Yeni dünya, yeni toplum ve yeni siyaset

Yeni dünya, yeni toplum ve yeni siyaset

7 Ocak - Sabancı Vakfı
Sabancı Vakfı ile birlikte

Güler Sabancı'nın Cumhuriyetin yeni yüzyılına dair mesajlarını içeren mektubu yayımda Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı , “Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken sadece kazanımlarımıza değil, başaramadıklarımıza da odaklanmalı ve pek çok alanda kendini gösteren eşitsizliklerle mücadele etmek için titizlikle çalışmaya devam etmeliyiz.” sözlerine yer verdiği, Cumhuriyetin yeni yüzyılına dair beklentilerini ve umutlarını dile getirdiği bir mektup yayımladı . “Son yıllarda peş peşe gelen pandemi, savaş ve ekonomik zorluklar, hepimizin geleceğe dair beklentilerinde belirsizlik ve güvensizliğe yol açtı, eşitsizliklerin derinleşmesine sebep oldu. Hem ülkemizde hem de dünyada eşitsizliklerden en fazla etkilenen grupların başında ise yine kadınlar ve kız çocukları geldi. Ekonomik zorluklar, bakım yükü, şiddet ve cinsiyet temelli ön yargıların artmasıyla işe, eğitime ve sosyal hayata erişim konularında daha da geriye düştük. Ülkemizin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin temellerinin atıldığı dönemde ‘Yalnız erkeklerin ilerlemesiyle o millet yükselemez.’ sözüyle kadınların hayatın her alanında eşit bir konumda bulunmasının gelişmiş bir toplum için vazgeçilmez olduğunun altını çizmiş ve kadınların bu mücadelede önünü açmıştı. Ancak Cumhuriyetimizin 100. yılına girerken bugüne kadar elde ettiğimiz kazanımlara rağmen hala olmamız gereken noktada değiliz.” Güler Sabancı Kadınlar ve kız çocukları için fırsat eşitliği vurgusuyla hazırlanan mektupta Güler Sabancı; bilim ve teknolojide kadınların eşit şekilde var olması için kız çocuklarının eğitime katılımı konusunda önlerindeki bariyerlerin kalkması gerektiğinin, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamanın doğru bir iş kararı olduğunun ve kadın istihdamının artmasının şirketleri de pozitif etkilediğinin altını çiziyor. Sabancı Vakfı adına, kadınlar ve kız çocuklarına fırsat eşitliği yaratmak üzere çalışmaya devam edeceklerini aktaran Güler Sabancı’nın mektubunu buradan okuyabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Ali Gül

İnsanın dünyasını fiziki çevresi, bu fiziksel çevreye dair oluşturduğu imgeleri ya da diğer bir ifadeyle hayatı anlamlandırdığı dil mekanizması ve kurduğu ilişkiler oluşturur. Bunların her birinin son 30 yılda geçirdiği dönüşüm, artık yeni bir dünyada yaşadığımızı kabul etmeyi gerektiriyor. Bu yeni dünyayı eski dünyanın kavramlarıyla düşünmek, eski dünyanın kurallarıyla idare etmeye çalışmak beyhude bir çaba ve bugün yaşadığımız sıkıntıların esas kaynağı.

Yeni dünyayı birkaç temel etmen meydana getiriyor, bunlardan ilki kentleşme. 1980'lere başlarken Türkiye'nin %50'sinin köy gibi kırsal yerleşim alanlarında yaşadığı tahmin ediliyor. Bu oran Konda anketine göre 2008'de %34, 2018'de ise %16. Oysaki bundan 100 yıl öncesine gittiğimizde, Türkiye'nin neredeyse tümü kırsal alanlarda yaşıyordu. Fakat artık ezici bir çoğunluk kentlerde yaşıyor. Bu değişim türümüzün 10 bin yılı aşan yerleşik hayat deneyimi düşünüldüğünde oldukça kısa bir sürede gerçekleşti. Bu yaşanan değişimin beraberinde neleri getirdiği üzerine daha çok düşünülmesi gereken bir konu.

"İki ayrı dünya"

Köy ve kent, fiziki koşulları ve bu koşulların yarattığı yaşam pratiğiyle iki ayrı dünya demek. Köyde büyüyen, ilk gençliğini köyde geçiren bir insanın dünyayı anlamlandırmasıyla kentte büyüyen, ilk gençliğini kentte geçiren bir insanın dünyayı anlamlandırması arasında uçurumlar var. Köylü bir ailenin kentte büyüyen çocuğu olarak uzun yıllar bu farklılığı düşündüğümü hatırlıyorum. 

Buna basit bir örnek vermeliyim. Küçüklüğümden itibaren annem beni sıklıkla arkadaşlarımı "bizim köylülerden" seçmem konusunda uyarırdı. "Elin oğlunu boş ver, bizim köylülerle arkadaşlık et!" derdi. Ben bunu pek umursamaz, okulda tanıştığım başka memleketli insanlarla arkadaşlık ederdim. Yıllar sonra anladım ki annemin bu tavrı, siyasette de sıklıkla gördüğümüz memleketçiliğin de çıkış noktası. Köyde büyümüş, ilk gençliğini köyde geçirmiş bir insan oldukça kaotik bir yer olan kente geldiğinde, huyunu suyunu bildiği ya da aşağı yukarı aynı çevreyi paylaştığı kendi köylülerini güvenli bir liman olarak görüyor. Fakat kentte büyümüş benim gibi insanlar için bir kişinin nereli olduğunun pek de bir önemi yok. Bunun yerine bu kişinin yaşam pratikleri ve yaşama dair fikirleri, bize ne kadar benzeyip benzemediğini gösteriyor ve buna göre ilişkiler kuruyoruz.

Bir diğer etmen

Yeni dünyayı meydana getiren diğer temel etmen elbette ki internet ve 2008’den itibaren akıllı telefonlar. Kentleşmenin getirdiği fiziki değişimin çok daha ötesine geçerek, insanları sanal bir alemde birleştiren internet ve akıllı telefonlar, hayatımızı bir daha dönülemeyecek seviyede değişikliğe uğrattı. Tarihin hiçbir döneminde insanlar bu kadar çok insanı, onların fikirlerini ve onların yaşamlarını anlık olarak görmedi. Tarihin hiçbir döneminde insanlar bu kadar çok insan ile iletişim kurmadı. Bunun getirmiş olduğu çeşitlilik ve bireyselleşme, Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar seküler ve rasyonel bir yaşam pratiğini görmemize neden oluyor.

Bu yeni dünya, beraberinde yeni bir toplum da getirdi. Kentte büyüyen, internet kültürüne doğan insanlarla köyde büyüyen ve internete daha sonra aşina olan insanlar arasında hayata bakış ve hayatı anlamlandırma konularında kökten farklılıklar bulunuyor. Bu durum bugünlerde yaşanan kuşaklar arasındaki çatışmanın, önceki kuşak çatışmalarından çok daha şiddetli ve yapısal olmasına da neden oluyor. Yeni dünyanın insanı devlete, otoriteye, farklı insan gruplarıyla birlikte yaşamaya, eski dünya insanına göre oldukça farklı bakıyor. Bunu çevrenizde de gözlemlemeniz mümkündür.

Türkiye’de artık yeni bir toplum var. Bu toplumun önemli bir bölümü dünyaya rasyonel ve seküler bir çerçeveden bakıyor. Devletle olan ilişkilerini de bu çerçevede kuruyorlar. Onlar için devlet masaya elini vuran, bin yıllık geleneği olan efsanevi ve sisler ardında gizli bir yapı değil. Tam tersine devlet bizim vergilerimizle bize hizmet eden bir kamu tüzel kişiliği. Bu insanlar için ne devlet kutsal, ne de siyasetçiler. Dolayısıyla devletin ve siyasetçilerin yaptıkları işleri şeffaf bir şekilde açıklamaları, gerekçelendirmeleri ve hesabını vermeleri bekleniyor. Ancak bu beklentiler uzun süredir karşılanmıyor, bir gün karşılanacağına dair bir umut da verilmiyor. Siyaset bu değişime ayak uyduramıyor.

Değişimin görünüşü

Toplumdaki bu dönüşümün çok hızlı bir şekilde kendini gösterebildiği alanlar var, bir de bu dönüşümün daha yavaş yaşandığı alanlar var. Müzik, bu farklılaşmanın çok hızlı bir şekilde görülebildiği alanların başında geliyor. 5 yıl önce oldukça az dinlenen trap müzik, 5 yıl içinde Türkiye’de en çok dinlenenler listesine ipotek koyabiliyor. Piyasa koşullarına göre şekillenen, Spotify ve Youtube gibi kanallar aracılığıyla piyasaya giriş maliyetlerinin artık oldukça düştüğü bu alanda değişimin bu kadar hızlı olması şaşırtıcı değil. Fakat siyaset ve siyasi partiler gibi alanlarda bu değişimi görmek pek mümkün olmuyor. Bunun temel nedeni, siyasetin oldukça yerleşik ve hantal yapılar olan siyasi partiler eliyle yürütülmesi ve yeni partilerin kurulmasının da oldukça maliyetli olması.

Görülüyor ki Türkiye’de toplumun son 30 yılda yaşadığı değişime en uzak kalan alan siyasi partiler ve siyaset kurumu. Değişime direnen bu yapılar hem uzun süredir aynı veya benzer gruplarca yönetiliyor, hem de yeni dahil olan kişileri de sarıp sarmalayan katı kültürlere sahipler. Bu yüzden gençlerin mevcut siyasi partilere girmesi, aslında bu partilerden ziyade o partilere giren gençleri değiştiriyor. Zira bu partiler oldukça yerleşik bir siyaset kültürüne sahip, oldukça da kalabalık yapılar. Bu kadar büyük yapıların değişmesi de zaman alıyor.

Fakat hiçbir şey tarihin akışının önünde duramaz. Türkiye’de geçtiğimiz yüzyılın kalıplarıyla düşünmeyen, hiç kimseye karışmadan insan gibi çalışıp insan gibi kendi hayatını yaşamak gibi oldukça mütevazı bir isteğe sahip olan milyonlarca vatandaş var. Bu vatandaşlar Türkiye’de siyasetin yeniden rasyonel bir zemine oturmasını sağlayabilecek güç ve cesarete sahiptir.

Anlattıklarıma bir örnek…

Bu anlattıklarıma dair çok yakın tarihli bir örnek geçtiğimiz haftalarda Saraçhane’de yaşandı ve bugünlerde yaşanmaya devam ediyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 14 Aralık'ta bir siyasi yasak kararı verildi. Karar kesinleşirse İmamoğlu görevinden alınacak. Bu hareketin ne kadar cüretkar ve akıl almaz bir hareket olduğunu, o gün sosyal medyada verilen tepkilerde görmek mümkündü. Milyonlarca insanın oyuyla seçilmiş olan, Türkiye’nin kalbi İstanbul’un belediye başkanını, kendisine hakaret eden bir bakana yanıt verdiği için böyle hukuksuz bir kararla hiç kimse görevinden edemez. Bu hareket aşılamayacak bazı çizgilerin aşılması anlamına gelir ve buna uygun olarak yanıt vermek gerekir. Birçok vatandaş bu durumun farkında olarak yaşanan hukuksuzluğa inanılmaz bir tepki gösterdi, aynı gün Ekrem İmamoğlu tarafından yapılan çağrı üzerine on binlerce insan Saraçhane’de toplandı. 

Fakat kurumsal siyaset ve çoğunluğunu yaşlıların oluşturduğu Altılı Masa, o gün bir şeyler yapmak yerine bir sonraki güne bir miting ayarladı, ardından da bu heyecan ve öfkeyi sönümlendirmek için elinden geleni yaptı. Liderler yaptıkları konuşmalarda yapılan hukuksuzluğu kınarken sürekli olarak daha önce yapılmış hukuksuzlukları örnek gösterdiler, benzer bir hukuksuzluk olduğunu ifade ettiler. “Karşısındayız, sandıkta hesap soracağız” gibi genel ifadelerle mitingi sonlandırdılar ve milyonlarca insana bir nevi “Tamam hadi artık işimize bakalım” dediler. 

Oysaki milyonlarca insanın vermiş olduğu oylar hepimizin gözü önünde adım adım gasp edilirken, buna 6 ay sonraki sandığı işaret ederek yanıt vermek içinde yaşadığımız dünyanın gerçekleriyle bağdaşmayan bir tavırdı. Buna rağmen liderler bu tavrı almakta bir beis görmediler, partilerinden ve seçmenlerinden bu tavrı değiştirecek ciddi bir baskı da hissetmediler. 

Vatandaşlar bu yaşananlara karşı siyasi partilerin süreklilik arz eden bir tepki örgütlemesini, konuyu gündemden düşürmemelerini ve normalleştirmemelerini beklediler. Zira adım adım gerçekleşen bu yargı darbesi, eğer ciddi bir tepki verilmezse devam edecekti – ki bunun devam ettiğini yeni açılan terör soruşturması ve kayyım atanması tartışması açık bir şekilde gösteriyor. Geleneksel siyaset bu konuda ciddi bir çaba ortaya koymadığı için bir grup sivil vatandaş 26 Aralık tarihinde Saraçhane’de 30 gün sürecek Demokrasi Nöbeti’ni başlattı. İlk günlerde pek az kişinin ilgisini çeken bu eylem, devamındaki günlerde gittikçe kalabalıklaştı ve siyasi partilerin de bu tepkiyi sahiplenmesini getirdi. Sivil vatandaşların başlattığı bu eyleme akademisyenler, sanatçılar, siyasetçiler katılım sağlıyor ve yapılan yargı darbesine karşı birlik ve dayanışma mesajları veriyorlar.

Demokrasi Nöbeti'nden bir fotoğraf. Onlarca kişi elinde Türk bayraklarıyla Saraçhane önünde poz veriyor.

Ali Gül/Twitter

Bu basit örnek ülkemizde siyasetin de değiştirilebileceğine dair büyük bir umut veriyor. Yeni siyaset, Türkiye’deki genç ve eğitimli insanlar eliyle kurulacak. Bunun için, içinde bulunduğumuz vaziyetin imkan ve şeraitine bakmadan harekete geçmek ve bunda inat etmek gerekecek. Tıpkı bundan 100 yıl önce olduğu gibi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📣 “Yeni toplum, yeni siyaset”

Kuşadası'nda 2 bin 350 yıllık tümülüs, İznik'te 2,5 metrelik yazılı sütun bulundu. César Akademisi, cinsel saldırı suçlarından yargılanan sanatçılara platform sağlamayacağını açıkladı. Avukat Ali Gül, Serbest Kürsü'de yazdı.

07 Oca 2023

Sabancı Vakfı ile birlikte
Twitter

YAZARLAR

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR