Türkiye’nin sonsuz döngüsü: Bir felaketin anatomisi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Son yıllarda Türkiye’de felaketler benzer bir örüntüyü takip ediyor. Önce rakamları görüyoruz. Felaketin bilançosunu ifade eden bu sayılar, bize dehşetin boyutunu göstermesi açısından çarpıcı geliyor. Bu sayede felaketin niceliğini “ölçmüş” oluyor, yaşananlara duygular atlasında bir yer beğenmek üzere ilk adımlarımızı atıyoruz.
Ardından ayrıntılar gelmeye başlıyor. Felaketin arkasındaki klasikleşmiş ve kimseyi de pek şaşırtmayan ihmaller, suçu birbirine atan yetkililer sahneye çıkıyor. Arka planda kayıpların yüzleri ve isimleri akarken onların ölümüne sebep olanın ihmallere göz yuman, yakınlarını kayıran hangi isimler olduğu konuşuluyor.
Felaketin etkisi henüz hâlâ yakıcıyken yeni bir aşamaya geçiyoruz. Yetkililer, oldukça hüzünlü bir ifadeyle kameraların karşısına geçip bize yalnızca onların doğrusunu aktarabileceği "gerçekleri" beklememizi salık veriyorlar. Ve hemen ardından zaten güç bela ulaşabildiğimiz haberlerle aramıza bir set çekiliyor. Hızla verilen yayın yasağı kararlarıyla dezenformasyonla birlikte bilmemiz gereken ayrıntılar üzerinde de bir denetim sağlanıyor.
Peki bu yayın yasağı sırasında "uzman görüşleri, her türlü yorum, mağdur yakınlarıyla röportaj ve eleştiri"nin sesi kısılırken bu sessizliğe herkes dahil oluyor mu? Tabii ki hayır. Olayın esas sorumluları kenara çekilirken bir yandan da konuyu muğlaklaştıran, okları başka yöne çeviren örnekler peyda oluyor. Mesela arkasında yazanların ne yüzünü ne ismini bildiğimiz "haber hesapları" bir anda yanan otelin yanındaki pistte kayak yapmaya devam eden insanların görüntülerini servis etmeye başlıyorlar. Böylece asıl sorumlular zaman kazanmak için köşelerine çekildikleri anda spot ışıkları felakette hiçbir sorumluluğu olmayan insanlara dönüyor.
- Konu yapısal, kutuplaştırıcı ve en keskin yerlerinden, muğlak ve ahlaki bir zemine doğru çekiliyor. Neredeyse herkesin suçlu olduğu ve dolayısıyla kimsenin sorumlu olmadığı bir felaket anlatısıyla karşı karşıya geliyoruz.
Bu sırada asıl sorumlunun kim olduğuna yönelik bir “bürokratik muğlaklık” da devam ediyor. Hangi birimin, hangi ismin sorumlu olduğunu anlamak için açıklamaları bekliyoruz. Açıklamalar da bu sırada artık adeta bir şirketin "kriz yönetim" diline evriliyor. Zaman geçtikçe, bir felaketin üzerine yenileri eklendikçe sorumlu, onu bulamayacağımız, yüz yüze gelemeyeceğimiz, nihayetinde adını bile anamayacağımız bir sis bulutunun arkasında kayboluyor. Öfkemiz bir eyleme dönüşmeden, eylem değişime giden yolu açmadan "idare ediliyor."
Bu sessizlik ve muğlaklık anlarında felaketin boyutlarının da katman katman açıldığına şahitlik ediyoruz. Hayatını kaybedenlerin sayısı, saat saat artıyor; skandallar art arda ekleniyor. Zamana yayılan felaket, sindirebileceğimiz dozlara bölünüyor. Parçalara ayrıldıkça üzerine eklenen yeni gündem kalabalığının arkasında kaybolmak için gün sayıyor.
Ve nihayet unutuluşun kaçınılmaz yazgısı devreye giriyor. Yarım kalan hikayeler ve basit ihmaller sonucu yitip giden hayatlar, başka gündemlerin ve ajandaların gölgesinde kayboluyor. Kimsenin hesap vermediği bir başka infiali daha arkamızda bırakıyoruz.
Bırakıyor muyuz? Hakkıyla hesaplaşmadığımız tüm bu felaketlerin hayaletleri peşimizi bırakıyor mu gerçekten? Bıkkınlığa, asla bir şeylerin değişmeyeceğine dair karamsarlığa sığınmak, bizi bir sonraki felaket karşısında daha da savunmasız bırakan psikolojik bir çukura mı sürüklüyor yoksa?
Aynı döngünün içine hapsolmuş bir toplumun biçtiği kurban rolünden çıkmak zorundayız. Zira her seferinde başka bir endişeyle çıktığımız, yapısal nedenlerin yeterince konuşulmadığı, sorumluların bir halkla ilişkiler faaliyetine çevirdiği ve nihayetinde hakkıyla sonu getirilemeyen her facia, daha da savunmasız durumda kendi köşemize çekildiğimiz "sıradanlaştırılmış bir kriz" hâlinin ortasında bırakıyor bizi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hatalar zinciri. Bir felaketin anatomisi. Basına yayın yapma, halka haber alma yasağı.
23 Oca 2025

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.






