Tüketerek mutlu olunur mu?

Ayna ayna, söyle bana!
Hazırsanız, hayallerinizi yıkmaya başlıyorum.
Amerikan Plastik Cerrahi Derneği’nin 2018 verilerine hızlıca bir bakıp gülümseyelim:
- 313,735 göğüs büyütme operasyonu (önceki yıla oranla %4 artış),
- 258,558 liposuction işlemi (önceki yıla oranla %5 artış),
- 1,3 milyon kimyasal peeling işlemi, ve
- 7,4 milyon botoks işlemi (2004 yılı verilerine göre bu işlem 2,8 milyon).
Naaptınız ya?

Aynı kurumun 2004 verilerine bakınca sadece botoks işleminin 2,8 milyon olduğunu söylemekle yetineceğim. Ama derdim sizinle bu sayıları paylaşmak değil tabii ki. Çoğu insan hayalindeki ideal vücuda kavuşmakla mutlu olacağını düşünüyor. Ancak araştırmalar güzelleşmek için estetik operasyon olanların operasyon sonrası görünümünden dolayı -gerçekten de- mutlu olduklarını ancak bu mutluluğun uzun sürmediğini gösteriyor. Burnunu ya da göğüslerini yaptıran biri her sabah uyandığında burnuna ya da göğsüne bakarak, “ahh ne kadar güzel oldu” diye düşünüp mutlu olmuyor.
Bu mutluluk geçici! Tükeniyor…
“İşte biz o gün tükeneceğiz”
Hikayemizdeki ikinci kısma gelelim: Aşk.
Âşık olmak sizi kesinlikle mutlu ediyor. Midenizde kelebekler uçuşuyor, -40 derece soğuk suda bile yüzebilecek noktaya geliyorsunuz, dünya tüm pisliklerinden arınmış şahane ötesi bir yer oluyor. Esmiyor’u, postayı, iklimi miklimi bir kenara bırakın. Aşık olmak gerçekten çok efsane bir olay.
Yapılan bilimsel çalışmalar da benzer sonuçlar veriyor. Ama (tahmin ettiğiniz gibi, kocaman bir ama geliyor) AMAAAA aşkın ilk zamanlarındaki tutkulu hali ve yüksek enerjisi zamanla, yavaş yavaş sönen bir balon gibi, (ortalama olarak 2 yıl) düşüyor ve siz öz hakiki mutluluk seviyenize geri dönüyorsunuz. Yani; tükeneceğiz.
Şimdi bir sonraki maddeye gelelim; kahve. Onun verdiği mutluluk hiç bitmez…
“Para Para Para”
Şaka bir yana kazandığınız büyük ikramiye kısmına geldiğimizde de elde ettiğimiz sonuç pek değişmiyor. 1970’lerde yapılan klasikleşmiş çalışmaya göre büyük ikramiyeyi kazanan şanslı kişilerle, ödülden bir sene sonra görüşme gerçekleştiriliyor.
Piyango talihlilerinin sıradan insanlardan daha mutlu olmadıkları hatta böyle bir olay yaşamayanlara göre televizyon izlemek, yemeğe çıkmak gibi sıradan aktivitelerden bile daha az keyif aldıkları görülmüş.
Yani, bir kez daha: Tü-ken-miş!.
Bunu ilk kez okumadınız. Ama tahmin ediyoruz ki aklınızdan “ehe ehe, tabiiiii canııııııım, ver bana zibilyon milyon dolar, bak nasıl mutlu olurum” gibi bir ifade geçti.
İlginç bir örneği referans gösterelim. Biz bunu yazarken dünyanın bir numaralı ağır siklet boksörü Tyson Fury. Hayatını biraz dinlemek, okumak, izlemek faydalı olabilir. Dünya yıldızıyken depresyon ile çöküş, ve sonra inanılmaz bir geri dönüş.
Bakın ne diyor:
Peki ben bu kadar şeyi neden anlattım?
Çünkü bu örneklerin hepsi psikolojide; hedonik uyum/ adaptasyon, olarak geçiyor. Yani; insan dediğimiz canlı türü, yaşadığı olumlu -ilk etapta mutluluk getiren- olaylara uyum sağlar ve bir süre sonra ilk anda aldığı haz ve mutluluk kaybolur. Püfff! Bye!
Tüketimde de -barınma, yeme, içme, güvende olma gibi temel ihtiyaçlar dışında (ki bu kısım bile kişiden kişiye göre çoooookça değişir)- ilk etapta ihtiyaç olarak gördüğümüz, delice isteyip aldığımız bir eşyanın bize verdiği haz ve mutluluk çok kısa bir süre görünmez hale gelir. Ve insan, bazen sadece yeni bir şeye sahip olma hazzını yaşamak için tekrar tekrar almak ister.
Bazense tüketim, kontrolden çıkmış bir alışkanlık haline gelebilir (günümüz ülke şartlarında bu çok mümkün olmasa da kapitalizmin denizinde yüzerken çok “normal”). Düşünün ki, sabahın ilk ışıklarıyla girdiğiniz ve gecenin bir vakti çıktığınız bir plazada, pek de hoşlanmadığınız bir işte çalışıyorsunuz. Para kazanmak için günün geçişini, mevsimlerin değişimini fark etmeden yaşıyorsunuz. Ve diyorsunuz ki; madem bu kadar çalışıyorum, kendimi ödüllendirmeliyim. Yerinizden bile kalkmadan, madde olarak elinize alıp dokunmadığınız paranızı; kafa karıştırıcı, sonsuz sayıda ürünün satıldığı internet sitelerinde, kendinizi ödüllendirmek / şımartmak için harcıyorsunuz. Ve bir de bakıyorsunuz ki, aslında ihtiyacınız olmayan hatta belki de kullanmayacağınız pek çok şey almışsınız. Yani hipnotize olmuş gibi, kontrolsüzce tüketmişsiniz.
Tüketim ve insan davranışı; son dönemde ekonomi alanında daha sık çalışılmaya başlayan bir konu haline geldi. Ama reklamcılar bu alanı çoooook daha önce fark edip, insani zaaflarımızdan ya da bug’larımızdan -ne derseniz artık- girerek tüketmek ve daha çok tüketmek konusunda bizi ziyadesiyle teşvik ettiler. “Sen buna değersin”, “Sen en iyisini hak ediyorsun”, “Daha fazlasını iste” ve daha niceleri, tanıdık geldi mi?

Bir kısmımız adeta Charlie ve Çikolata Fabrikası’ndaki Veruca Salt gibi; ayaklarımızı yere vurup, “İstiyorum! İstiyorum! İstiyorum” diye diretirken; kalanlarımızsa Charlie gibi elindekilerden mutluluk devşirmeye çalışıyor.
Burada niyetim “hiçbir şeyimiz olmasa da mutluyuz” tarzı Yeşilçam cümleleri kurmak değil asla. İlla çift taraflı b.kunu çıkartmaya gerek yok. Yani ya tüketimde boğulayacağız ya da ayakkabısız yürüyeceğiz gibi bir kafa yok. Yok arkadaş! Bunu ne olur bir kabul edin ya, her şeyin bir ortası olabileceğini bir kabul edelim. DENGE!
Tüketmek, tükenmek eşyanın tabiatında mı vardır; yoksa günümüz dünyasının bir sonucu mudur, bilemiyorum. Tek bildiğim; böyle deliler gibi, bilinçsiz bir şekilde tüketmeye devam edersek, dünyanın daha fazla dayanamayacağı ve 6. yok oluşa doğru yokuş aşağı gitmeye devam edeceği.
Neyse efenim sözü fazla uzattım. Yukarıda bahsettiğim konular ilginizi çektiyse daha detaylı okumalar için; Dan Ariely ve Sonya Lyubomirsky kitaplarını tavsiye edebilirim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
2021 yılının son Esmiyor Postası. Bu bölümü İngilizcede “consumerism” olarak anılan, Tüketimcilik konusuna ayırmak istedik. Neden mi?
23 Ara 2021

YAZARLAR

Merve Apaydın
https://aposto.com
İLGİLİ OKUMALAR



