
Geçtiğimiz günlerde NME ile yaptığı bir röportajda Matt Healy, grubu The 1975’in (siz de eğer bin dokuz yüz yetmiş beş diye okuyorsanız high five) 2020’lerin en önemli grubu olabileceğini söylüyor. 2000’lerin en önemli grubu olarak tanımladığı “Arctic Monkeys, hâlâ dinleyicide yer bulabiliyor, harika albümler yayımlıyor ve bir “grup” olmaya devam ediyor. Ancak günümüzün toplumu artık gitarlarını çalarak dünyayı değiştiren beyaz adamları önemsemiyor” The 1975 ise bu kategoride olmak istemiyor. Onlar tarihin doğru tarafında, sesini çıkaran, yükselen sağı sözleri ile yerle bir eden ve kadınların arkasında duran grup olmak istiyorlar.
2013 yılında yayımladıkları kendi isimlerini taşıyan çıkış albümleri ve 3 sene sonra gelen “i like it when you sleep…” ile İngiliz grup ve vokali Matt Healy, 2010’ların en sıcak ve cool grubu olarak hızlı bir çıkış gerçekleştirdi. O dönemde Matt Healy, postmodern dünyanın bir sonraki olaylı, uyuşturucu bağımlısı, serseri ve çapkın figürü olarak kendine yer buldu. Çoktan seneler önce denenmiş tınılar ve “esas adam personası” ile o dönemde The 1975’in müzik sektörüne çok büyük bir katkıda bulunduğunu söyleyemeyeceğim. Grubun fark yaratmaya başlaması ile günümüzde durdukları “sorumlu rock grubu” olarak direksiyonu kırdıkları dönemde geldi.
2018 yılında gelen “A Brief Inquiry Into Online Relationships” ve 2020 yılında gelen kardeş albümü “Notes on a Conditional Form” ile grubun sesi rock müziğin avantajlı bir geçmişe sahip olanların hikayesinden postmodern dünyanın dertlerine döndü. Greta Thunberg’lü albüm açılışına kadar giden bu iki albümdeki yolculukta The 1975 sadece modern dünyanın indie rock sahnesinde kendine başka hiçbir grubun sahip olamadığı bir yer açmakla kalmadı. Aynı zamanda müzikal anlamda da olgunlaşan tınıları ile günümüzün “indie” kavramının altını dolduran “türsüz” bir müzik icra etmeye başladı.
Grubun toz bulutundan başlayarak tüm hikayesini anlatmamın sebebi, henüz daha dün yayımlanan beşinci albüm Being Funny In A Foreign Language’in grubun geçmişinde kendini konumladığı bu iki yerin artık birleştiği bir yerden bize seslenmesi. Yeni albümde The 1975, Jack Antonoff’u da bir prodüktör olarak yanlarına alarak günümüzün en büyük “indie pop” grubu olmayı hedefliyor. 11 şarkıya baktığımızda ise sonucun genel anlamda hayal kırıklığı olmasa da grubun vadettiklerine yetişemediğini görüyoruz.
Albüm, önceki dört albümde de olduğu gibi The 1975 şarkısı ile açılıyor. Bunların hepsi farklı şarkılar, sadece hepsinin adı aynı. Matt Healy, açılış şarkında kaldığı yerden devam ederek postmodern dünyanın sorunlarını mercek altına alıyor. Albümün kalanı ise önceki albümlerin “sorumlu” olduğu yerler ile cringe aşk şarkıları arasında pinpon topu gibi gidip geliyor. Bir aşk şarkısı olan Oh Caroline, kendinizi en yakın köprüden atmak isteyeceğiniz aşk sözleri ile Harry’s House’da yer alabilirdi. Matt Healy’nin bu şarkılarda Alex Turner’ın aşk şarkıları seviyesine ulaşmaya çalıştığını ancak yanına bile yaklaşamadığını düşünüyorum. Turner’ın valsi anımsatan metaforik aşkları, Matt Healy’de Anadolu’nun Ferhat ile Şirin’ine dönüşüyor.
Looking for Somebody (To Love), 80’lerin indie pop grupları ile Bruce Springsteen tınılarını buluşturuyor. Albümün ilk single kaydı olan Happiness, albüm genelinde neredeyse her şarkıyı pop türüne çekmek için yerleştirilen saksofonlar ile dolu bir outro’ya sahip. Saksafon detayının neredeyse tamamen aynı noktalarda her şarkıya yedirilmesi ise albüm ilerledikçe yüzünüze bir buruşukluk koyuyor. Part of The Band’de ise güç yaylılara veriliyor ve albümün en güçlü yönlerine doğru yönelme vakti geliyor. All I Need to Hear ve About You kayıtları ise minimal prodüksiyonları ve sadece gereken yerlerde yükselen nabız ile albümün en underrated şarkıları olarak kalıyorlar. İronik bir şekilde, albümün değerini en fazla artıran parçalar da minimal prodüksiyona sahip olanlar ya da prodüksiyonu melodi ile aynı ritimde hareket eden şarkılar oluyor.
The 1975, beşinci albümlerinde günümüzün en büyük gruplarından biri olmak için çabalıyor. Ortaya çıkan sonuç ise fazlasıyla ortalama. Albümün ortalama olmasına sebebiyet veren anlar ise ironik şekilde prodüksiyona yüklenilen ve büyük oynanan anlar. The 1975, postmodern dünyanın mercek altındaki toplumunda kimse onlara bakmıyormuşçasına müzik yaptıklarında ve bu toplum için sorumluluk aldıklarında çok daha iyi işler ortaya koyabiliyor. Being Funny In A Foreign Language, kesinlikle bu senenin en iyi işlerinden biri ve oldukça başarılı bir albüm. Sadece Y kuşağı dinleyicileri için 2020’lerin en iyilerinden biri olmaktan uzakta. Matt Healy’nin grubun Z kuşağına hitap eden “post Arctic Monkeys” konumlandırmasını düşündüğümüzde de sözü bu kuşağa veriyorum. Bence bu albüm, Z kuşağının da dinlemek isteyebileceği hiçbir şeye hitap etmiyor. 30’larındaki Matt Healy’nin yazdığı bu albüm, Y kuşağı dinleyicileri için. Y kuşağı ise çoktan bu albümden daha iyilerini dinledi bile.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
The 1975'in yeni albümü, Grammy adaylık başvuruları ve bu haftanın konserleri...
15 Eki 2022

YAZARLAR

Hande Yıldırım
Müzik nereye dokunursa!
İLGİLİ OKUMALAR



