Yapay Zekanın Sanatsal İzdüşümü: Refik Anadol

Refik Anadol ile sergisi "Makine Hatıraları: Uzay" üzerine
Yapay Zekanın Sanatsal İzdüşümü: Refik Anadol

Röportaj: Tuna Mert

Yeni medyanın dünyadaki öncü isimlerinden sanatçı Refik Anadol’un İstanbul’da bugüne kadar gerçekleştirdiği en kapsamlı kişisel sergisi “Makine Hatıraları: Uzay”, astronomik araştırmaların insanlık tarihindeki yerini gözler önüne seren ve uzayla ilgili büyük veri kümelerine ışık tutan yeni bir sanat tecrübesi. Pilevneli’deki sergisinde seyircileri şiirsel bir veri evreninin derinliklerini keşfetmeye davet eden sanatçıyla çalışmaları, multidisiplinerlik ve gelecek planları üzerine sohbet ettik.

“Makine Hatıraları v.2”, çok boyutlu ve uzay temalı bir yapay zeka spekülasyonunu yenilikçi bir sinematik estetikle sunmayı amaçlıyor. Bunu yaparken hem uzay bilimini hem de en son sinema teori ve tekniklerini kullanarak fütürist bir görselleştirme deneyimi yaratıyor.

Pilevneli’deki Makine Hatıraları: Uzay sergin ile uzun zaman sonra yeniden İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyorsun. Bu serginin hikayesi ve tasarım sürecinden bahsedebilir misin?

Makine Hatıraları: Uzay, ilhamını NASA JPL ile yaptığım iş birliğinden alan ve 21. yüzyılda uzay, makine ve insan ilişkilerini yapay zeka merceğinden sorgulayan, şimdiye kadar İstanbul’da gerçekleştirdiğim en kapsamlı sergi. Bilim kurguya olan özel ilgim ve NASA JPL ile yaptığım uzun soluklu çalışmaların sanat pratiğimle birleştiği bu sergiyi ilk olarak doğup büyüdüğüm yer olan İstanbul seyircisiyle paylaşmak benim için çok önemliydi. Ve daha da önemlisi, sergiyi sosyal mesafe kuralları dahilinde, kolektif sanat deneyimlere her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan bu dönemde İBB’nin katkılarıyla ücretsiz olarak sunabilmek beni ayrıca mutlu etti. Sergiyi oluşturan eserlerin yapıtaşı olan halka açık uzay verilerini stüdyomda ekibimle birlikte makine öğrenimi algoritmaları kullanılarak analiz ettikten sonra kendi sanatsal bakış açımla yorumladım. Üç boyutlu veri heykelleri ve yapay zeka sinemasını oluşturmak, yani bir makinenin rüya görmesini sağlamak için, ISS, Hubble ve MRO Uzay Teleskopları tarafından kaydedilen ve şimdiye kadar bir sanat enstalasyonunda kullanılan en büyük uzay temalı veri kümesi olan 2 milyondan fazla görüntüden yararlandık. Süreç ilk olarak NASA arşivlerinin düzenli bir şekilde incelenmesiyle başladı. Sonrasında elde edilen görsel verileri makine zekası ile kavramsal ve biçimsel açıdan inceledik ve sınıflandırdık. Her bir makine için ayrı bir şekilde veri analizi de yaptık. Sonrasında StyleGAN2ADA isimli GAN algoritması ile her bir makinaya ait görsel hatıraları yapay zekaya öğrettik. İşlerimde büyük bir hevesle kullandığım akışkanlar dinamiği algoritmaları ile yapay zeka çıktılarını bir araya getirerek ortaya şiirsel bir deneyim ortaya çıkarabildik. Sergideki ses deneyimi de Kerim Karaoğlu tarafından yine aynı veriler üzerinden tasarlandı.

İstiklal Caddesi’nde hayata geçirdiğin Aktif Strüktürler’den Pilevneli’deki son sergin Makine Hatıraları: Uzay’a kadar geçen 10 yıllık süreçte sanat deneyimi tüm dünyada radikal bir dönüşüm geçirdi ve stüdyonla birlikte bu değişimin öncülerinden biri oldun. Bu eşsiz deneyimlerin arkaplanında multidisipliner bir üretimin olduğunu biliyoruz. Farklı disiplinlerin bir arada çalışmasının deneyime katkısını nasıl yorumluyorsun?

İzleyiciyi içine alan ve bütün duyularını harekete geçiren bir sanat pratiği dahilinde kurguladığım her eser “Seyirciye başka ne şekilde dokunabilirim?” ya da “Bir insanın görünmeyen verilerle bağlantı kurmasını hangi duyusal kanallarla sağlayabilirim?” sorularını her daim gündemde tutuyor. Los Angeles’taki stüdyomda birlikte çalıştığım ekibim aralarında mimar, yazılım mühendisi, veri bilimcisi, ve alanında uzman araştırmacılardan oluşan ve dünyanın değişik yerlerinden on farklı kültürü temsil eden bir ekip. Eserlerin işitsel tasarımlarını da yine veriler üzerinden yapan Kerim Karaoğlu ile de yıllardır iş birliği içindeyiz. Bu disiplinlerarası çalışma metodu sayesinde karşımıza çıkan her soruya çok farklı açılardan bakıp yaratıcı çözümler getirebiliyoruz ve umuyorum ki bu kararlar seyircinin deneyimine de en şeffaf şekilde yansıyor.

Sanat ve bilimi bir araya getiren çalışmalarınla senin için yeni nesil Rönesans insanı diyebilir miyiz?

Bence yeni nesil hepimizi bir Rönesans insanı gibi düşünmeye ve yaşamaya davet ediyor. Ben kendi adıma hem sanat pratiğimde hem de şahsi yaşamımda bunu gerçekleştirmeye çalışıyorum. Sorduğum en büyük soru şu aslında: 21. Yüzyılda insan olmak ne demek? Bu önemli soruya bir yıl önce başka bir cevabımız vardı, şu an bambaşka bir cevabımız var ve eminim ki altı ay sonra başka bir cevabımız olacak. Bu cevaplar arasındaki bağlantıları insanlık tarihi bağlamında düşünmek bana keyif ve ilham veriyor.

Son dönemde kuantum hesaplamaları araştırma verilerini ve algoritmalarını kullanarak eserler üretmeye başladın. Bu son teknolojik gelişme sanat üretiminde nasıl bir potansiyel doğuruyor?

Stüdyomuzun geçen yılki en büyük projesi Kuantum Hatıraları Avusturalya’daki Victoria Ulusal Galerisi’nde sergilendi ve çok güzel geribildirimler aldık. Bu projede yaklaşık 200 milyon doğa fotoğrafından oluşan bir veri kümesini yapay zeka merceğinden geçirdik ve paralel bir doğa spekülasyonu yaratmak için en yeni, halka açık kuantum algoritmalarını kullandık. Kuantum hesaplamalarını ilk olarak kullandığımız bu eserden beri hem bir disiplin olarak kuantum fiziği hem de kuantum hesaplama tekniklerinden ilham alan yeni projeler kurgulamaya devam ediyoruz. Bu alan hem teknik olarak hem de düşünmeye sevk ettiği teoriler bakımından medya sanatçıları için yeni pencereler açacak.

Kripto sanat kavramı son dönemde gittikçe popülerleşmeye başladı. Senin de NFT formatında eserler üretmen sanat dünyasında büyük ses getirdi. Bu yeni pazarın sanat dünyasında nasıl bir değişiklik yaratacağını öngörüyorsun?

Blockchain benim gibi bilim kurgu seven bir sanatçı için müthiş bir motivasyon sağlayan bir teknoloji, çünkü gizli kalan bir dünyayı görünür kılıyor. Blockchain dünyası merkeziyetsiz ve şeffaf bir şekilde kurduğu sistem sayesinde fiziksel galeri dünyasına ilginç ve deneysel bir alternatif sunuyor. Kripto teknolojisi kullanılarak bir sanat eserine sanatçısının dijital olarak imzasını attığı ve bir çok insanla direk paylaşabildiği bir dünya böylelikle ortaya çıkıyor. Ben kendi adıma Ethereumu çok zekice buluyorum. Arkasındaki akıllı kontratlar sayesinde değişime uyum sağlama potansiyeli olan yenilikçi bir duruşu var. Ben şu an için Winklevoss ikizler tarafından yönetilen Nifty Gateway platformu ile çalışıyorum NFT formatında eserlerimi paylaşmak için. Aslında bir süredir beni davet ediyorlardı ama ben sistemi iyice anlamak için bekledim. Nifty Gateway içerisinde bir pazaryeri var ve bunu aynen bir galeri gibi düşünebilirsiniz. Diğer alternatiflerden tek ve en büyük farkı ise her şeyin şeffaf olması. Dijital bir dünyada var olan sanat eserleri, onlarla ilgili kontrat adresleri, tokenların nereden nereye gittiğini ve onlara kimin sahip olduğunu, bu eserin pazarda nasıl bir geçmişi olduğunu görebiliyorsunuz. Bu yeni şeffaflık etiğinin sanat dünyasında büyük bir değişiklik yaratacağını öngörüyorum kesinlikle.

Her projesiyle şaşırtan ve yenilikler sunan bir sanatçı olduğundan gelecek planlarını çok merak ediyoruz, biraz bahsedebilir misin? 

Önümüzdeki aylarda Venedik Mimari Bienali başta olmak üzere Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’da gösterilecek dört büyük proje üzerinde çalışıyoruz. Bienal’de sergilenecek eserimiz nöroloji, hücre biyolojisi ve mimariyi bir araya getiren, türünün ilk örneği bir proje olacak. Ayrıca kısa zaman önce stüdyomuza eklediğimiz Medya Araştırma Laboratuvarı dahilinde yaptığımız araştırmalar ve bulgularımızı dünyayla paylaşmak için yaptığımız girişimler beni çok heyecanlandırıyor. Son zamanlarda kripto sanat, yapay zeka sineması, çevrecilik ve kamu sanatı arasındaki ilişki gibi konularda epey okuyor, düşünüyor, yazıyorum. Bunları da önümüzdeki günlerde değişik kanallarda paylaşmayı planlıyorum.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

⚙️ Multidisipliner Nesil

Yapay zeka ve sanatın izdüşümünde nultidisipliner nesil ve Refik Anadol

20 Kas 2022

Unusual Selfie, Selman Hoşgör

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR