Uşaklıgil’in izinden bir tanıklık: 'Edebiyatımız Ne Hâlde?'

Halit Ziya Uşaklıgil’in hem kişisel anılarını hem de röportaj ve konuşmalarını derleyen “Edebiyatımız Ne Hâlde?” adlı kitabı hazırlayan Erol Gökşen ile konuştuk.
Uşaklıgil’in izinden bir tanıklık: 'Edebiyatımız Ne Hâlde?'

Edebiyatımızın batılı anlamda ilk romancılarından sayılan ve Servet-i Fünun dönemi edebiyatının en önemli romancısı Halit Ziya Uşaklıgil'in hayatına ve sanatına dair detayların olduğu Edebiyatımız Ne Hâlde başlıklı kitap VakıfBank Kültür Yayınları etiketiyle okurlarla buluştu. Hemen her türde eser veren çokyönlü bir yazar olan Uşaklıgil'in 1918’den 1945’e kadar çeşitli mecralarda yayımlanan röportaj, anket ve konuşmaların biraraya getirildiği kitap Doç. Dr. Erol Gökşen tarafından hazırlandı. 

Halit Ziya Uşaklıgil'in hem kişisel anılarını hem de Türk edebiyatının geçirdiği safhalara dair görüşlerini içeren kitapta okurlar, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi yazarı olarak Halit Ziya’yı daha yakından tanıma fırsatı bulurken aynı zamanda yazarın edebi türler, dönemler ve kendi eserleri hakkındaki görüşlerini de öğrenme şansı yakalıyorlar. 

Çalışmayı kitabın hazırlayıcısı Doç. Dr. Erol Gökşen ile konuştuk.

Halit Ziya Uşaklıgil'in edebiyatımızdaki önemi sizce nedir? Uşaklıgil, dönemi itibarıyla hangi unsurlara tekabül ediyor?

1890’lı yıllardan günümüze kadar edebiyatımızda özellikle roman türü üzerine konuşurken Halit Ziya’dan bahsetmemek mümkün değildir. Romantizm akımı karşısında realizmin benimsenmesinde ve Batılı roman anlayışının yerleşmesinde edebiyatımızın önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Halit Ziya, roman türüne getirdiği yeniliklerin yanı sıra mensur şiir türünün edebiyatımıza kazandırılmasında da etkin bir rol üstlenmiş; yazdığı eleştiriler, hikayeler, hatıra kitaplarıyla edebiyatımıza pek çok türde katkı sunmuştur. 

Edebiyatımız Ne Hâlde kitabı Halit Ziya'nın hangi bilinmedik yönlerini açığa çıkarıyor?

İlk olarak diyebilirim ki röportaj ve anket türünün yazarların edebiyat dünyasına, özel yaşamına, hayata bakışına dair çok fazla veri barındırdığını bildiğim için böyle büyük bir yazarın bu türdeki metinlerinin neden daha önce derlenmediğine şaşırmıştım. Bu sebeple yola çıkarken işimin zor olduğunu biliyordum ama böyle bir kitabın ilk kez hazırlanacak olması da motivasyonumu artırıyordu. 

Halit Ziya’nın ilk röportajı 1918 yılına, son röportajı ise 1945 yılına ait. Bu demektir ki Halit Ziya ilk röportajını 53 yaşında, son röportajını ise ölümünden birkaç ay önce olmak kaydıyla 80 yaşında vermiş. Edebiyat çevrelerinde bir otorite olarak kabul edildiği yıllardan itibaren basın dünyasının aranan yüzlerinden oluyor. Hemen hiçbir röportaj ve anket teklifini geri çevirmeyen yazara yöneltilen soruların başında eserlerini nasıl yazdığı, kimlerden etkilendiği ve yazma pratiklerini nelerin belirlediği gibi sorular oluşturuyor. Bu gibi sorular her daim okurun, araştırmacının yazarlara dair en çok merak ettiği konuların başında geliyor. Dahası dil ve edebiyat polemiklerine, imla ve telaffuz tartışmalarına dair getirdiği ufuk açıcı görüşler de röportajlarda, anketlerde karşımıza çıkıyor. Benzer şekilde moda, müzik, güzellik yarışmaları hakkında konuştuğu gibi aşk, aile, evlilik gibi bireysel ve toplumsal konulara yönelik sorulara da cevap veriyor. Özel hayatına dair pek çok ayrıntıya bu metinlerden ulaşmak mümkün. Dolayısıyla ben sadece yazar Halit Ziya’yı değil insan Halit Ziya’yı tanıtma heyecanını da yaşayarak bu kitabı hazırladım, bu durum motivasyonumu artırarak çalışmamı keyifli bir sürece dönüştürdü, diyebilirim. 

Kitabın Halit Ziya dışında edebiyatımızın yakın tarihine yönelik bir tanıklık içerdiğini söyleyebilir miyiz bir dönemi anlama açısından?

Elbette. Halit Ziya görüşleri merak edilen, çok sevilen yazarların başında geliyor. Ayrıca hiçbir görüşme, konuşma teklifini geri çevirmeyen biri. Dolayısıyla ilk röportajından son röportajına kadar (1918-1945) edebiyatla ilgili bütün soruları edebiyat tarihine yönelik birikimini kullanarak ve dönemin yeni sanatsal yönelişlerine atıfta bulunarak cevaplandırıyor. Bu sebeple Modern Türk edebiyatının gelişimini, yeni edebiyat akımlarını ve farklı sanatsal deneyimleri Halit Ziya’nın röportajları, anketleri ve konuşmaları üzerinden takip etmek mümkün. 

Kitabın ilgi çeken bölümlerinden biri de "Anketler" bölümü. O yıllarda her yazara aynı soruların sorulduğu bu tip anketler mi yapılıyormuş? Bu tarzı açıklayabilir misiniz?

1923’ten önce bizde birkaç örnek dışında anket türünün olmadığını belirtmeliyim. Cumhuriyetle birlikte anket, başlı başına bir tür olarak edebiyatta yerini alıyor ve yayın hayatında farklı yönleriyle kullanılıyor. Yalnızca sanat ve edebiyat çevrelerinden değil toplumun her kesiminden insanlarla farklı konularda anketler düzenleniyor. Anketler, tefrika roman gibi süreklilik gösterdiği için halkın okuma zevkini artıran ve merak duygusunu güçlendiren bir tür oluyor, bu şekilde gazetelerin tirajının artmasını da sağlıyor. 

Anketler, sanatçıların kişisel görüşlerini, eserlerinin arkasındaki düşünce yapısını ve yaratıcılık süreçlerini öğrenmemize imkan verdiği gibi sanatçıların toplumsal, siyasal ve kültürel meselelere yaklaşımları konusunda da bilgi sahibi olmamıza katkı sunuyor. Dolayısıyla tarihî bir belge, hatta hafıza mekanı niteliği taşıyor. Bu doğrultuda değerlendirildiğinde Cumhuriyetle birlikte iktidarın, toplumsal ve kültürel faaliyetleri gereği basın yayın organları vesilesiyle hemen her konuda sanatçılara, şairlere, yazarlara başvurulmuş ve entelektüel kesimin düşünceleri anketler yapılarak alınmıştır. Onların görüşleri, açıklamaları toplum nezdinde büyük bir önem taşıdığı için gazetelerde anket yayımlamak bir furyaya dönüşmüştür. Bu anketlerin bir kısmı kitaplaşmışken hâlâ pek çoğunun gazete sayfalarında kaldığını söylemek mümkün, bu yüzden de dönemin tam anlamıyla sosyo-kültürel panoramasını çizebilmek ve sanatsal yönelimleri anlayabilmek için gazetelerdeki diğer anketlerin de kitaplaştırılarak gündeme getirilmesi çok önemli bence.

Halit Ziya'nın kişisel dünyasına bakacak olursak Uşakîzade ailesinin eşraftan bir aile olmasının Halit Ziya üzerine etkileri nasıl oldu sizce?

Halit Ziya’nın tanınmış, zengin ve kültürlü bir aileye mensup olması onun entelektüel gelişiminde önemli rol oynamıştır. Nitekim babası ve ağabeyi ile küçük yaştan itibaren Gedikpaşa’da Osmanlı Tiyatrosu’na gitmesi onun Batılı sanat anlayışıyla erken yaşta tanışmasına vesile olmuş; İzmir’e yerleştiklerinde İstanbul’da çıkan bütün süreli yayınları, kitapları ailesinin İzmir’e getirmesi İstanbul’un edebiyat çevrelerini yakından tanımasını sağlamıştır. Elbette burada Halit Ziya’nın yeteneğini, okuma isteğini, araştırma merakını göz ardı edemeyiz. Nitekim o dönemde başka çocuklara da bu imkanların verilebileceği düşünüldüğünde Halit Ziya ayarında başka bir yazar çıkabilir miydi, sanmıyorum. 

1906’da Tevfik Fikret'in Âşiyan'a yerleştiği yıllara yakın yıllarda Halit Ziya'nın da Yeşilköy'e yerleşmesi dikkat çekiyor. O yıllarda şehir dışına yerleşmek yazarlar arasında bir tavır mıydı?

Yazarların/şairlerin şehirden uzak yerler tercih etmesinin pek çok sebebi var bu dönemde. Zira bu dönem İstibdat Dönemi, yani 2. Abdülhamit’in baskıcı bir yönetimle yazar ve şairler üzerinde etkili olduğu bir dönem. Bu dönemin kaotik atmosferi yazarları ve şairleri İstanbul’dan uzak yerlerde yaşamaya sevk ediyor, nitekim Halit Ziya’nın da üyesi olduğu Servet-i Fünûn Hareketi’nin “Yeşil Yurt” hayali de bu dönemde şekilleniyor. Halit Ziya bu dönemde Yeşilköy’e yerleşmeden önce dönemin pek çok önemli ismi gibi Büyükada’da yaşıyor. Bu sebeple gerekmedikçe İstanbul’a inmiyor, orada yarı münzevi bir hayatı tercih ediyor. 1908’den sonra 2. Meşrutiyet’in etkisiyle Halit Ziya, münzeviliği bir parça kırıyor. Zira Büyükada kadar olmasa da o dönemin İstanbul’unun merkezinden biraz uzak bir semt olan Yeşilköy’e yerleşiyor ve 1923’ten itibaren tamamen Yeşilköy’de yaşamaya başlıyor. Bu bağlamda Halit Ziya uzun yıllar boyunca sakin ortamlarda yaşamayı tercih etmiş, eserlerini bu şekilde üretmeyi seçmiş, kalabalıklara karışmamaya özen göstermiştir, denilebilir. 

O kuşağın en büyük endişesi Batılılaşma ekseninde geleneğin kaybolacağı, ailenin ve sosyal hayatın Batılılaşma yönünde etkileneceği yönündeydi. Batılılaşma ve gelenek- muhafazakarlık özelinde Halit Ziya nerede duruyor? Halit Ziya'nın edebiyatı bu karşıtlıktan ne ölçüde etkilendi? Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar muhafazakar metinler mi?

Roman türü, hikayeye göre uzun bir tür olduğu için yazarların roman boyunca pek çok konuya temas etmemesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla pek çok romancı Batılılaşma, gelenek gibi o dönemin romanlarında sıklıkla işlenen konulara kimi zaman doğrudan kimi zaman dolaylı da olsa değinmek zorunda kalmıştır. 

Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu, Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar gibi eserlerinde ise Batılı bir hayatı benimseyen karakterler, hayatları boyunca farklı sebeplerle trajedi yaşıyor. Berna Moran, Aşk-ı Memnu’da Bihter’in yaşadığı yasak aşkın nedenini yanlış Batılılaşmadan çok onun cinselliğinin uyanışına ve Elektra kompleksi yaşadığı annesinden etkilenmesine bağlıyor. Orhan Koçak, Mai ve Siyah’ı da gelenek ve modernlik çatışması dahilinde ele alırken Batılı bir hayat yaşamak isteyip yaşayamadığı için Hüseyin Nazmi’ye karşı duyduğu kıskançlık üzerinden Ahmet Cemil’in psikolojisini açıklıyor ve Ahmet Cemil’in alaturka hayatının kendisini narsisistik bir yaralanmaya sürüklendiğini vurguluyor. Bununla birlikte Halit Ziya, realizm akımının etkisinde eserler kaleme alan bir yazar olduğundan olay örgüsünü kurarken tarafsız kalmaya dikkat ederek modern-gelenek tartışmasında okuru yönlendirmeden, karakterlerin arada kalmışlığı üzerinden bu tartışmayı yansıtıyor. Bu yüzden bu metinlere doğrudan muhafazakardır veya moderndir demek indirgemeci bir bakış olur diye düşünüyorum.

Ahmet Hamdi Tanpınar, "Halit Ziya'ya kadar romancı muhayyilesinde doğmuş tek bir muharririmiz yoktur" demiş. Bizde roman sanatı Batı’ya kıyasla geç mi şekillendi? Bunun nedenleri neler? Halit Ziya ve Servet-i Fünûn bizde roman sanatının başlangıcı sayılabilir mi?

Tanpınar’ın bu sözü hem romancılığımıza hem de Halit Ziya’ya dair yerinde bir tespittir. Halit Ziya, aldığı eğitimle koşut olarak küçük yaşta özellikle Batılı yazar ve şairleri tanımış, Batılı roman tekniğini benimseyip realizm üzerinden edebiyatımıza da yerleştirebilmiş ve edebiyat tarihimizde pek çok yazarı derinden etkileyebilmiş bir isimdir. Dolayısıyla Halit Ziya’nın romanımızın başlangıcı olduğu savı, genel bir kabuldür.

Bizde roman sanatının geç şekillenmesi uzun uzun konuşulması gereken bir konu olmakla birlikte en genel çizgileriyle bireyin psikolojisiyle ilgilenmememiz, bireyin iç dünyasını geç keşfetmemiz bunun temel nedeni olarak gösterilebilir. Elbette coğrafyanın kültürel, siyasal, toplumsal dinamiklerini ve tarihsel koşullarını özel bir biçimde değerlendirmemiz gerekmektedir. Servet-i Fünûn yazarları olarak Halit Ziya ve hatta Mehmet Rauf, roman türünü kavrayabilmiş ve eserleriyle Batılı roman türünün o döneme kadarki başarılı örneklerini verebilmiş yazarlarımızdandır. 

Oğuz Atay'ın da Halit Ziya'dan oldukça etkilendiğini biliyoruz. Halit Ziya kendinden sonra gelen edebiyatçıları nasıl etkiledi?

Halit Ziya, gerek karakterlerin psikolojik çatışmasını yansıtmaktaki başarısı, gerek olayların zaman ve mekanla dinamik bir etkileşim içerisinde bulunarak kurgulanışı sebebiyle modern romanın zeminini hazırlamış bir yazar olduğundan etkileri günümüze kadar ulaşmıştır. Bu doğrultuda 1950’ye kadar Halit Ziya, romancılığımızın zirvesi olarak kabul edilir. 1950’li yıllardan itibaren edebiyat anlayışımız değişse bile Halit Ziya klasik yazarlarımız arasına girmiş ve Tanpınar da dâhil olmak üzere pek çok yazarı etkilemeye devam etmiştir. Hem yaşadığı dönemde hem de sonrasında pek çok yazar ve eleştirmen; onu üslubunun derinliği, roman tekniğini uygulamaktaki yeteneği, karakterleri çizmesindeki ustalığı sebebiyle başarılı bularak ayrı bir değer vermiştir. Günümüzde eserlerinin hâlâ çok satması, eserlerinin televizyon dizisi olarak uyarlanması da bunun göstergesidir. 

Oğlunun intiharı Halid Ziya'nın hayatını nasıl değiştirdi sizce?

1930 yılındaki bir röportajda Halit Ziya, altı çocuk babası olduğunu, bunlardan üçünü kaybettiğini söyler. Aralık 1937’de ise bu defa dördüncü çocuğu Halil Vedat, Tiran Elçiliği Başkâtipliği görevinde bulunduğu günlerde intihar eder. 1937 yılının ilk ayları Halit Ziya’nın 50. sanat yılı nedeniyle çok hareketli geçmiş, yazar bu dönemde pek çok davete katılmış, konuşmalar yapmıştır. Ancak 1937’nin son ayında oğlunun bu elim ölümü Halit Ziya’nın hayatını radikal şekilde değiştirmiştir. Bunun izlerini süreli yayınlardan takip etmek de mümkün, zira 1938’den 1945’e kadar süreli yayınlarda röportaj ve anketlere önceki yıllara göre daha az katıldığını görüyoruz. 1940 yılında ise belki de acısını yazarak hafifletmek istediğinden oğluna dair anılarını Son Posta gazetesinde Bir Acı Hikâye adıyla tefrika etmiştir. Kısacası oğlunun ölümünün onu nasıl etkilediğini röportajlardan ve anketlerden bir süre uzak kalmayı tercih etmesinden anlayabiliyoruz.

Halit Ziya ve onun kuşağı yazarların nasıl bir Türkiye hayali vardı?

Halit Ziya ve kuşağı karışıklığın, kargaşanın olduğu Osmanlı’nın son döneminde dünyaya gözlerini açtılar. Dolayısıyla yaşadıkları endişe ve karamsarlık hâli, yeni bir devletin kurulmasına kadar sürdü. Yeni devlet kurulduktan sonra pek çok yazar, şair gibi Halit Ziya da Cumhuriyet’in kurucu değerlerine sıkı sıkıya bağlandılar ve kültürün, sanatın, edebiyatın gelişimine katkı sundular. Örneğin Edebiyatımız Ne Hâlde? kitabında yer verdiğim Birinci Türk Dili Kurultayı’nda yaptığı bir buçuk saatlik konuşma bile Halit Ziya’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığının ve bu genç ülkeye hizmet etme arzusunun kanıtıdır. 

"Edebiyatımız ne hâlde?" sorusundan ilhamla edebiyatımızın o günden bakıp bugünlere gelişinde genel olarak sizin nasıl bir yorumunuz var? Bu soru güncelliğini koruyorsa bugün için "Edebiyatımız ne hâlde?" diye sorsam nasıl yorumlarsınız?

“Edebiyatımız ne hâlde?” sorusu, yıllardır üzerinde tartışılan bir konu olagelmiştir. Özellikle 1920’lerden bu yana benzer tartışmaların süreli yayınlarda yürütüldüğünü ve bu konuyla ilgili soruşturmaların yoğun biçimde yapıldığını biliyoruz. Toplumsal değişimin çok hızlı yaşandığı bizim gibi ülkelerde kültür ve sanat olayları da daima dinamik bir yapıdadır; edebiyatta sürekli bir değişim ve dönüşüm söz konusudur. Bu sebeple zaman zaman çatışmaların, polemiklerin, kargaşaların olması doğal bir durumdur. Zira yeni nesiller, önceki nesillerin birikimlerinden yararlanarak kendilerine yeni yollar açma çabasına girmektedir. Bu durum edebiyatımızın dinamizmini korumasına da katkı sağlamaktadır. Bu sebeple ben edebiyatımızın hâlâ değiştiğini ve geliştiğini görüyorum, şiir türü roman ve hikâyenin gerisinde kalmış gibi görünse de şiirin yeni bir formla ve farklı bir sesle kendi okuruna ulaştığını düşünüyorum. Ayrıca roman ve hikâye dışında yeni anlatı formlarının oluştuğunu kabul etmemiz gerekiyor. Yeni sanatsal yönelişler edebiyatımızı beslemeye ve geliştirmeye, bazen de polemikler ve çatışmalar yaratmaya devam edecektir. Zira edebiyatımızdaki bu değişim ve dönüşüm aşamalarının gerçekleşmesi gereken bir devinim olduğuna inanıyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto KitapAposto Kitap

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📚 Edebiyatımızın hâli, bir babanın vasiyeti

Aposto Kitap yeniden başlıyor. Halit Ziya Uşaklıgil üzerine Erol Gökşen ile konuştuk. Márquez'in basılmamasını vasiyet ettiği Ağustosta Görüşürüz'ü tartıştık.

07 Haz 2024

Gabriel García Márquez ve iki oğlu. Kaynak: Getty Images

YAZARLAR

Uğur Ugan

Editör ve içerik üreticisi. Gazetecilik eğitiminin ardından habercilik ile başlayan profesyonel kariyeri görsel, işitsel ve dijital medyada editörlük, kültür-sanat muhabirliği, web editörlüğü ile devam etti. Ayrıca kültür-sanat organizasyonları, yayıncılık dünyası, üniversitelerarası işbirliği, doğa, iklim ve çevre temalı etkinliklere basın danışmanlığı ve proje yöneticiliği yapıyor.

Aposto Kitap

Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.

İLGİLİ OKUMALAR