Yeni araştırmalar yaşlanma hikayesini değiştiriyor: Demans riski gerçekten azalıyor mu?

Dünya Sağlık Örgütü, Temmuz 2026’da yayımladığı yeni kılavuzda demans riskinin yaşam boyunca değiştirilebilen etkenlerle önemli ölçüde azaltılabileceğini açıkladı.
- Kuruma göre sigara ve alkol kullanımı, fiziksel hareketsizlik, sosyal izolasyon, hava kirliliği, yüksek tansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol gibi faktörler birlikte ele alındığında demans riskinin yüzde 45’e varan bölümünü önlemek ya da hastalığın ortaya çıkışını geciktirmek mümkün olabilir.
Bu açıklama, son yıllarda ABD ve Avrupa’dan gelen başka bir şaşırtıcı bulguyla da örtüşüyor: Nüfus yaşlanıp toplam demans vakaları artarken, aynı yaştaki insanların demans geliştirme olasılığı bazı yüksek gelirli ülkelerde geçmiş kuşaklara göre düşüyor.
İlk bakışta bu iki cümle birbiriyle çelişiyor gibi görünüyor. Eğer demans riski düşüyorsa neden önümüzdeki yıllarda milyonlarca yeni vaka bekleniyor? Eğer hastalık hâlâ tedavi edilemiyorsa bu düşüş nasıl mümkün oluyor? Cevap, demansla ilgili son 40 yılda değişen fikirlerde yatıyor: Hastalığın en güçlü risk faktörü hâlâ yaş, ancak demans yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu değil.
Dünya Sağlık Örgütü bugün dünya genelinde 57 milyon kişinin demansla yaşadığını, her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vaka ortaya çıktığını ve Alzheimer hastalığının tüm demansların yaklaşık yüzde 60-70’ini oluşturduğunu bildiriyor.
Araştırmacıları şaşırtan bulgular
Demans araştırmalarındaki ilginç dönüşümlerden biri ABD’de başladı. Duke Üniversitesi’nde yaşlanma ve nüfus araştırmaları üzerine çalışan araştırmacı P. J. Eric Stallard, farklı kuşaklardaki yaşlı Amerikalıların demans oranlarını karşılaştırırken beklentisinin tam aksi bir tabloyla karşılaştı.
- Uzun süredir kabul gören senaryoya göre insanların daha uzun yaşaması, ileri yaşlarda demansın giderek daha yaygın hâle gelmesine yol açmalıydı. Oysa Stallard’ın incelediği veriler, aynı yaştaki daha yeni kuşakların daha düşük demans oranlarına sahip olabileceğini gösteriyordu.
Stallard, Svetlana Ukraintseva ve Duke Üniversitesi psikiyatri profesörü P. Murali Doraiswamy bu değişimi 2025’te JAMA’da yayımladıkları bir değerlendirmede “demans salgınının değişen hikayesi” olarak tanımladı.
Bu fikir tek bir araştırmaya dayanmıyor. ABD’nin Massachusetts eyaletinde 1948’den beri kuşaklar boyunca aynı toplumun sağlık durumunu izleyen Framingham Heart Study, bu konuda en uzun soluklu veri kaynaklarından biri. New England Journal of Medicine’da yayımlanan çalışma, 1970’lerin sonlarından 2010’ların başına kadar yeni demans vakalarının görülme oranının ortalama olarak her on yılda yüzde 20 azaldığını ortaya koydu.
- Araştırmacılar aynı tanı ölçütlerini onlarca yıl boyunca kullanabildikleri için bu çalışma demansın zaman içindeki değişimini izlemek açısından özellikle değerli kabul ediliyor.
Avrupa ve Kuzey Amerika’daki farklı uzun dönemli araştırmaları biraraya getiren başka bir çalışma da aynı yönde sonuç verdi. Rotterdam’daki Erasmus Üniversitesi Tıp Merkezi’nden nörolog ve epidemiyolog Frank Wolters liderliğindeki ekip, yaklaşık 50 bin kişiyi kapsayan yedi büyük kohortun verilerini karşılaştırdı. 1988-2015 arasında yeni demans vakalarının görülme sıklığının yaşa göre düzeltildikten sonra her on yılda yaklaşık yüzde 13 azaldığını buldular.
O zaman neden gelecekte daha fazla demans vakası bekleniyor?
Çünkü iki ayrı veriden söz ediyoruz: Bireysel risk ve toplam hasta sayısı.
Yaşlı nüfus çok hızlı büyüyor. İnsanlar daha uzun yaşadığı için demans açısından en yüksek riski taşıyan 80’li ve 90’lı yaşlara ulaşan kişi sayısı da artıyor. Dünya Sağlık Örgütü, 2050’ye gelindiğinde dünyadaki 60 yaş üzeri nüfusun yaklaşık 2,1 milyara ulaşacağını öngörüyor.
- Bu nedenle aynı yaştaki insanların riski azalırken toplam vaka sayısının yükselmesi mümkün.
Bunu gösteren en çarpıcı hesaplardan biri 2025’te Nature Medicine’da yayımlandı. Johns Hopkins Üniversitesi’nden epidemiyolog Michael Fang ile New York Üniversitesi’nden epidemiyolog Josef Coresh ve çalışma arkadaşları, ABD’de 15 binden fazla kişiyi izleyen ARIC araştırmasının verilerini kullandı. Çalışmaya göre 55 yaşından 95 yaşına kadar yaşam boyu demans geliştirme riski ortalama yüzde 42 olarak hesaplandı.
- Araştırmacılar demografik değişimi de hesaba kattığında, ABD’de her yıl yeni demans geliştiren kişi sayısının yaklaşık 514 binden 2060’ta 1 milyona ulaşabileceğini tahmin etti.
Bu yüzden araştırmalardan “Demans salgını sona eriyor” sonucu çıkarmak yanlış olur. Ancak beklenen artış, yalnızca insanların demansa daha fazla yakalanmasından değil, çok daha fazla insanın demansın yaygınlaştığı yaşlara kadar yaşayacak olmasından kaynaklanıyor.
Peki risk neden azalıyor olabilir?
Araştırmacıların buna kesin bir cevabı yok. Alzheimer başta olmak üzere çok sayıda hastalık, damar hasarı ve nörolojik süreç demansa yol açabiliyor. Üstelik beyindeki değişimler ilk belirtiler ortaya çıkmadan onlarca yıl önce başlayabiliyor.
- Ancak en güçlü açıklamalardan biri şaşırtıcı biçimde beynin kendisinden değil, kalpten geliyor.
1970’lerde Finlandiya’nın Kuzey Karelya bölgesi, kalp krizinden ölümler konusunda dünyanın en yüksek oranlarından birine sahipti. Finlandiyalı sağlık yetkilileri sigarayı azaltmaya, tansiyonu kontrol etmeye ve beslenmeyi değiştirmeye yönelik büyük bir halk sağlığı kampanyası başlattı. Bundan onlarca yıl sonra nüfusun sağlık kayıtlarını inceleyen araştırmacılar, orta yaşta yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, obezite ve düşük fiziksel aktivitenin ilerleyen yaşlardaki demans riskiyle de bağlantılı olduğunu gördü.
Bu araştırmalar, demansı yalnızca “ileri yaşta başlayan bir beyin hastalığı” olarak görme biçimini değiştirmeye başladı. Bugün bu bağlantı daha iyi anlaşılıyor. Beynin sağlıklı kalabilmesi için sağlam bir damar sistemi gerekiyor. Yüksek tansiyon, diyabet, sigara ve yüksek kolesterol yıllar boyunca küçük damarları ve beyin dokusunu etkileyebiliyor.
Dolayısıyla 20. yüzyılın ikinci yarısında kalp krizi ve felç risklerini azaltmak için atılan adımlar, farkında olunmadan sonraki kuşakların demans riskini de azaltmış olabilir. WHO’nun 2026 kılavuzu da yüksek tansiyon, diyabet ve yüksek kolesterolün kontrol altına alınmasını doğrudan demans riskini azaltmaya yönelik öneriler arasında sayıyor.
Eğitimin demansla ne ilgisi var?
Demans oranlarındaki düşüşün başka bir muhtemel nedeni de daha fazla insanın daha uzun süre eğitim alması.
Framingham araştırmasında görülen düşüş, özellikle en az lise eğitimi almış kişilerde belirgindi. Bu bağlantının hangi mekanizmayla işlediği kesin olarak bilinmiyor ancak araştırmacılar uzun eğitim süresinin beynin “bilişsel rezervini” artırabileceğini düşünüyor.
- Daha basitçe ifade etmek gerekirse, yaşam boyunca daha fazla öğrenen, okuyan ve karmaşık zihinsel faaliyetlerde bulunan bir beyin, yaşa veya hastalığa bağlı hasarı bir süre daha iyi telafi edebiliyor olabilir.
Burada eğitim yalnızca üniversite diploması anlamına gelmiyor. Sosyoekonomik koşullar, sağlık hizmetlerine erişim, meslek, zihinsel uyarılma ve yaşam boyunca edinilen alışkanlıkların tümü etkili oluyor olabilir. Bu yüzden araştırmacılar eğitimi tek başına bir “koruyucu ilaç” gibi değerlendirmiyor.
Sağlıklı yaşamak gerçekten demansı önleyebilir mi?
Egzersiz yapan insanların daha az demans olması, tek başına egzersizin demansı azalttığını kanıtlamaz; egzersiz yapan insanlar aynı zamanda daha yüksek gelirli, daha iyi eğitimli veya genel olarak daha sağlıklı oldukları için de demans riski azalıyor olabilir.
Bu soruya daha güçlü bir yanıt bulmak için Finlandiyalı araştırmacılar FINGER adlı randomize kontrollü çalışma kapsamında katılımcıları rastgele farklı gruplara ayırdı. Karolinska Enstitüsü’nden nörolog Miia Kivipelto ve Finlandiya Sağlık ve Refah Enstitüsü’nden araştırmacı Tiia Ngandu liderliğindeki çalışmada, bilişsel gerileme riski taşıyan 60-77 yaşlarındaki 1.260 kişi izlendi. Bir grup iki yıl boyunca düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, bilişsel egzersiz ve kalp-damar risklerinin yakından takip edildiği bir programa katıldı; diğer gruba standart sağlık önerileri verildi.
- 2015’te The Lancet’ta yayımlanan sonuçlarda yoğun programa katılan grubun bilişsel performansının daha iyi korunduğu görüldü.
Öte yandan araştırmanın yalnızca egzersizi değil aynı anda beslenme, hareket, damar sağlığı ve zihinsel faaliyeti hedeflemiş olması kritik bir nokta.
Gerçekten vakaların yüzde 45’i 'önlenebilir' mi?
Bu oran son yıllarda çıkan demans haberlerinin en sık yanlış anlaşılan rakamlarından biri. University College London’dan psikiyatrist Gill Livingston başkanlığındaki uluslararası Lancet Demans Komisyonu, 2024’te yaşamın farklı evrelerinde etkili olan 14 değiştirilebilir risk faktörü belirledi.
- Bunlar düşük eğitim düzeyi, işitme kaybı, yüksek LDL kolesterol, depresyon, travmatik beyin hasarı, fiziksel hareketsizlik, diyabet, sigara, hipertansiyon, obezite, aşırı alkol tüketimi, sosyal izolasyon, hava kirliliği ve tedavi edilmeyen görme kaybını kapsıyordu.
Komisyon, bu faktörlerin tümü ideal biçimde ortadan kaldırılabilse dünya çapındaki demans vakalarının yaklaşık yüzde 45’inin önlenebileceğini veya daha ileri yaşlara ertelenebileceğini hesapladı.
Ancak bu, insanların mutlaka “doğru yaşarlarsa demans riskini yüzde 45 azaltacağı” anlamına gelmiyor. Bu bir nüfus düzeyi hesabı. Örneğin işitme kaybı tek başına çok yüksek bir bireysel risk yaratmayabilir; fakat milyonlarca insanı etkilediği için toplum çapında tedavi edildiğinde toplam vaka sayısında anlamlı bir fark yaratabilir.
WHO’nun Temmuz 2026’da yayımladığı yeni kılavuz da bu yaklaşımı benimsiyor. Fiziksel aktivite, sigaranın bırakılması, alkol tüketiminin azaltılması, sağlıklı beslenme, sosyal ve bilişsel açıdan aktif kalma, tansiyon, diyabet ve kolesterolün tedavisi ile gerektiğinde işitme cihazı kullanımını öneriyor. İlk kez hava kirliliğine maruz kalmanın azaltılması da açık bir öneri olarak yer alıyor.
Öte yandan: WHO, eksiklik saptanmamış kişilerde B ve E vitaminlerinin, Omega-3 ya da multivitaminlerin demansı önleme amacıyla kullanılmasını destekleyecek yeterli kanıt bulunmadığını belirtiyor.
Genetik riskler, yaşam değişiklikleriyle azaltılabilir mi?
Alzheimer açısından en iyi bilinen genetik risk faktörlerinden biri APOE ε4 adı verilen gen varyantı. Bunun bir kopyasını taşımak Alzheimer riskini artırıyor, iki kopyasını taşımak ise riski daha da yükseltiyor. Ancak bu varyantı taşıyan herkes Alzheimer olmuyor; taşımayan kişiler de hastalığa yakalanabiliyor.
- Bu ayrım önemli çünkü demans riskini bir açma-kapama düğmesi değil, onlarca faktörün üst üste eklenmesi olarak düşünmek gerekiyor.
Genetik yatkınlık değiştirilemiyor ama damar sağlığı, egzersiz, işitme kaybı, sigara kullanımı veya sosyal izolasyon gibi faktörler üzerinde kontrolümüz var. Araştırmacıların ilgilendiği soru da tam olarak bu: Yüksek genetik riske rağmen hastalığın başlangıcı geciktirilebilir mi? Bunun yanıtı şu an için "evet" gibi görünüyor.
Zona aşısı neden demans araştırmalarına konu oldu?
Son dönemin en şaşırtıcı bulgularından biri de demans için geliştirilmiş özel bir ilaçtan değil, zona aşısından geldi. Stanford Üniversitesi’nde sağlık politikaları ve epidemiyoloji alanında çalışan Pascal Geldsetzer ve ekibi, Galler’de 2013’te başlatılan zona aşısı programında ilginç bir bulguya ulaştı.
- Aşı hakkı insanların doğum tarihine göre kesin olarak sınırlandırılmıştı. 2 Eylül 1933’ten hemen önce doğanlar programa alınmazken bu tarihten hemen sonra doğanlar aşı olabiliyordu.
Birkaç haftalık yaş farkı dışında birbirine çok benzeyen iki grup ortaya çıkmıştı. Bu nedenle araştırmacılar durumu bir “doğal deney” olarak kullanabildi.
2025’te Nature’da yayımlanan çalışmada zona aşısı olmak, takip eden yedi yılda yeni demans tanısı alma olasılığında yüzde 20’lik göreli azalmayla ilişkilendirildi. Araştırmacılar sonuçları farklı veri setlerinde de test etti.
Araştırmacılar şimdi herpes virüslerinin sinir sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinden demans gelişiminde rol oynayıp oynamadığını anlamaya çalışıyor. Bu ilişkinin ne kadar genellenebilir olduğunu göstermek için daha büyük randomize çalışmalar yapılması gerekiyor.
Demans ilaçlarında durum ne?
Demansı önleme araştırmalarındaki iyimserliğin karşısında, hastalık ortaya çıktıktan sonra durdurma konusunda ilerleme daha yavaş görünüyor. Alzheimer için geliştirilen lecanemab ve donanemab gibi yeni nesil antikor ilaçları beyinde biriken amiloid-beta proteinini temizleyebiliyor ve erken evredeki bazı hastalarda bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor.
- Ancak bunlar hastalığı iyileştirmiyor; fayda görece sınırlı ve beyin ödemi veya kanama gibi ciddi yan etki riskleri taşıyor. Bu nedenle hastalık başladıktan sonra tedaviden çok, ortaya çıkışını mümkün olduğunca geciktirme fikri giderek önem kazanıyor.
Bir dönem Alzheimer tedavisinde umut bağlanan GLP-1 sınıfı ilaçlar için de sonuçlar şimdilik beklentileri karşılamadı. 2025’te açıklanan büyük faz 3 çalışmalarında semaglutid, erken Alzheimer hastalarında bilişsel ve günlük işlev kaybını plaseboya göre anlamlı biçimde yavaşlatmadı. Bu da demans konusunda gözlemsel olarak umut verici görünen her ilişkinin tedaviye dönüşmediğini bir kere daha hatırlatıyor.
Beş yıl büyük bir fark yaratabilir
Demansın matematiğinde yaş çok güçlü bir değişken. Risk ileri yaşlarda hızla yükseldiği için hastalığın başlangıcını birkaç yıl geciktirmek bile çok büyük bir halk sağlığı etkisi yaratabilir. Ortalama başlangıç yaşının yalnızca beş yıl ileri taşınması bile toplam demans vakalarını yaklaşık olarak yarıya indirebilir.
Bu nedenle geleceğin demans stratejisi tek bir “mucize Alzheimer ilacı” bulmaktan ibaret olmayabilir. Çocuklukta daha iyi eğitim, orta yaşta tansiyon ve kolesterolün kontrolü, işitme kaybının tedavisi, egzersiz, daha temiz hava, daha güçlü sosyal bağlar, aşılar ve etkili ilaçlar küçük katkılar yaparsa bunların toplamı hastalığın ortaya çıkışını erteleyebilir.
Demans oranlarının düşüşü herkes için iyi haber mi?
Şimdilik hayır. Demans oranlarında görülen düşüşün en güçlü kanıtları Avrupa ve Kuzey Amerika gibi yüksek gelirli bölgelerden geliyor. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bugün demansla yaşayan insanların yüzde 60’ından fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde bulunuyor. Bu ülkelerde nüfus hızla yaşlanırken sağlık hizmetlerine, eğitim olanaklarına, tansiyon ve diyabet tedavisine ya da işitme cihazlarına erişim çok daha eşitsiz.
Üstelik ilerlemelerin kalıcı olduğu da garanti değil. Obezite ve diyabetin yaygınlaşması, hava kirliliği ve sağlık eşitsizlikleri bazı ülkelerde geçmişte elde edilen ilerlemeyi tersine çevirebilir. JAMA’nın 2024’te değerlendirdiği geniş veri setleri de demans oranları düşerken hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi bazı risklerin yükseldiğine dikkat çekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Canlı Gündem
Anbean ekonomi, iş dünyası, teknoloji, politika ve kültür-sanat gündeminin en önemli maddeleri. Kısa, yalın, öz bir şekilde.

