Yaşa Çoban Mehmet! Var Ol Himmet Pehlivan!
Kara Ali’yi isteriz!-Kulak da kırılır mıymış?-Himmet ile Çoban Mehmet’in güreşi-Hakem neler söyledi?-Yaşasın Türk pehlivanları
Mehmet Selahattin, 9 Ocak 1932
İnsanlar birbiriyle boğuşmayı sever. Bu muhakkak! Yalnız şu da muhakkak ki boğuşmayı sevdikleri kadar, belki ondan fazla boğuşanları seyretmekten hoşlanırlar. Sokakta iki kişiyi kavgaya tutuşmuş görseniz mutlaka alakadar olur, işiniz yoksa “Bakalım kim kimi tepeleyecek?” diye merak edip kavganın sonuna kadar beklersiniz.
Boğa dövüşü, horoz dövüşü, koç dövüşü ve nihayet insan dövüşü şüphe yok ki bu cibilli meraktan doğmuştur. Geçen akşam Ferah Tiyatrosu’ndaki güreş müsabakalarında ben de bulundum. Sporun hiçbir türünden anlamadığım, güreşenleri tanımadığım halde sonuna kadar orada kaldım.
Koca tiyatroda bir tek boş iskemle yoktu. Birçokları sahnedekileri görebilmek için adeta oturanların omuzları üstüne çıkmışlardı. E şaka mı bu? Türkiye Başpehlivanı Kara Ali ile meşhur Çoban Mehmet bu gece ilk defa karşılaşacaklar.
Muayyen saat geldi geçti. Daha perde kapalı. Halkı avutmak için gürültülü bir orkestra durmadan çalıyor. Sabırsızlık genel. Etrafta mırıltılar başladı:
“Ne bekliyoruz daha?”
“Çalgı istemiyoruz!”
“Güreşçiler meydana çıksın!”
Baston takırtılarının, ıslık seslerinin bir türlü arkası gelmiyor. Nihayet işte perde açıldı. En kuvvetli güreş elemanları birer birer hazır bulunanlara takdim ediliyor. Her isim söylenirken bir alkıştır kopuyor.
“Yaşşa Arif!”
“Yaşşa Urfalı!”
“Dayan Çoban!”
“Var ol Himmet!”
Bir aralık güreşçiler arasında Kara Ali’yi göremeyenler olunca bağrışanlar oldu:
“Kara Ali nerede?”
Bu bağrışmalar bir müddet cevapsız kaldı. Nihayet gürültü büyüyünce pehlivanları halka tanıtan kişi ortaya geldi:
“Kara Ali Pehlivan biraz rahatsızlandığı için müsabakada bulunamayacak.” dedi.
Vay sen misin bunu söyleyen! Paradiden en ileri gelen localara kadar her tarafta genel bir itiraz yükseldi. Derken haydi bir ayak temposu;
“Kara Ali! Kara Ali! Kara Ali!”
Bu esnada Urfalı’nın da güreşemeyeceği halka ilan edilince birisi bağırdı:
“Onun nesi var?”
Sahnedeki zat cevap verdi:
“Kulakları kırıldığı için sade gösteri güreşi yapacak.”
Etrafta sesler;
“Kulak kırıldığını da işitmedik!”
Nihayet bağırıp çağırmakla kimseyi güreştirmenin mümkün olmayacağını görerek sustular. Evvela ikinci sınıf güreşçiler tutuşmuştu. Alafranga güreş yapıyorlar. Bu tür güreşe karşı halkta hissedilen bir lakaytlık var. Profesyonel pehlivanlar serbest güreşe başlayıncaya kadar bu alakasızlık devam etti. Nihayet Himmet ile Çoban Mehmet tutuştular. Çoban Mehmet bir İspanyol boğa güreşçisi gibi kollarını sallayarak ortaya çıktı. Himmet Pehlivan’la el ele verdikten sonra birbirlerinin canına kast etmiş gibi boğaz boğaza geldiler. Kâh Himmet altına giriyor kâh Çoban. İki tarafın da teşvikçileri var:
“Ha bre Çoban!”
“Göreyim seni Himmet!”
Altta kalan pehlivanın boyun damarları arada bir ok gibi şişiyor, tekrar üste çıkmak için gergin kollarının bütün kuvvetini sarf ederek boğazlanırcasına çırpınması seyircileri heyecandan kırıp geçiriyor.
Himmet’in çelik gibi vücudu var. Çoban Mehmet’in kalın ensesine, iri kuvvetli pazılarına aldananlar Himmet’i bir hamlede yere vuracağını bekliyorlar. Fakat Himmet, Çoban’ı daima altında tutmayı başarıyor. Alta kendisi girse de çok geçmeden gene üste çıkıyor.
Bir aralık sahnede müthiş bir gürültü koptu. Ağır bir cismin düşmesinden mütevellit korkunç bir ses duyuldu. Himmet Pehlivan, Çoban’ı kaldırıp yere vurmuştu. Seyirciler bir ağızdan bağrıştılar:
“Tamam, oldu!”
Halbuki hakem Himmet’i henüz galip ilan etmiyordu. Çünkü Çoban sırtüstü yere düşer düşmez kendini toplayıp tekrar yüzükoyun gelmişti. Localardan itirazlar devam ediyordu:
“Himmet galiptir!”
“Çoban yenildi!”
“Hakem haksızlık ediyor!”
Bu son söz hakem Yusuf Pehlivan’ı harekete getirdi. Senelerce Amerika’da sırtı yere gelmeden pehlivanlık yapan bu eski Türk güreşçisi seyircilere dönerek Rumeli şivesiyle bağırdı:
“Akim dediğin elbet bişey bileyor ki buraya komuşlar. Serbest güreşte emetörler omuz yere geldikte bitmiştir. Ama profesyoneller sırtı yere geldiğinde gübeği üstünde şülecene bir dakika durmalı!”
Yusuf Pehlivan’ın sözleri tesirini gösterdi. Gürültülerin arkası kesildi. Neticede puan itibariyle Himmet Pehlivan’ın galip olduğu ilan edilince alkışlar ortalığı inim inim inletti. Locada oturan bir zat ayağa kalkarak “Yaşasın Türk pehlivanları…” diye başlayan kısa bir nutuk irat ettikten sonra etrafına dönerek mazeret beyan etti:
“Kusura bakmayın, kendimi zapt edemedim.”
Halk yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Koridorlarda güreşçilerin leh ve aleyhinde dedikodular devam ediyordu.
*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair çok zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftada bir mutlaka vücudumu yağlarım, "Sizi bütün cihan yenemedi Paşam, ben nasıl yenebilirim?”
04 Oca 2022

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR


