Türkiye'nin PISA’daki yükselişi: Sonuçlar eğitimde kalıcı bir iyileşmeye işaret ediyor mu?

PISA 2025’te Türkiye, fen bilimleri ve okumada OECD ortalamasının üzerine çıktı, matematikte ise ortalamanın yalnızca 1 puan altında kaldı. Ancak puanlardaki artışın nedenleri konusunda farklı görüşler var. PISA’ya özel hazırlık iddiaları, büyüyen sosyoekonomik farklar ile hesaplamalı problem çözmedeki sonuçlar, başarı tablosunun daha yakından incelenmesini gerektiriyor. Eğitimci Ayşe Alan, yükselişin arkasındaki nedenleri ve sonuçların eğitim sistemi açısından ne anlama geldiğini anlattı.
Türkiye'nin PISA’daki yükselişi: Sonuçlar eğitimde kalıcı bir iyileşmeye işaret ediyor mu?

2026-2027 eğitim-öğretim yılı bugün başladı. Yaklaşık 17 milyon öğrenci yeniden ders başı yaparken Türkiye'nin Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarında fen bilimleri, okuma ve matematik alanlarının üçünde de puanını yükseltmesi gündemdeydi.

  • OECD tarafından üç yılda bir uygulanan araştırma, 15 yaşındaki öğrencilerin edindikleri bilgi ve becerileri gerçek yaşam problemlerinde ne ölçüde kullanabildiğine bakıyor. Türkiye'de 2025 uygulamasına 203 okuldan 7.702 öğrenci katıldı. Bu örneklem yaklaşık 920 bin 900 öğrenciyi, başka bir ifadeyle ülkedeki toplam 15 yaş nüfusunun tahminen %72'sini temsil ediyor.

Türkiye'nin puanı 2022'ye göre fen bilimlerinde 18 puan artarak 494'e, okumada 16 puan artarak 472'ye çıktı. Matematikte OECD’nin karşılaştırma tablosunda artış 8 puan olarak hesaplandı ve Türkiye 462 puana ulaştı. OECD ortalamaları ise sırasıyla 482, 461 ve 463 oldu. Türkiye böylece 2025'te fen bilimleri ve okumada OECD ortalamasının üzerinde yer alırken matematikte ortalamanın yalnızca 1 puan altında kaldı.

Öte yandan: 2022-2025 arasında OECD ortalaması okumada yaklaşık 14, matematikte 9 puan gerilerken fen bilimlerinde büyük ölçüde sabit kaldı. Dolayısıyla Türkiye'nin OECD ortalamasının üzerine çıkması yalnızca Türkiye'deki puan artışının değil, özellikle okuma ve matematikte OECD genelindeki gerilemenin de sonucu. Buna rağmen OECD, Türkiye'yi üç temel alanda da 2022'ye kıyasla ilerleyen az sayıdaki ülkeden biri olarak gösterdi.

Yükseliş genel bir eğilimi yansıtıyor mu?

Türkiye'nin PISA sonuçlarında 2015 sonrasında belirgin bir uzun vadeli iyileşme eğilimi görülüyor. Matematik puanı 2015'te 420'den 2018'de 454'e çıktı, 2022'de 453'e geriledi ve 2025'te 462'ye yükseldi. Okumada da 2015'teki 428 puan 2018'de 466'ya çıktıktan sonra 2022'de 456'ya düştü, 2025'te 472'ye ulaştı. OECD de son sonuçları önceki yıllarda başlayan “pozitif eğilimin devamı” olarak tanımlıyor.

İyileşme yalnızca ortalama puanlarda görülmedi. 2015-2025 arasında PISA'da asgari yeterlilik düzeyi kabul edilen ikinci seviyenin altında kalan öğrencilerin oranı fen bilimlerinde 25, okuma ve matematikte 16'şar yüzde puan azaldı. 2025'te en az ikinci yeterlilik düzeyine ulaşanların oranı fen bilimlerinde yaklaşık %81, okumada %76, matematikte ise %64 oldu.

Hangi uygulamaların etkili olduğunu biliyor muyuz?

Eğitimci ve yazar Ayşe Alan, verilerin uzun vadeli bir iyileşmeye işaret ettiğini ancak bu değişimi belirli bir politikaya bağlayacak bir neden-sonuç ilişkisi için yeterli kanıt olmadığını düşünüyor.

Öte yandan Alan, son yıllarda özellikle iki gelişmenin olası etkisine de dikkat çekiyor. Bunlardan ilki, merkezî sınavlarda bilgiyi kullanma, grafik ve tablo okuma, metin analizi ve çıkarım yapma gibi becerileri gerektiren sorulara daha fazla yer verilmesi. İkincisi ise MEB'in ölçme-değerlendirme kapasitesi ile ülke çapındaki izleme çalışmalarının gelişmesi.

Beceri temelli soruların LGS, ortak sınavlar ve örnek soru setlerinde daha görünür hâle gelmesi, öğrencilerin PISA'nın kullandığı soru biçimlerine aşinalığını artırmış olabilir. Alan'a göre bu olasılık ile öğrencilerin muhakeme becerilerindeki gerçek bir gelişmeyi birbirinden ayırmak kolay değil.

“Büyük olasılıkla iki etki birarada. Öğrenci uzun metinli, bağlam içinde düşünme gerektiren, grafik benzeri veriler içeren sorularla daha sık karşılaşınca soru biçimine alışır; süre yönetimi ve sınav stratejisi gelişir. Bu, ölçülen puanı yükseltebilir.”

Alan, soru türlerine aşinalığın beceri gelişimine dönüşebilmesi için öğretmenin de belirleyici olduğunu söylüyor. Sorular yalnızca bir çözüm tekniği olarak öğretilmek yerine gerekçelendirme, tartışma, farklı çözüm yolları ve yeni durumlar üzerinden ele alındığında öğrencinin becerisi de gelişebilir:

“İki etkiyi ayırabilmek için öğrencilerin ezberlenmiş soru kalıplarının dışında, daha önce karşılaşmadıkları problemlerde de aynı muhakemeyi gösterip gösteremediklerine bakmak gerekiyor.”

Bunun hangi ölçüde yaşandığını gösterecek bağımsız etki araştırmaları ise mevcut değil. Alan, bir politikanın PISA puanını artırdığını söyleyebilmek için uygulama öncesi ve sonrası karşılaştırma, uygun bir kontrol grubu ve bağımsız etki değerlendirmesi gerektiğini vurguluyor.

Bu nedenle 2024'te kademeli olarak uygulanmaya başlayan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin de PISA 2025'teki artışın açıklaması olarak gösterilemeyeceğini ifade ediyor. Zira 2025 uygulamasına giren 15 yaş grubunun büyük bölümü yeni öğretim programıyla sonuçları değiştirecek kadar uzun süre öğrenim görmedi.

PISA'ya özel hazırlık yapıldı iddiaları

Sonuçların ardından en tartışmalı başlıklardan biri, araştırmaya katılmak üzere seçilen bazı öğrencilerin PISA'ya özel hazırlık çalışmalarına alındığı iddiası oldu.

Eski MEB Daire Başkanı Dr. Kadir Çetin, 2018 ve 2022'de de benzer çalışmalara tanık olduğunu, 2025'te hazırlıkların daha yoğun yürütüldüğünü öne sürdü. İstanbul Aydın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Devrim Akgündüz ise MEB'e bağlı okulların kamuya açık çalışma planlarını inceleyerek bazı okullarda önceki PISA sorularının çözüldüğünü, e-İzleme içerikleriyle çalışıldığını ve katılımcılara yönelik motivasyon faaliyetleri düzenlendiğini belirtti.

Bu faaliyetlerin örneklerinden biri Sabiha Çiftçi Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nin kendi internet sitesinde yayımlanan PISA 2025 eylem planında görülüyordu. Planda önceki PISA döngülerinde çıkmış soruların 14 Nisan-16 Mayıs 2025'teki uygulama öncesinde 3 Mart-15 Nisan arasında öğrencilere çözdürülmesi, e-İzleme modülündeki içeriklerle bilgisayar ortamında çalışma yapılması, “sürece dahil öğrencilerle kamp” düzenlenmesi ve katılacak öğrencilere yönelik motivasyon çalışmaları yer alıyordu.

  • Yapılan çalışmaların OECD'nin izin verdiği bilgilendirme faaliyeti ile puanı yükseltmeye yönelik özel hazırlık arasındaki çizginin hangi tarafında kaldığı ise şu an için net olarak bilinmiyor.

OECD’nin PISA 2025 Teknik Standartları’nın 5.2 maddesi bu çizgiyi şöyle çiziyor: Öğrencilere sınavın tarihi, formatı ve amacı hakkında genel bilgi vermek, bilgisayar arayüzünü tanıtmak ve kamuya açık birkaç örnek soruyu göstermek serbest. Buna karşın, öğrencinin PISA’da ölçülen beceriler üzerindeki puanını yükseltmeye yönelik hazırlık ve deneme testleri, geçmiş soruların sistematik çözümü, çevrim içi eğitim modülleri uygun görülmüyor.

Öte yandan: OECD, Türkiye için yayımladığı ülke notunda Türkiye'deki bütün verilerin PISA'nın kalite standartlarını karşıladığını ve raporlamaya uygun bulunduğunu belirtiyor. Türkiye'nin sonuçlarının yanında veri kalitesi konusunda da uyarı işareti bulunmuyor.

Alan, tartışmanın şeffaf biçimde açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşünüyor:

“2018, 2022 ve 2025’te seçilen okullardaki öğrencilere PISA’ya özel denemeler, ders çalışma yöntemleri öğretimi gibi çalışmalar yaptırıldığı öne sürüldü. Hatta 2025 PISA’sı için bu çalışmaların artırıldığı söyleniyor.

Eğer doğru ise durum vahim. MEB’in 2015 sonrası PISA’yı çok ciddiye aldığını biliyoruz. Umarım bu, uygulamalarına gölge düşürmemiştir ve veriler eğitim niteliğini artırmak için kullanılır.”

Öğrencileri kim ve ne zaman seçiyor?

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, PISA sonuçlarının ardından yaptığı açıklamada okulları ve öğrencileri OECD'nin belirlediğini, Bakanlığın seçime müdahale etmediğini ifade etti.

OECD standartlarına göre ana uygulamadaki okul örneklemini kural olarak uluslararası PISA yüklenicisi seçiyor. Seçilen okullardaki PISA kapsamına giren öğrencilerin listeleri ulusal merkez tarafından hazırlanıyor; öğrenciler de ulusal merkez tarafından, uluslararası yüklenicinin yapılandırdığı ACER Maple yazılımı ve belirlenmiş bilimsel örnekleme kuralları kullanılarak seçiliyor. Başka bir yöntem kullanılırsa seçimin uluslararası yüklenici tarafından doğrulanması gerekiyor.

Seçilen okullara, koordinatör atama ve lojistik hazırlık için, sınavdan yaklaşık 4-8 ay önceden haber veriliyor. Sınava girecek öğrenciler de okul tarafından seçilmiyor. Okul, tüm uygun 15 yaşındaki öğrencilerin eksiksiz bir listesini sisteme yüklüyor ve OECD’nin yazılımı bu listeden okul başına yaklaşık 42 öğrenciyi, sınava 1-3 ay kala rastgele seçiyor.

Yükseliş tabana yayıldı, ancak başarı farkları da açıldı

PISA 2025'in güçlü bulgularından biri, ortalama puanlardaki artışın yalnızca en yüksek performans gösteren öğrencilerden kaynaklanmaması. 2015'e göre asgari yeterlilik düzeyinin altında kalan öğrencilerin oranının üç alanda da belirgin biçimde azalması, alt başarı gruplarında da ilerleme olduğunu gösteriyor. 

  • Ancak aynı veriler başka bir eğilimi de ortaya koyuyor: 2022-2025 arasında en yüksek puan alan %10 ile en düşük puan alan %10 arasındaki fark, matematik ve fen bilimlerinde genişledi; okumada ise anlamlı bir değişiklik olmadı.

Matematikte öğrencilerin yaklaşık %36'sı hâlâ ikinci yeterlilik düzeyinin altında. Alan, bu nedenle temel eşiğin aşılması ile ileri düzey problem çözmenin birbirine karıştırılmaması gerektiğini söylüyor:

“‘Temel eşiği geçmek’, karmaşık ve yeni durumlarda bağımsız problem çözebilmek anlamına gelmiyor.”

Sosyoekonomik başarı farkı açıldı

Türkiye'de sosyoekonomik açıdan en avantajlı %25'lik öğrenci grubu ile en dezavantajlı %25'lik grup arasında fen bilimlerinde 81 puanlık fark bulunuyor. OECD ortalamasındaki fark ise 85 puan. Yani fark ilk bakışta büyük görünse de Türkiye bu ortalamanın altında.

Öte yandan farkın zaman içindeki yönüne bakılırsa OECD'ye göre 2015-2025 arasında sosyoekonomik başarı farkı Türkiye'de genişlerken OECD genelinde daralmış. Türkiye'de bu dönemde avantajlı öğrencilerin performansı dezavantajlı öğrencilerden daha hızlı yükselmiş.

  • 2022-2025 arasında dezavantajlı öğrencilerin fen puanı 17, avantajlı öğrencilerin puanı ise 24 puan artmış.

PISA 2025'in yeni göstergelerinden biri de öğrencilerin bildirdiği yoksunluk. Türkiye'deki öğrencilerin %41,6'sı en az bir tür yoksunluk, %34,3'ü maddi yoksunluk bildirdi. Gösterge, öğrencilerin öğrenme ve gündelik yaşam için gerekli görülen belirli kaynak ve imkanlara erişimlerine ilişkin PISA anketindeki yanıtlarına dayanıyor. Alan, bu koşulların öğrenme üzerindeki etkisini şöyle özetliyor:

“Yoksunluk başarıyı tek bir kanaldan etkilemez. Beslenme ve barınma koşulları, çalışma alanı, kitap ve dijital araçlara erişim ve ailedeki ekonomik stres, öğrenme süresini ve dikkat kapasitesini azaltabilir. Bu nedenle yoksunluk, öğrencinin yeteneğini değil, öğrenme için kullanabildiği zamanı ve kaynakları sınırlar.”

Okul türleri arasındaki fark ne söylüyor?

Öğrencilerin devam ettiği okul türleri arasındaki fark, Türkiye'deki eğitim eşitsizliğinin bir başka boyutunu gösteriyor.

  • TEDMEM'in PISA 2025 verileri üzerine yaptığı ilk değerlendirmeye göre en yüksek ve en düşük ortalamaya sahip okul türleri arasındaki fark matematikte 206, fen bilimlerinde 182, okumada 165 puana ulaşıyor. Fen liseleri ve sosyal bilimler liseleri üç alanda da diğer okul türlerinden belirgin biçimde ayrışıyor.

Ancak farklı okullar öğrencileri aynı başlangıç noktasından almıyor. Ortaöğretime geçişteki seçme ve yerleştirme sistemi, öğrencilerin önceki akademik başarıları, ailelerinin sosyoekonomik kaynakları ve okulların sunduğu imkanlar da bu farkta etkili oluyor olabilir.

Alan'a göre eşitsizliği azaltmak için kaynakların okullara eşit dağıtılması yeterli değil:

“Kaynakları eşit dağıtmak yetmez; öğretmen, rehberlik, beslenme, ulaşım, dijital erişim ve akademik destek, ihtiyacı daha yüksek okullara daha yoğun verilmelidir.”

Hesaplamalı problem çözmede tablo neden farklılaşıyor?

Türkiye'nin temel PISA alanlarındaki yükselişine karşılık, 2025'te ilk kez ölçülen hesaplamalı problem çözme becerileri daha zayıf bir tablo ortaya koydu.

  • Bu alan klasik matematik testinden farklı olarak öğrencilerin dijital bir ortamda model oluşturma, veriyi analiz etme, simülasyon ve hesaplama araçlarını kullanma, bir problemi adımlara bölme ve çözümünü deneme gibi becerilerini ölçüyor.

Bu alanda Türkiye 473 puanla 500 olan OECD ortalamasının 27 puan altında kaldı. Üst düzey performans gösteren öğrencilerin oranı Türkiye'de %13,2 iken OECD'de %26,1 oldu. Temel alanlarda OECD ortalamasını yakalayan ya da geçen Türkiye'nin yeni problem çözme alanındaki farkı, soru biçimlerine aşinalığın bütün beceri alanlarına otomatik olarak taşınmadığını gösteren önemli bir karşılaştırma olanağı sunuyor. Alan, konuya ilişkin şunları söylüyor:

“Sınav tipi soru pratiği bu becerilere otomatik olarak aktarılmıyor. Dijital araç sayısı kadar, öğrencilerin bu araçlarla üretme, simülasyon, kodlama, hata ayıklama ve araştırma yapma fırsatlarının olması da belirleyici.”

PISA'daki yükseliş kalıcı mı?

Eğitimde kalıcı bir iyileşmeden söz edebilmek için PISA'nın yanı sıra öğrencileri zaman içinde izleyen ulusal verilerin, okul terk ve mezuniyet oranlarının, okul ve bölge kırılımlarının, bağımsız etki değerlendirmelerinin de aynı yönde ilerlemesi gerekiyor. Alan'ın ifadesiyle:

“PISA bir göstergedir, tek başına eğitim sisteminin bütününü onaylayan bir karne değildir.”

2025 sonuçlarının en açık şekilde işaret ettiği nokta da burada yatıyor: Türkiye'nin PISA performansı belirgin biçimde iyileşti. Bu iyileşmenin hangi politikalardan kaynaklandığı, fırsat eşitsizlikleri azaltılmadan sürdürülüp sürdürülemeyeceği ve PISA dışındaki beceri alanlarına ne ölçüde taşınacağı sorusu ise henüz yanıtlanmış değil.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR