Validebağ korusu

Sit alanı ilan edilen ve içerisindeki tarihi binalar ile birlikte tescillenen koru, doksanlı yıllardan beri yapılaşma tehdidi ile karşı karşıya.
Validebağ korusu

(Görsel: Validebağ Gönüllüleri)

35,4 hektarlık büyüklüğü ile İstanbul Anadolu Yakası’nın en geniş yeşil alanlarından biri olan Validebağ Korusu 18.yüzyıldan günümüze sayfiye yeri olarak saray, yetimhane ve sanatoryum işlevlerini barındırmıştır. Günümüzde ise sağlık, eğitim ve rekreasyon hizmetlerinin yanı sıra İstanbul’un önemli doğal alanlarından, kültürel peyzaj odaklarından birisi.

Validebağ Gönüllüleri’nin çabalarının neticesinde, 16 Şubat 1999’da, İstanbul 3 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından, sit alanı kapsamına alınan ve içerisindeki tarihi binalar ile birlikte tescillenen koru, doksanlı yıllardan beri yapılaşmaya açılmaya çalışılıyor. Koruya ilişkin 2018 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından hazırlanan Millet Bahçesi projesi 2019 Şubat ayında “projelendirme süreci ve tahsis işlemleri tamamlanamadığından” durduruldu; 2020 Mayıs ayında ise Validebağ Korusu’nun 261 bin metrekarelik alanı Millî Emlak tarafından “bakım ve düzenleme” yapılmak üzere Üsküdar Belediyesi’ne tahsis edildi.

Mayıs  2021 tarihli bilirkişi raporunda “çocuk oyun alanı, fitness alanı ve lüks kaplama malzemelerinin koruyu park düzeyine düşüreceği, yoğun inşaat sürecinin korudaki ekosistemi olumsuz yönde etkileyerek çöküşüne neden olacağı” vurgulandı. Haziran 2021’de ise İstanbul 6. İdare Mahkemesi tarafından proje planları hakkında yürütmeyi durdurma kararı verildi. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un başlanacağını açıkladığı rehabilitasyon ve düzenleme projesine karşı semt sakinleri 21 Haziran sabahı itibarıyla koruda nöbete başladı.

Yürütmeyi durdurma kararına ve devam eden dava süreçlerine rağmen, 21 Eylül sabahı Validebağ Savunması inisiyatifi "korunun büyük kapılarının araç girişine müsaade edecek biçimde açılmış durumda olduğuna, 40-50 civarında kolluk kuvveti unsurunun çevrede bulunduğuna ve koruya kum ve moloz döküldüğüne" yönelik bir paylaşım yaptı. Bir hafta sonra, projeye ilişkin yürütmeyi durdurma kararına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan itiraz kabul edildi. 1 Ekim’de ise Validebağ Korusu Millet Bahçesi Projesi’ne ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın itirazı sonucu kaldırılan yürütmeyi durdurma kararı yeniden alındı.

Validebağ’ın koru olarak kalmasını talep eden Validebağ Gönüllüleri'nin çalışmaları izleyebilmek ve hukuksuz uygulamaları belirleyebilmek adına başlattıkları nöbetin dördüncü ayı dolmak üzere. Nöbetin 100’üncü gününde Validebağ Gönüllüleri’nden Hikmet Durkanoğlu şunları ifade etti: “Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’e sesleniyorum. Bilim üzerine düşeni yaptı. Bilirkişi raporları ortada. Hukuk üzerine düşeni yaptı. Millet Bahçesi projesine dur diyebilen hakimler var. Halk olarak biz de üzerimize düşen görevi yapıyoruz, koruya sahip çıkıyoruz, buradayız. Kendisi her açıklamasında koruyu koruyacağını söylüyor. O zaman niye karşı karşıyayız? Bilimin bize gösterdiği yol belli. Diyor ki; ekosistem tabanlı yönetim planı yapın. Validebağ halkı olarak bu çalışmalara sivil inisiyatif alarak başladık. Şimdi Üsküdar Belediyesi’ne tekrar açık çağrıda bulunuyoruz: Bilime, hukuka, uy, halkın sesine uy.

Ağustos 2021’de İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Validebağ Korusu’nun geleceğine ilişkin atılması gereken adımları bilimsel ve katılımcı bir süreçle belirlemek üzere bir çalıştay düzenledi. Çalıştay raporunda belirtildiği üzere, koruda hukuki açıdan tahsisi veya yetkisi olan çok sayıda paydaş bulunuyor. Raporda yine koru ile ilgili mahkeme kararlarına rağmen, ilgili taraflar arasında büyük bir güvensizlik yaşandığına atıf yapılıyor. Sözgelimi, korunun büyük bir bölümünün 2014 ve 2016 yılları arasında peyzaj projesi yapmak üzere süreli olarak İBB’ye tahsis edilmesinin ardından; 2020 yılında aynı bölümünün 2 yıl süreliğine bakım ve onarım işleri için Üsküdar Belediyesi’ne yeniden tahsis edilmesi söz konusu güvensizliğe bir örnek teşkil ediyor. Kamu kurumlarının yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşları ile bir araya gelmekten uzak durması bir diğer sorun olarak göze çarpıyor. Oysa ki içinde kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, vatandaşlar ve akademisyenlerin yer aldığı bir yönetim mekanizmasına ihtiyaç duyulduğu yüksek sesle vurgulanıyor.

Tuğçe Kaplan

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş