamalardan dolayı kişisel olarak sorumlu olacakları hükmü dikkat çekiyor. Şimdiye dek kulüp başkanları ve yöneticiler yaptıkları harcamalardan sorumlu olmazken, bu durum uzun vadede kulüpleri altından kalkılamayacak yüklerin altına sokuyordu. Bilhassa seçim yarışlarının malzemesi olan astronomik harcamalar konusunda artık hiçbir yönetim eskisi kadar rahat olamayacak.
Kulüpler, bir önceki yıl elde ettikleri brüt gelirin %10’undan fazla borçlanamayacakları gibi genel kurul kararı olmaksızın brüt gelirlerinin de ancak %25’ini temlik edebilecek. Ayrıca yüzdesel olarak sınırlar getirilen bu hususlarda daha önemli olan başka bir unsur da yönetimlerin yine genel kurul kararı olmaksızın kendi dönemlerini aşmayacak şekilde bu faaliyetlerde bulunabilecek olması. Önceki dönemlerde FIFA’nın Financial Fair Play esaslarına göre harcama limitleri düzenleyen TFF’nin ortaya koyduğu sınırlar, böylece bir nevi yasal dayanağa kavuşmuş oldu. Diğer yandan yöneticiler söz konusu mali yükümlülükleri ihlal ettiklerinde bir yıldan üç yıla kadar değişen sürelerde hapis cezasıyla yargılanabilecekler. Sonuçta yöneticilere getirilen bu sınırlamaların, düşüncesizce yapılan harcamaları azaltacağı da spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin yönetimini devralma konusunda şimdiki kadar iştahlı bir kalabalık göremeyeceğimiz de kesin.
Federasyonlara ilişkin hükümlerde ise göze çarpan hususlardan biri belirli liglerde yer alabilmek için federasyonların kulüplere spor anonim şirketi olma ve bir milyon lira sermayeye sahip olma zorunluluğu getirebilecek olması. Özellikle basketbol liglerinde sıklıkla rastlanan, iki veya üç sezonda faaliyetlerini durduran kulüpleri düşününce bu düzenlemenin istikrarlı bir yapı oluşturmayı amaçladığı söylenebilir. Ancak bu kısıtlamanın temel haklara ilişkin bir müdahale oluşturacağı yadsınamaz. Yalnızca belli niteliklere sahip gruplara bu hakkın tanınması ayrımcılık yasağının ihlalini gündeme getirecektir.
Başta mali şartlar olmak üzere sözleşmelerin kuruluş usulüne ilişkin düzenlemeler içeren hükümler menajerlerin de çalışma şart ve şekillerini netleştiriyor. Özellikle transfer dönemlerinde gündem olan ve yaptıkları anlaşmalarla yönetimlerin de eleştirilerin hedefi olmasına sebep olan boşluklar, yeni kanun teklifinde doldurulmuş görünüyor. Teklif yasalaştığı takdirde menajerlik sözleşmeleri en fazla iki yıllığına ve muhakkak noter aracılığıyla düzenlenebilecek. Bununla birlikte menajerlik ücretlerine de bazı sınırlamalar getiriliyor. Menajerlere en fazla; sözleşme süresince futbolcuya ödenecek brüt ücretin bir milyon liradan az olması durumunda bu ücretin yüzde onu kadar, brüt ücretin bir milyon liradan fazla olması durumunda ise bu ücretin yüzde beşi kadar ücret ödenebilecek. Sporcusu başka bir kulübe transfer olan spor kulübü veya spor anonim şirketini temsil eden menajere ise spor kulübü veya spor anonim şirketinin elde ettiği bonservis bedelinin yüzde onuna kadar ücret verilebilecek. Kanunun bahsi geçen hükümlerine aykırı hareket eden menajerlere ilişkin cezai yaptırımlar ve lisans iptaline varan seçenek yaptırımlar da mevcut. Sınırlamalar ve yaptırımlarla, spor dünyasındaki etkinlikleri belgesellere dahi konu olan menajerlerin olumsuz imajının da değişebilmesi mümkün olacak. Zira kulüpleri ve sporcuları da çokça zan altında bırakan kötü örnekleri hatırlayınca bu konuda atılan adımların olumlu olduğunu söyleyebiliriz.
Federasyonların yönetim kurullarında en az iki eski milli sporcu bulunması zorunluluğu ise federasyonların hem tarafsızlığı hem de kurumsal yönetim ilkelerine uygunluğunu olumsuz etkileyecek hususlardan biri olarak dikkat çekiyor. Özellikle yönetim kurullarını spor yönetimi konusunda tecrübesi ve kariyeri olan isimlerden oluşturmak varken federasyon başkanlarını kısıtlı bir gruptan seçim yapmak zorunda bırakmak yönetim kadrosunun verimliliğini düşürecektir.
Kanun teklifiyle getirilmesi öngörülen ve uygulama açısından da yenilik oluşturan düzenlemelerin en önemlilerinden birini bakanlıklara ve idari kurumlara verilen denetim yetkisi oluşturuyor. Teklife göre spor federasyonlarının denetimini Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından belirlenecek kişiler yapacak. Bu denetim yönteminin federasyonların bağımsızlığını ve tarafsızlığını etkileyeceği muhakkak. Spor federasyonları ister istemez siyasi iradenin baskısını üzerinde hissedecektir. Ayrıca federasyonlar bünyesinde oluşturulacak disiplin kurullarına seçilecek kişilerin bakanlık etkisinde kalacağı da hesaba katılınca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde TFF kurullarının bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin verilen ihlal kararları akla geliyor (Ali Rıza ve Diğerleri v Türkiye, Başvuru no 30226/10, 28 Ocak 2020).
Denetim düzenlemesiyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında gözler önüne serilen durumun ortadan kaldırılması bir tarafa yeni ihlal kararlarının çıkmasına sebep olacak olaylara tanık olmamız olası. Spor Bakanı’na tanınan federasyon genel kurullarını iptal etme, genel kurulları yenileme, federasyon yönetimlerini ve başkanlarını görevden alma, tahkim kurullarını tek başına atama, spor federasyonlarının genel sekreterini, il temsilcilerini atama yetkileri de bu konuda oluşabilecek sorunları tetiklemesi mümkün görünen durumlardan. Diğer taraftan İçişleri Bakanlığı ile illerdeki yerel yetkililere tanınan ve bir kovuşturmanın varlığı öne sürülerek kulüplerin kapatılmasına kadar uzanan yetkiler verilmesi de bağımsızlığı kısıtlayan, siyasi etkiyi artıran bir etken olarak göze çarpıyor. Belki de yasa teklifinin en büyük endişe kaynağı ve handikabı olarak bu düzenlemeleri gösterebiliriz. Siyasi oluşumun ve bürokrasinin gereğinden fazla yetkiyle donatılması evrensel bir yapıya sahip olan sporun, yerel denetimlerle evrensel niteliklerinden koparılmasına yol açabilir.
Sonuç olarak, sporun her alanını etkileyecek yapıda bir yasanın birçok boşluğu doldurmasının yanında beraberinde bazı sorunları da getirdiğini görüyoruz. Kanunun daha iyi bir yönetim amacını mı siyasi bir etki alanı oluşturma amacını mı güttüğü, bakanlıklara verilen geniş yetkiler sebebiyle büyük soru işareti. Diğer yandan ekonomik koşulların hem küresel hem yerel anlamdaki kötü gidişatı düşünülünce spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin sağlaması gereken şartların ne kadar gerçekçi olduğu da tartışmalı. TBMM Genel Kurulu’ndan geçişinde değişiklik olacak mı göreceğiz ancak teklife konulan şerhlerle birlikte değerlendirme yapıldığında sporun ruhuna, günün şartlarına daha uygun bir yasa metni ortaya çıkarmak zor değil.
Spor dünyamız için büyük bir adım olacağı şüphe götürmeyen yeni kanun teklifinin endişeye en az mahal verecek haliyle yasalaşmasını bekliyoruz. Hepsinden önemlisi ise kanunun uygulanabilirliği konusu. Yürürlüğe girmiş ancak uygulamada göz ardında kalmış ya da başarısız şekilde hayata geçirilmiş örneklere bakınca eksiklikleri ve sebep olduğu çekincelerle yeni kanunun ne kadar uygulanabilir olduğunu herkes gibi biz de merak ediyoruz. Umarız ülkemiz sporuna yeni bir soluk getirecek dönemin başlangıcı olur.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ahmet Bozkurt
https://aposto.com
İLGİLİ OKUMALAR



