Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma'da Ne Seviyede?

Koronavirüs ile yaklaşık bir buçuk yıldır yaşıyoruz ve bu süreçte yaşadığımız değişimlerin, küresel düzeyde tüm bildiklerimizi alt üst ettiğini söylemek, çok da yanlış olmaz herhalde.
Özellikle sosyal ve ekonomik anlamda var olan yatırımlar ve süregelen projeler, koronavirüs sürecinde askıya alındı. Yani insanlığın kalkınma sürecinde, sürdürülebilir yapının darbe aldığını söylemek mümkün.
İşte tam da bu sürdürülebilir yapıyı ele alan Sürdürülebilir Kalkınma Raporu, koronavirüs sürecinde küresel anlamdaki yerimizi bize gösteriyor.

Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler tarafından 2015 yılında, 2030 yılı hedefi ile belirli ortak amaçlar belirlendi.
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, diğer bir deyişle Küresel Amaçlar olarak adlandırılan bu ortak hedefler, yoksulluğu ortadan kaldırmak, gezegenimizi korumak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak için aslında bireyler ve kurumları da hedefleyen evrensel bir eylem çağrısıdır.
Küresel Amaçlar içerisinde 17 adet amaç içeriyor ama altında 170’e yakın hedef barındırmakta.
17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacının detaylarını ve son raporun bir özetini, bu hafta Derin Bakış başlığı altında bulabilirsiniz.
Gelin isterseniz biz şimdi Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmada ne seviyede olduğuna bir bakalım.
Küresel Amaçlar ve hedeflerdeki ilerlemeyi ülkeler bazında kontrol eden Sürdürülebilir Kalkınma Raporu, Küresel Amaçların oluşmasında büyük emek veren Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı Prof. Jeffrey Sachs liderliğindeki uzmanlar tarafından kaleme alındı.

Uzmanlar, ülkeler baz alındığında, dijital altyapıları ve ulusal sağlık ve sosyal sistemleri güçlü İskandinav ülkelerinin, bu yılın en “sürdürülebilir kalkınmış” ilk üç ülkesini olduğunu belirtiyor. Küresel Amaçlar Endeksinde alınan puanlara göre Finlandiya (85,90), İsveç (85,61) ve Danimarka (84,86) bu yılın liderleri.
Türkiye ise 70,38 puanla sıralamaya giren 165 ülkeden 70. sırada kendine yer bulmuş. Geçtiğimiz yıl 70,35 puan alan Türkiye 0,03’lük ilerlemeyi özellikle “Yoksulluğa Son” ve “Nitelikli Eğitim” amaçlarında göstermiş gözüküyor.
Yoksulluğa Son amacında bulunan günde 3 doların altında yaşayan nüfusun azalması hedefi 2021 yılı verilerine göre Türkiye için iyi durumda.
TUİK’in 2018 yılındaki son raporlarını göre de, son dört yıllık verilerin göz önünde bulundurularak belirlendiği "sürekli yoksulluk" oranı, 2017'de %14 iken 2018 yılında %12,7’ye düşmüş durumda.
Bununla beraber Sürdürülebilir Kalkınma raporunda da belirtildiği gibi gelir adaletsizliğini ölçen Gini katsayısı da giderek yükselmekte, yani en zengin ile en fakir arasındaki uçurum artmakta.
Nüfusun, % 70,4'ü konut alımı ve konut masrafları dışında taksit ödemeleri veya borçları olduğunu, %11,5'i ise konut masraflarının hanelerine çok yük getirdiğini belirtiyor.

Bu durumun aslında Nitelikli Eğitim amacını da etkilemiş olması beklenir. Raporda Okul öncesi katılım ve lise öncesi eğitim tamamlanması konusundaki hedefler 2018 yılı verilerine göre ilerleme gösterse de, koronavirüs süreci farklı bir resim çiziyor.
Karantina sürecinden beridir, uzmanlar eğitimdeki dijital altyapı yetersizliğine dikkat çekiyor. Uzaktan eğitimde televizyon kanallarının ayarlanmasında hâlâ sorunlar yaşanıyor. Çalışmak durumunda olan, özellikle kırsal bölgelerde bulunan öğrenciler, uzaktan eğitimden neredeyse hiç yararlanamıyor.
Bilgisayarı olmayan, internet bağlantısı bulunmayan evlerde öğrencilerin EBA kullanımı mümkün olmuyor. Uzaktan eğitim, başta Kürt ve Suriyeli çocuklar, engelli çocuklar, yoksul çocuklar olmak üzere belli toplumsal kesimleri yok sayarak sürdürülüyor, eğitim süreçleri tamamlanmıyor.
O yüzden 2020 yılı göz önüne alındığında Nitelikli Eğitim konusunda Türkiye’nin bir gerileme yaşadığını söylemek mümkün.
Sürdürülebilir Kalkınma Raporunda geçmiş tarihli verileri diğer amaçlarda da görmek mümkün.
Örnek olarak Toplumsal Cinsiyet Eşitliği altında, kadın ve erkek çalışanlar arasındaki gelir eşitsizliği verileri 2014 yılından ve daha önceki rapora göre bu hedef aynı seviyede kalmış gözüküyor.

DİSK-AR’ın Çalışma Yaşamında Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği raporuna göre ise, kadın ve erkekler arasında hem gelir hem de ücretler arasında ciddi farklılıklar var. Erkekler kadınlara göre %31,4 daha fazla gelir elde ediyor.
Özellikle ücretli çalışan bireylerde ara giderek açılmakta. 2007 yılında erkekler kadınlardan %10,9 daha fazla ücret elde ederken, bu oran 2019’da %20,7’ye yükseldi.
Yani bu eski verilerin bize durumu tam anlamı ile göstermediğini söylemek mümkün.
Özellikle, Sorumlu Üretim ve Tüketim amaçları altında bulunan üretimdeki ve ithal ürünlerdeki kükürt dioksit(SO2) ve azot salımı hedefleri, taa 2012 ve 2010 yılından verilerden oluşmakta.
Bununla beraber, Enerji ve Temiz Hava Araştırmaları Merkezi (CREA) ve Greenpeace Hindistan’ın yayınladığı bir rapor, Türkiye’nin 2018 yılında atmosfere 1.000 kt'dan fazla insan kaynaklı SO2 salımı yaptığını ve SO2 salımı yapan ilk on ülke arasında olduğunu öne sürüyor.
Türkiye 2019 yılında ise salımlarda gözle görülür bir artış kaydeden (%14) birkaç ülkeden bir oldu ki bu, ülkenin SO2 salımlarının dört yıldır sürekli arttığını gösteriyor.
Kömür bazlı enerji üretimi Türkiye’deki SO2 salımlarının ana kaynağı ve durum bir diğer hedef olan azot salımı için de geçerli.

Enerji konusunda faaliyet gösteren düşünce kuruluşu Ember'in bu yıl yayınladığı veriler, Türkiye'nin kömürden elektrik üretimi kaynaklı azot kirliliği boyutunun, Avrupa toplamının beşte birini oluşturduğunu gösteriyor.
Türkiye’yi, Almanya ile Ukrayna %16 ve Polonya %14 oranları ile takip ediyor.
Bu raporlar gösteriyor ki, Türkiye’de son on yılda inşa edilen bazı kömürlü santraller ise kalite standartlarının altında kalıyor ve azot ile kükürt dioksit salımını ciddi oranlarda artırıyor.
Bu durumun üretimin, dolaylı salımlarını da benzer bir şekilde artırdığını varsayabiliriz ama elimizde Türkiye tarafından sağlanmış veriler maalesef eksik.
Raporda eski bir başka veri de kişi başına düşen ithalat bazlı sera gazı salımı. İklim Hareketi amacı altında bulunan bu hedefin verisi 2015 yılına ait.
TUİK verilerine baktığımızda 2015 yılında 213 milyar dolar civarında olan ithaat rakamları, koronavirüse rağmen 2020 yılında 219 milyar dolar seviyesine çıkmış durumda.

Tabii ki burada ithal edilen ürünlerin kendisi de önemli, ama TUİK’in geniş ekonomik grupların sınıflamasına göre baktığımızda ise ithal edilen mal türlerinin pek de değişmediğini görüyoruz.
Buradan yola çıkarak bu hedefle ilgili kesin bir sonuca varmak yine de yanlış olur. Ama bu örneklerin hepsi aslında bize Türkiye’nin veri konusunda ciddi bir şekilde kendini güncellemesi gerektiğini gösteriyor.
Türkiye hükümeti tarafındaki verilerin eksikliği Türkiye’deki akademisyenlerin ve STK’larının Küresel Amaçlar konusunda tekrardan efor harcayarak bu verileri toplaması anlamına geliyor. Bu da değişim sürecini yavaşlatıyor.
Özellikle sera gazı salımı konusunda eldeki verilerin bu kadar eski kalması, Türkiye’nin iklim krizi konusunda atacağı adımların sürekli geriden gelmesine de sebebiyet veriyor.
Bu verileri sağlaması gereken TUİK’in ise ne kadar bağımsız olduğu konusunda kamuoyunda süregelen tartışmalar maalesef var. Bu durumdan dolayı amaçlara yönelik hedefler için pusula niteliği gören verilerin doğruluğu ve güncelliği de tartışma konusu oluyor.
Bu yüzden sürdürülebilir kalkınma ve iklim krizi için güncel ve doğru verilerin önemi çok ama çok büyük.
Ünlü bir yazarın da dediği gibi “Hevesler pusulanız olabilir, ama yolunuzu gerçek hayat belirler”. İklim krizi zorla yolumuzu belirlemeden, bizim gerçeğe dönmemiz dileği ile.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye raporlara göre biraz ilerlemiş olsa da, bazı verilerin 2010 yılından baz alınması sorun yaratıyor.
22 Haz 2021

YAZARLAR

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR


