
İçinden geçtiğimiz günler, birbirimizin hikâyesini dinleyerek ya kendimizden bir şeyler çıkarmaya çalıştığımız ya da bu hikâyelerden cesaret alıp yolumuzu renklendirmeye çalıştığımız günler… En azından ben dinlemeye yetişemediğim podcastlerin misafirlerine, konularına, uzayan ve hâlihazırda benimle yoğurulan okuma listelerime bakınca durumu biraz böyle görüyorum.
Okuduğunuzda gözünüze biraz ucuz gelecek belki ama müziğin değmediği, içinden geçmediği yer yok. Son bültenden bu yana geçen bir aylık sürede vaktiyle çok güldüğüm “müzik her yerde” cümlesi cebimde, dolandım durdum. Artık gülmüyorum bu cümleye. Aksine, içini dolduran düşünce ve ses dünyalarına, o ses dünyalarından çıkan üretimlere, değdikleri yerlere bakmaya çalışıyorum. Oradan da kendime dair bir soruşturma hâli devam ediyor elbette. "Neden, nasıl, ne için, neye varacak?" gibi tonla soruyla…
Geçtiğimiz günler de böyle şeylerle bezendi benim için. E.T. Amadeus Hoffman’ın “Kum Adam” öyküsüyle geçirdiğim vakitte, yazarın başka bir yönüyle tanıştım. 1800'lerde yaşamış müzik eleştirmeni yazarın Mozart hayranlığı sebebiyle ismini değiştirten deliliğinin sindiği kurgu dünyasına açılan kapı, başka bir gün Teoman’ın konuk olduğu bir podcast ve Fasa Fiso’suna bağlandı. Oradan Bülent Ortaçgil ile hasret gidermelik söyleşilere, YouTube’da o kanal senin bu kanal benim müzisyenlerin birbirleriyle yaptıkları şarkılı, röportajlı kısa sohbetlere… Sonra, Oya Baydar’ın “O Muhteşem Hayatınız” adlı eserinde bir ses sanatçısının hayatına okur olarak eşlik etmemiz beklenen kazı çalışmasına... Öte yandan artık kanıksadığımız "arkaplan müziği” kavramının restoranlardaki yeme hızımız üzerindeki etkisinden, casinolarda oyun oynayanların onlar kartlara dalmışken müziğin de ruh hâlleriyle oynayarak duygu durumlarını ve motivasyonlarını yönetmekteki rolü gibi bir dizi okumalığa… Ve tabii zengin çeşnisiyle Eindhoven’ın konser takvimi müthiş bir hızda tükenen biletlerle hayatı başka bir yere taşıyor. Ona mı buna mı bilet almalı derken bazen en sevdiklerim kaçıyor, bazen de cebimde hiç beklemediğim biletler buluyorum.
Bunları bir ödev tahtasına “Bakın neler yaptım” demek için değil, aklımın nerelere uğrayıp nasıl cevaplar ya da sorularla ilişkilendiğini biraz örneklendirmek için yazıyorum. Bu kalabalık yığını ve farklı duraklar her zaman var. Bu yığının içindeki hikâyeler yardımcı, bazen de itici güç oluyor, bunu anlıyorum. Hikayesini dinlediklerimizde, okuduklarımızda ya da müziğini dinlerken paylaştıklarımızda ortak bir sezi, kendine dair olanın arayışı var gibi geliyor bana. Hiç bitmeyen bir “ben” arayışı ya da o güne getirdikleri “ben” dediklerini anlama çabası seziyorum. Tabii etrafını dallandırıp budaklandıracak derinlikleri var bu sezi dediğim şeyin ve ben de ister istemez tüm ilişki kurduğum, merakla ya da haberdar olmak için baktıklarımla kendime dönmeye çalışıyorum. Bir şeyler başarmış, benim gibi göçmüş, yeni başarılar için yeni hikâyeler oluşturan ya da oluşturmaya çalışanlarla konuşurken de biraz bunu kurcalıyorum. Neden içinde özellikle müziğin geçtiği hikâyelere bu merak? Müziğin bıraktığı o etkiyi tartışma, konuşma hevesi nerede başladı? İnsanlarla üretimleri üzerine konuşmayı, onları dinlemeyi, onlara sorular sormayı bana bu kadar sevdiren şey ne? Belki cevaplarını bulurum... Bulmak zorunda mıyım? Emin değilim, ama uzun zamandır görmediğim bir dostun ziyareti sırasında bir dizi soundtrack'iyle kulağıma kazınan Nickle Creek’i “Şunu duydun mu?” diye açması bambaşka bir kapı açıyor bende. Ben bunun anlamını düşünmeyi çok seviyorum! Neyse biraz daha dolanalım buralarda, vardır bir sebeb-i derdi. :)
Güzel masa arkadaşım Turna kendiyle röportaj yapmaya karar verince ben de günlüğümü buraya taşıdım diyelim. Hollanda’ya taşındığımdan beri türlü nedenlerle bir türlü devamını getiremediğim akademik hayat baktım olacak gibi değil, bir yandan böyle sorular da artıyor ve büyüyor; “Bir şey yapmadan anlayamayacağım bu işi” diyerek girişimci olmaya karar verdim. Yazması da ilginç geliyormuş, yalnız kulak yadırgamamış. Evet girişimcilik… Kendi şirketimi kurup meraklarım neyse, hem kendime hem üretenlere ve üretilmiş olana dair cevaplar ararım diye düşündüm. Cevap da şart değil işte, aslında anlamak için orada olmak…
Hanımlar, beyler! “Fonema” (Music, Culture & Event Organisation) adını verdiğim şirketimi kurmuş bulunuyorum. Hemen söyleyeyim, öğrenilecek çok şey var… Girişimciliğin ne olduğunu anlamak, sindirmek, her şeyden önce bu inşa sürecinin bana hitap etmeyeceğini görmek var... Bunu bile bir yolculuk olarak görmek istiyorum. Çünkü, hayatın bize yüklediği “Yaşın … oldu” oyununa çok sık düşer olduk ve insanın ellisinde, altmışında da “Gelecekte ne olacağım?” sorusunu sorabileceğini unutuyoruz. Bakın Teoman’ın Fasa Fiso’su sırf bu yüzden tavsiyemdir. Adam kaç yaşına gelmiş, hâlâ "Büyüyünce ne olacağım?" diyor ve - endüstriyel mendüstriyel - başarılı bir kariyeri var. Neyse… Fonema! Yakın zamanda cismen de kendisini duyurmaya, sunmaya hazırlanıyorum. Yavaş olur benim işim gücüm, olsun… Benim sesimden, aklımın işleyişinden pek farklı olmasını istemediğim Fonema ile workshoplar, projeler ve hayalini kurduğum başka şeylere ön ayak olabilmek gibi bir dizi plan masamda bugünlerde. Mevzusu müzikli yani… Hikâyesini de zaman gösterir…
Bu yazının 'hikâyesi' şimdilik burada kalsın, Turna’nın kendiyle yaptığı röportajın bende yarattığı kıpırdanmayla heyecanlı bir haber paylaşımıyla bitireyim. Eindhoven’da 24 Eylül’de Eindhoven Muziekgebouw’da Türkiyeli göçmenlerce kurulmuş TPN-E vakfının ön ayak olduğu tek günlük bir festival gerçekleşecek. Kapanış konserinde sahnede Sertab Erener olacak. Benim gibi hayatlarını buralarda yeşillendirmeye uğraşan, yeni yeni işlerle deneyim alanlarını değiştiren ve bunları paylaşma fırsatı bulacak göçmenlerin bir araya geleceği bu festivali merakla bekliyorum. Daha doğrusu Sertab Erener’i buranın soluyuşuyla nasıl bir hâlle dinleyip gözleyeceğimin merakını taşıyorum…
Merakla. Bu yazının ayakta tutmaya çalıştığı, geleceğe ve bizim Müzikli Mevzular olarak kendimize dalışımıza merakla.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Tuğçe Hakarar
Müzikli Mevzular

Müzikli Mevzular
Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR




