Yolda Tanıştığım İnsanlar

Yalnız Gezginlerden Öğrendiklerim
Yolda Tanıştığım İnsanlar

"Tatile gitmek" ile "yola çıkmak" arasında bazı farklar var. Tatile gittiğinizde hayatınızı bir noktada bir süreliğine dondurursunuz; rezervasyonlarınız, belirli bir planınız vardır, en azından dönüş biletiniz vardır, genellikle hayatınızdan kaçma ve rahatlama motivasyonu ile tatile çıkarsınız. 

Tatil kavramı bu açıdan ilginçtir aslında, türlü istenmeyen sorumluluğun altında biricik hayatlarımızın birer tatil olmadığının farkındayız. Tatile gitmek için normalde olduğundan daha fazla efor sarfetmemiz gerekir, çalışmak yetmez; birikim yapmak, izin almak gerekir. Şanslı olanlar için senede 15 günle sınırlandırılmış hayattan çalınan özel zamanlardır -ki pek çok insan için büyük bir lükstür, günlük ihtiyaçları ödemek için kalem kalem hesaplar yaparken tatile çıkabilme lüksüne sahip olmak, hem de bunun yurtdışında olması Türkiye şartlarında yaşayan biri için minnet duyulması gereken bir olaya dönüşür. Çocukluğum babamın izin almasını beklemek, o izin dönemlerinde aile bütçesine en uygun seçenek her ne ise, o süreyi doyasıya yaşamak ve bir dahaki seneyi (bazen 3 senede bir gerçekleşirdi) bekleyerek geçti. Hatta aslına bakarsanız bizim aile için tatiller tatil bile sayılmazdı, özellikle annem için. İki küçük çocuğun dertleri, hazırlanacak yiyecekler, kıyafetler, türlü oldurma çabası derken günlük hayata ekstra külfet yaratırdı. Yine de bazen Riva’da, bazen Kumbağ’da, bazen Kuşadası’nda, bazen Adıyaman’da bu süreyi geçirerek günlük gerçekliğimden uzaklaşmaktan memnundum. Babam ve annem için durumun ne kadar zorlu olduğuna dair bir fikrim vardı ama 18 yaşından küçük çoğu çocuk gibi, bağı sormadan üzümü yemekle ilgileniyordum. Sonra kendi tatillerimi yaratmam gerektiğinde tatilin nelere mal olduğunu, yine de, neden nefes almak türünden zaruri bir ihtiyaca dönüştüğünü anladım. Arada tatile çıkılması gerekilen hayatlar yaşıyoruz. 

Meksika, Tulum’daki ilk günlerimde kaldığım hostelde kahvaltı hazırlarken orada kalan İtalyan bir sörf hocası ile tanışmıştım. “Ee neler yapıyorsun Meksika’da, tatilde misin?” diye sorduğumda “Benim hayatım bir tatil!” diyerek güldü. Hayatımın tamamını nasıl bir tatile çeviririm acaba diye daha önce düşünmemiştim. Çünkü benim için bir "hayatım" denen pratik koşullarımla çevrili, günlük yaşantım vardı; bir de bu koşulları arada terkettiğim "tatil zamanları" vardı. Hayatım bir tatil cümlesi bu yüzden hafif bir haset yarattı, ilk aklımdan geçen "Ne zenginlik be!" oldu. Sürekli tatil yapmak için banka hesabında binlerce dolar olmalı, çalışman gerekmemeli, belki miras zengini olmalıydın. Böylelikle umarsızca sağa sola giderek dünyevi zevkler bahçesinin güzelliklerini deneyimleme şansın olabilirdi. 

Fakat durum hiç de sandığım gibi değildi. Bahsettiğim kişi, “Ne yaparsam bir yere bağlı kalmadan gezebilir, bu sürede sevdiğim şeyleri kendimle taşıyabilir, kendimi geliştirirken bu gelişimin pozitif bir sonucu olarak yaşamam için gerekli maddi kaynağı da yaratırım?" şeklindeki müthiş soruyu lise çağının sonlarına doğru sormuştu. Cümleleri tam olarak böyle değildi ama mesaj buydu, önemli olan bu.

Şaşırdım, sonra o çağdaki kendi bilinçli-bilinçsizliğime üzüldüm. Ben o dönemlerde adı ÖSS olan üniversite seçme sınavını ve sınav sonrasında tercih edeceğim felsefe bölümlerinden birinin pek muhtemel işsizlik sorununu düşünüyordum. Yine de bahsedilen İtalyan arkadaşımınki türünden bir soru sormamıştım; seçeneklerim öğretmenlik, yazarlık, yine öğretmenlik, belki yayıncılık ile kısıtlıydı. Üniversiteye başladığımda hayal dünyam biraz daha genişlemişti de neyse ki felsefenin yanına sanat tarihini eklemek suretiyle "Felsefeden işsiz kalacağım ama belki sanat sektöründe bir şeyler yapabilirim." demiştim. 

Hayalgücümüzün sınırsız olduğunu sanıyoruz ama değil, hayalgücümüz pratik deneyimlerin sağladığı görü ile besleniyor. Haliyle hayatınızın yaydığı olası dalgalar ölçeğinde hayal kuruyorsunuz. Bazen şu anda yaptıklarımı daha önce hayal dahi etmediğimi farkediyorum. Çünkü yaşamakta olduğum bazı olaylar, bırakın önceki Dilara'yı, önceki Dilara'nın hayal dünyasında bile olanaklı değildi. 

Bu yüzden kendime söz verdiğim, özellikle kendimden küçük gençlere de sürekli tavsiye ettiğim şeylerden biri, kendi hayatımın yaydığı olası dalgaların çok dışında hayatlar yaşayan ilham veren insanlar bulmak. İyi ya da kötü şeklinde yargılamaksızın. Teorileri sonra da öğrenirsiniz. 

Benim lise dönemimde elbette sosyal platformlar böyle değildi, uzak diyarlarda yaşayan ilham verici hikayelerle bu kadar kısa sürede tanışamıyorduk. Lise boyunca facebook kullanmaya bile karşı çıkmıştım, ironik. O yüzden hayal dünyam ve ilham kaynaklarım çevremle ve bir de tabii kitaplarla sınırlıydı. Ama okumaya çalıştığım büyük yazarlar, büyük düşünürler değerler konusunda çok şey söylese de 2010 yılında pratik bir yaşam yaratmak konusunda çok az şey söylüyordu. 

İtalyan gezginin hikayesine geri dönersek… Sörf yapmaya karar vermek, sörf eğitimi almak zaten belirli düzeyde maddi koşullara sahip olmayı gerektiriyordu elbette. Bu açıdan kişisel aydınlanmasının salt “kişisel” olmadığını görmek için dahi olmaya gerek yok, içinde bulunduğumuz koşullar koşullarımızı belirliyor ama büyük ölçüde. Kısmı karar, ufak sapışlar ve biraz şans ise kalan etki - tepki silsilesi aracılığıyla olanaklı başka bir gerçeklik yaratıyor. Neyse ki mevcut hayatlarımız gelecekteki gerçekliğimizin oluşmasında zorunlulukla tek belirleyici değil, formüllerde belirsizliğe de yer var. 

Bahsettiğim gezgin sörf dersi vermesinin yeterli olmadığını çünkü bunun dalgalara, havaya, mevsime bağlı olduğunu farkettiğinde başka neler yapabilirim demiş ve fotoğrafçılığa da merak sarmış. Şimdi bu iki hobisi ile geçiniyor, bitmeyen bir tatilde yaşıyor. Yine de içimden "Sörf ve fotoğraf sonuçta bunlar, hani zengin hobileri türünden şeyler..." gibi bir algım vardı ki hemen sonrasında aynı hostelde bir başka kadınla daha tanıştım. Aslında Türk ama o doğmadan önce ebevenyleri Danimarka’ya taşınmış, orada doğmuş büyümüş, Türkçesi iyi değil. Tırnak sanatçısı idi (nail artist deniyormuş), yanında bir alet çantası dünyayı geziyor, hotellerde kalıyor ve bir yandan edindiği çevreye yaptığı tırnak tasarımları sayesinde geçiniyor. 

Bu aklımın ucundan bile geçmezdi diye düşündüm. Kopenhag'da bir kadın kuaföründe senelerce çalışmış, çıraklık yapmış. "Öğrendiğim beceri benimle gezmeyecekse ne yapayım o beceriyi..." dedi. Ne kadar basit ne kadar haklı bir cümle. Bunu kaydettim. Geçen gün gezgin olma hayalleri kuran bir arkadaşım heykel & seramik yapmayı mı öğrensem dediğinde bu hikayeden feyz alarak "Yeni bir hobi edinirken onun taşınabilir olup olmadığını düşünmek iyi bir başlangıç olabilir..." dedim. Edinmekte olduğumuz şeyler genellikle bizim olduğumuz yerdeki köklerimizi sağlamlaştırıyor. Bu yüzden 3 senedir ev tutmuyorum, ailemle yaşıyorum. Taşınabilir olmayan hiçbir şey almıyorum. Hatta ev kiralamak fobiye dönüştü, bunu bir noktada tartışmak isterim. Düzen kurmak bende düzensiz duygu durumlar yaratıyor, köklenmekten korkuyorum. Bu doğru olandır, yanlış olandır demiyorum; sadece bende olan bu.

Yolda tanıştığım ilham verici insanlar demiştik... Sonra bir de No Phone Noah var. Bir barda tanıştık, hemen muhabbete başladık. Bir noktada iletişim yollarımızı konuşurken telefonu olmadığını söyledi. Sosyal medyası yok, telefonu yok. Sadece acil durumlar için bir mail adresi var. Sadece 26 yaşındaki bu New Jerseyli genç, gittiği yerlerde mekanlara kendi playlistlerini bırakıyor ve dj’lik yaparak geçiniyor. Dj nickname - ismi, No Phone Noah. "Ee dedim, nasıl olacak sana nasıl ulaşacağız?” Yaşam felsefesini anlattı. 

Dedi ki, “Eğer biriyle iletişim kurduğumda hemen yakın gelecek için ortak bir noktada buluşamıyorsak, bir etkinlik, bir buluşma planımız olamıyorsa ya da bir yerde karşılaşmıyorsak zaten yoluma etki edecek biri değil demektir. Telefon rehberindeki kaç kişiyi sadece gerekli olursa diye ihtiyaçtan dolayı tutuyorsun?

Vedalaşırken şöyle dedik, karşılaşırsak arkadaşız demektir, yoksa da zaten yok. (Ertesi gün yoga dersinde karşılaştık.) Tüm bu serüvenini yazıyormuş, en sevdiği yazar ise Henry David Thoreau imiş. Şaşırmadım. Doğru ya da yanlış yine de düşünmeye değer günlük bir felsefe bu. Bir noktada ortaklaşmadığınız, doğal bir şekilde karşılaşmadığınız biri yine de sizin için iletişim bilgileri saklanması gereken biri mi? Eğer öyle ise bu, No Phone Noah'ın iddia ettiği gibi sadece gerekli durumlarda kullanılmak üzere ihtiyaçtan insan biriktirdiğimiz anlamına gelir mi? 

Pek çok insanla karşılaştım daha pek çoğu ile. Ama bu bahsettiğim kişiler hayat nasıl bir tatil olurdu diye sorgulamama yol açtı. İnsanlardan, özellikle kendi alanımda uzmanlığı olmayan insanlardan, karşılaşmalardan öğrenmek istiyorum. Çünkü bu başka türden bir bilgi, biyoloji öğrenmeye karar verdim ve 40 makale okudum türevinden bir gelişim değil. O her zaman yapılır, yapılmak istendikten sonra kaynak da, zaman da, program da yaratılır. Ama kaç kez bu hikayeler yaşanır? 18 yaşından 29'una hayatı çalışma masasında anlamaya çalışmış biri olarak bu seneden talebim yaşamı yaşayarak öğrenmek, hepsi bu. 

Sonra yapmakta olduğum şeyi ne kadar sevdiğimi düşündüm. Doktora tezi için 3 sene kapanacağım ama bunu da zevkle gönüllülükle yapacağım, çıldırmak pahasına da olsa. Nitekim benim "yaşam tatilimin" bir parçası delirmeyi de içerebilir, sorun değil. :) Ama tatile gitmeyi gerektirmeyen bir hayat kurmaya çabalama fikri kafamda bir yerlerde kaldı. 

Bir de son olarak bu bülteni yazarken yaşanan tatlı bir tesadüf, uzaktan kulağıma Meksika'da duyduğumda adını ve anlamını öğrenerek en sevdiğim salsa parçası ilan ettiğim şarkı geliyor:

"La Vida es un Carnaval" -Yaşam, bir karnavaldır. (Buradan dinleyebilirsin)

Öyle midir? Olması için ne gerekir? Bu gerekliliklerin yerine getirilmesinde benim rolüm nedir? Bir takım sorular, her zamanki gibi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

DilozofDilozof

BÜLTEN SAYISI

İnsan Esasen Kendisinden Keyif Alır.

Yalnız Gezenin Düşleri 3

01 Nis 2022

İnsan Esasen Kendisinden Keyif Alır.

YAZARLAR

Dilozof

Düşünürlerle düşünüyorum...

İLGİLİ OKUMALAR