Varoluşla aramızdaki boşluk

Emrah Serdan ile "absürd"ün izinde
Varoluşla aramızdaki boşluk

Mitolojide hayal gücü zengin cezalarla dolu, sonsuzluğu içeren bir damar var. O mitlerden biri de Sisifos Miti; Sisifos’un ilahi cezası, sonsuzluk boyunca bir kayayı tümsekten tepeye çıkarmak ve her tepeye ulaştığında tekrardan aşağı yuvarlanması…

Bu mitten yola çıkan Camus aslında toplumsal değerlerden kopmuş bireyin kendini bulma çabasını anlatıyor bize… Dünyanın anlamsızlığı karşısında kendini gerçekleştirmeye çalışan bireyi koyuyoruz.

Ve yolculuk başlıyor…

Camus ve Sisifos’un düşünce yapısında 20.yüzyılı dönem olarak ele almadan bu konuyu açmak biraz eksik olurdu çünkü insan bilincinin geldiği noktadan Camus’yu ayrı tutamayız. İnsan bilincinin kırılımıyla bu arayış başladı, neden sorusunu sorduktan sonra bazı şeyleri farkına vardığımız bir çağdayız. O “neden”i sorduğumuzda bir anlamsızlığa kapılıyoruz, bir anlam var mı gerçekten?

Bir edebiyatçı olarak Camus’nün de kafasını kurcalayan bu aslında. Kurulu bir düzen işliyor ama bu düzen gerçekten dünyayla, varoluşla alakalı bir şey mi?

Camus, kaleme aldığı çoğu eserde bu konunun peşinden gidiyor aslında. Ne aradığımızı bilememe, sürekli bir Godot’yu bekleme durumu, sonu gelmeyen bu arayış Camus’nun Mercault da dahil birçok karakterinde karşımıza çıkıyor aslında.

Camus dönemi ve varoluşçu felsefeden ayrı düşünülememekle beraber “başkaldırı” ile diğer varoluşçulardan ayrılıyor. Sisifos’un mekaniğinde spesifik bir an’ı irdeleyerek bir çözüm arıyor. Sisifos’ta Camus’nun edebiyatçı kimliği, kayanın aşağıya yuvarlandığı sırada gün yüzüne çıkıyor ve o karakter oturmuş oluyor aslında. Hala değişmeyen bir insanlık şartı ile derin bir yerden empati kurmuş oluyoruz.

Camus’nün “absürd” olarak tanımladığı bizim “saçma” olarak çevirdiğimiz bu terim aslında hayatımızı şekillendirdiğimiz bir “başkaldırı” biçimi mi?

Başkaldırı hem 20.yüzyılda hem de 21.yüzyılda geçerli olan bir sıkışmışlık hali. Nihai çözüm insanın hayatını sona erdirmesi aslında… Ama Camus rolleri değiştirerek yaşamaya devam etmenin daha anlamlı olduğunu, daha da ötesi anlamın kendisinin yaşamak olduğunu öne sürüyor ve asıl yanlışın hiçbir şey yapmamak olduğunu ele alıyor. Ve böylece yaşamın kendisi bir baş kaldırıya dönüşüyor.

Bu açıdan bakınca Camus’nün söyledikleri aslında hayatımıza yön vermek açısından çok değerli. Başkaldırı o manada hayatımıza indirgeyebileceğimiz bir eylem; yaşamak.

Tüm kitap boyunca izini sürdüğümüz soru, aslında insanın hayatındaki düzende de kırılma noktası yaratıyor.

“Yaşam, yaşamaya değer mi?”

Bütün metnin ağırlığından sonra napmalıyız sorusunun yaratıcılık ile yanıtlanması, karanlıktan süzülen bir ışık gibi hissettiriyor. Yaratma mücadelesi hem çevremizle hem de kendimizle aslında…yaratmak, bir arayış serüveni. Camus, “Yaratmak iki kez yaşamaktır” diyerek yaşamın içini yaratıcılıkla dolduruyor.

 “Tümüyle tinsel görünen, açık bir olgu vardır: insan her zaman kendi gerçeklerinin pençesinde olduğu. Kimi gerçekleri benimsedikten sonra, onlardan bir daha kopamaz insan.”

Kendi gerçeğimizi aramanın doğruluğu ve yanlışlığı ikilemi doğuyor bu noktada.Kendi gerçeğimizin parametreleri çizilmiş durumda; onlarla yüzleşmek, onları benimsemek, onların ne olduğunu bilip yine de devam etmek aslında tüm mesele. Bu anlamda farkına varıp gerçekliğimizin peşinden devam etmek bizi baş kaldırıya getiriyor.

Pandemiyle beraber şartlarımız değişti ve önceki varoluşumuza yabancılaşmış hissettik o açıdan küresel kırılma anlarından bir tanesiydi bu dönem. Ve hepimiz “neden” sorusunu sormaya başladık, bir çoğumuz önceki varoluşumuzu özler olduk. İşte tam bu kırılma noktasında Sisifos ile aramızda önemli bir bağ kuruluyor. Hepimiz evlerimizde otururken “yaşamı değerli görüyor muyuz” diye sormaya başlıyoruz ve hayatımızın önem parametrelerinin değiştiğine tanık oluyoruz.

Bu noktada Sisifos karakteri de uzun ömürlü bir prototip olarak düşünülebilir. Bilincin içine sıkışan ve çıkar yol aramaya çalışan ve o küçük varoluş içinde sürekli başa dönen insanlar...Özellikle bu dönemle insanlar varoluşları hakkında birtakım sorular sormaya başladılar ve kitaplara döndüler. Bunlardan bir tanesi de Camus’nün eserleri. Edebiyatın bir çıkış yolu olmaya devam ettiği ve varoluşumuzla barışmanın arkasından başkaldırı yollarını bulmanın bir yolu olduğunu bilmek ne güzel bir his!

 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

1Kitap1Mekan1Kitap1Mekan

BÜLTEN SAYISI

Varoluşla aramızdaki boşluk

Editör ve çevirmen, Emrah Serdan ile Camus ve Sisifos Söyleni üzerine kısa bir sohbet gerçekleştirdik!

13 Mar 2021

Varoluşla aramızdaki boşluk

YAZARLAR

1Kitap1Mekan

Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!

İLGİLİ OKUMALAR