Yerel siyasette genç olmak: Gençlerin siyasi temsili nasıl artar?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Türkiye'de nüfusun yarısından fazlası 35 yaşın altında. Öte yandan siyaset sahnesine baktığımızda bu nüfusun yeterince temsil edildiğini söylemek çok güç. Türkiye'yi geleceğe taşıyacak bu genç nüfusun hem yerel hem de ulusal çapta siyasetteki görünürlüğü sembolik denecek oranların üzerine çıkmıyor.
Siyasette genç temsilinin artırılmasını hedefleyen Arayüz Kampanyası’nın “Yerelde Genç Temsil: Engeller ve Deneyimler” raporu, yerel siyasette gençlerin yaşadığı sorunları ve mücadele biçimlerini bir saha çalışmasıyla belgeleyerek nesiller arası dengenin neden bir türlü kurulamadığını ortaya koyuyor. 2024 yerel seçimlerinde belediye meclisi üyeliğine aday ya da aday adayı olmuş 20 genç siyasetçinin deneyimlerinden yola çıkarak hazırlanan rapor, gençlerin neden siyasete katılamadığına, hangi zorluklarla karşılaştıklarına ve bu engellerle nasıl başa çıktıklarına yer veriyor.
Gençlerin önündeki engeller neler?
Rapora göre, siyasette gençler için aday olmanın getirdiği en temel zorluklardan biri ekonomik maliyet. Ancak ekonomik maliyet, sadece seçim kampanyası ve seçim sürecinde yapılan harcamalarla sınırlı değil. Gençler aynı zamanda partilerdeki etkinliklere katılmak için de bireysel harcamalar yapmak zorunda kalıyor.
Bununla birlikte siyasete katılmak, zaman bakımından da esnek olmayı gerektiriyor. Yani gençlerin esnek zaman ayarlayabilecekleri işlere sahip olmaları gerekiyor.
Raporda, halkın genç siyasetçilere genelde "mağdur" kimliği üzerinden yaklaştığı aktarılıyor. Gençlerin siyasette daha çok yer alması gerektiği düşünülse de bu destek çoğu zaman pratiğe dönüşmüyor. Türkiye’de gençlerden beklenen en temel davranış biçimlerinden birinin “Sıranı bekle” anlayışı olduğu belirtilen raporda, gençlerin siyasi partilerde kendilerini ifade edebilecekleri iletişim kanallarını bulmakta zorlandıkları da ifade ediliyor.
‘Beni siyasete iten Ekrem İmamoğlu'nun ikinci tura kalan seçimi oldu’
Rapor, gençlerin siyasete yönelme nedenlerine dair değerlendirmelerde de bulunuyor. Rapora göre, 2019 İstanbul seçimleri ve Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması birçok genç için dönüm noktası olmuş. CHP’den genç bir siyasetçi, İmamoğlu’nun ikinci tur seçim sürecinden sonra siyasete başladığını şu sözlerle anlatıyor:
“Asıl beni siyasete iten güç, Ekrem İmamoğlu'nun ikinci tura kalan seçimi oldu. O süreçte ‘Burada bir şey yapmalıyım’ diye düşündüm. İlk olarak sandık görevlisi oldum. Gençlik kollarıyla temasım vardı ama çok aktif değildim. Okul vs. derken çok ilgilenememiştim. Ancak bu seçim süreci benim için bir dönüm noktası oldu. Sonrasında gençlik kollarında daha görünür hâle geldim. Yönetimde yer aldım, insanlar beni fark etti. ‘Etkinliğimiz var, gelir misin?’ diye davetlerle dahil oldum. Zamanla o ortam, arkadaşlıklarla birlikte bana ait bir yere dönüştü ve süreç kendiliğinden ilerledi.”
Gençler siyasette neden kendilerine yer bulamıyor?
Genç temsilinin artış gösterdiği algısının gerçekle örtüşmediği ifade edilen raporda, 2024 seçimleri bir önceki yerel seçim olan 2019 seçimleriyle karşılaştırıldığında geçen 5 yılda büyük bir ilerleme yaşanmadığı görülüyor. Çünkü her iki yılda da ne büyükşehirlerde ne de büyükşehir olmayan illerde il belediye başkanlığı için seçilen genç başkan bulunmuyor.
- 2019’da genç belediye başkanı sayısı 6 iken, 2024 seçimlerinde ise bu sayı 8’e yükselmiş.
TBMM’deki 600 milletvekilinden sadece 5'i genç yaş grubunda yer alırken 2024 yerel seçimlerinde büyükşehir belediye başkanlığına ve il belediye başkanlığına seçilmiş hiçbir genç yok. Bu veriler, gençlerin görünürlük kazanmasına rağmen karar alma mekanizmalarında hâlâ sınırlı yer bulabildiğini ortaya koyuyor.
Nevzat Taşçı: Rapor, gençlerin yerel temsile ilişkin sorunlarına dair perspektif sunuyor
Raporla ilgili sorularımızı yanıtlayan Arayüz Kampanyası Direktörü Nevzat Taşçı, katılımcıların çoğunlukla İstanbul’dan olmasının yerel temsil açısından ne anlama geldiği sorusuna şöyle yanıt veriyor:
“Araştırma kapsamında görüşme talebinde bulunurken genç siyasetçilerin adaylaşma ve seçilme dağılımlarını dikkate alarak isimleri, şehirleri ve dağılımı belirledik. Ancak herkesten dönüş alamadığımız için bu dağılımı korumak mümkün olmadı.”
Taşçı, buna rağmen İstanbul’un yerel siyasetteki ağırlığının gözardı edilemeyeceğini vurguluyor:
“Tüm sınırlara rağmen, hem aday sayısı hem gençlerin ilgisi hem de seçilme oranları açısından İstanbul’un yeri oldukça belirleyici. Anadolu’da görüştüğümüz genç siyasetçilerin dağılımı ise bölgedeki sorunlara dair genel bir tablo sunması açısından bizim için önemliydi. Aday olan gençlerin yaşadığı bazı sorunların bölgeden bölgeye değiştiğinin farkındaydık ve görüşmelerin içeriğini buna göre şekillendirdik.”
Gençlerde umut mu yılgınlık mı hâkim?
Peki, 19 Mart’tan bu yana yaşanan gelişmeler—Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, kayyum atamaları, belediyelere yönelik operasyonlar—gençlerin siyasete bakışını nasıl etkiliyor? Gençlerin bu tablo karşısındaki tutumu umut mu, yoksa yılgınlık mı?
Raporun bu sürecin hemen öncesinde tamamlandığını belirten Taşçı, bu nedenle görüşmelerde bu gelişmelere dair değerlendirmelerin yer almadığını söylüyor. Ancak 19 Mayıs'ta yayımladıkları "Türkiye’de Gençlerin Eylemselliği: 19 Mart eylemleri" başlıklı bir başka saha araştırması, gençlerin bu dönemin ardından dair nasıl bir motivasyonla hareket ettiğini gösteriyor.
- Rapor, 19 Mart’tan bu yana toplam 1.199 öğrencinin tutuklandığını, gözaltı süreçlerinde çok sayıda gencin polis şiddetine, biber gazına ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade ediyor.
Taşçı, bu araştırmada eylemleri örgütleyen gençlerle yapılan görüşmelere dayanarak şöyle anlatıyor:
“Gençler, asıl motivasyonlarının sadece yaşanan olaylar değil, demokrasi eksikliği ve yönetime dair görüşlerini ifade edememek olduğunu ifade etti. Bu baskı ortamı onları siyasetten uzaklaştırmak yerine, sürece daha duyarlı hâle getirdi. Tepkilerini eyleme döken gençler, bir noktada kurumsal siyasetle yüzleşti ve bu sayede sistemi daha yakından tanıma ve eleştirme fırsatı buldu. Süreç, onların alternatif siyaset yolları arayışını da hızlandırdı. Üniversitelerde kendi inisiyatiflerini oluşturmaya başlayan gençler, bu dönüşümün bir parçası hâline geldi. ”
Sürecin, üniversitelerde kendi inisiyatiflerini oluşturmaya başlayan gençler için dönüştürücü bir etkisi olduğunu söyleyen Taşçı, “Başlangıçta öfke ve belirsizlikle sokağa çıkan gençler, zamanla birbirlerine umut aşılamaya başladı” diyor.
Farklı görüşlerden gençler arasında ortak bir mücadele alanı mümkün mü?
Raporda, siyasetteki kutuplaşmanın gençler arasında da dayanışma yerine ayrışmayı derinleştirdiği tespiti yer alıyor. Peki böyle bir atmosferde, farklı görüşlerden gençler arasında diyalog ve ortak bir mücadele zemini bulmak mümkün mü?
Nevzat Taşçı'ya göre bu sorunun yanıtı evet. “Çünkü ne kadar otoriter bir ortamda olursak olalım, hayatın doğal akışı içinde insanlar karşılaşıyor. Mesele, bu karşılaşmaların sağlıklı bir diyaloğa dönüşüp dönüşemeyeceği.”
Farklı partilerden gençlerin ortak sorunlar etrafında konuşabileceğini düşünen Taşçı, bunun için asgari bir önkoşulun altını çiziyor:
“Farklı partilerde olsalar dahi gençlerin yaşadığı sorunları akl-ı selim bir şekilde tespit eden herkes ortak kesen sorunlar etrafında konuşmaya açık olur. Ancak sorun olduğunu inkar eden bir pozisyondan bunu yapmak mümkün değil, o nedenle sorunun varlığını kabul gibi bir ön şart orada devreye giriyor.”
Rapor hazırlanırken HDP/YSP ve MHP gibi bazı partilerden yanıt alınamamasının analiz sürecini nasıl etkilediğini sorduğumuz Taşçı, “HDP/YSP ile temasta parti bazında bir sorun yok ancak orada gençlik meclisi daha özerk bir konumda. Bu yüzden doğrudan oradan isimlerle görüşmediğiniz zaman oradaki gençlik konumlandırmasını doğru oturtamıyorsunuz. Ancak MHP ile garip bir süreç yaşadık. Parti bazında bir bağlantı kurmakta zorlanırken birey bazında temsil makamına seçilen gençlerden önce olumlu dönüşler alıp süreç içerisinde cevap alamaz hâle geldik” diyor.
Taşçı, bunun nedeninin de partinin kurumsal engellemesine takılma olduğunu söylüyor:
“Güçlü bir liderlik ve seçili temas alanları yaratan bir parti yapısı var MHP’de bu da kapalı bir kutuya çeviriyor partiyi. Ancak biz yine de raporlama için dışarıdan açık kaynak erişimleri tarayarak bir görüş oluşturmaya gayret ettik, tabii ki bu görüş diğer partilerinki kadar ayrıntılı olmadı.”
Gençler ‘proje yüzü’ olmanın ötesine nasıl geçer?
Raporda bazı partilerde gençlerin yalnızca “vitrin” olarak konumlandırıldığına dair dikkat çekici bir tespit de yer alıyor. Bu durumun gençler arasındaki rekabeti ve dayanışmayı nasıl etkilediğini, aynı zamanda gençlerin siyasi özneleşme süreciyle nasıl ilişkilendiğini sorduğumuzda Taşçı şu yanıtı veriyor:
“Gençlerin vitrine yerleştirilmesi onları memnun etmiyor çünkü bu durum, gençliği bir temsil nesnesine dönüştürerek özne olmalarını engelliyor. Ancak bu vitrin konumu, siyasete giriş için bir kapı olarak da görüldüğünden, tepkiyle birlikte bir kabullenme hâli de gözlemleniyor. Bu çelişkili durum, gençler arasında hem bir rekabet ortamı yaratıyor hem de dayanışma pratiklerini zayıflatıyor. Özellikle kota sisteminin yetersizliği, vitrin temsillerini daha görünür hâle getiriyor. ‘Mecliste gençler var ama etkileri ne?’ sorusu gençlerin temsil mücadelesine olumsuz etki ediyor.
Taşçı’ya göre, bu duruma karşı çıkan bazı gençler vitrin konumuna düşmemek adına alternatif siyaset yolları arıyor. Ancak bu alternatif yollarda da her zaman gençleri temsil etme misyonu güçlü biçimde taşınamayabiliyor: “Sonuçta, siyasette görünür ama etkisiz bir gençlik profili ortaya çıkıyor.”
Genç siyasetçilere ücretsiz kampanya desteği
Raporda, ekonomik eşitsizlik gençlerin siyasete katılımı önündeki en büyük engellerden biri olarak öne çıkıyor. Peki, özellikle yerel seçimlerde aday olan gençlerin omuzlarındaki finansal yükü hafifletmek için ne yapılabilir?
Taşçı’ya göre, Türkiye’de kampanya süreçlerinin yüksek maliyetli olması gençlerin siyasete katılımını ciddi biçimde sınırlıyor. Bu noktada Arayüz Kampanyası, duruma sivil toplumdan bir yanıt üretmeye çalışıyor: Genç siyasetçilere ücretsiz kampanya desteği sunuluyor, danışmanlık hizmetleri veriliyor. Böylece kampanya maliyetlerinin bir kısmı sivil toplum eliyle azaltılmış oluyor. Ancak bu destekler de kaynaklarla sınırlı.
Taşçı, “Bu maliyetleri aşmanın ve bu eşitsizliği gidermenin bir diğer çözümü ise maliyetleri ortaklaştırmak ve destek çemberleri üzerinden bu maliyetleri dağıtmak. Aday olan isimler arasında kurulacak bir dayanışma üzerinden kalemler daha toplu hâle getirilerek aslında maliyet kısılabiliyor” diyor.
Avrupa’da bazı yerel adayların kampanya maliyetlerini dayanışma yoluyla ortaklaştırdığına dikkat çeken Taşçı, benzer bir modelin Türkiye’de de uygulanabileceğini belirtiyor ve ekliyor:
“Bunlar halen kök soruna dokunan çözümler değil ancak sorunları hafifletebilecek öneriler. Kurumsal olarak gençlerin desteklenmesi için kök sorunu ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bu da siyasetin finansmanıyla alakalı. Siyasetin finansmanı şeffaf olmadıkça kampanya maliyetlerini kısmak için sistemi zorlayamayız. Çünkü kapalı finansman, bir şekilde bu yüksek maliyetleri aşıyor, aşamayanlar için bir bariyer olması da bu aşan kesim için işlevsel bir araç hâline gelmiş oluyor.”
Gençlerin talepleri nasıl hayata geçirilebilir?
Araştırmada gençlerin öne çıkardığı talepler arasında gençlik kollarına özerklik tanınması, belediye kontenjanlarının adil şekilde dağıtılması ve siyasi süreçlerde şeffaflık beklentisi dikkat çekiyor. Peki, bu önerilerin mevcut koşullarda hayata geçme ihtimali nedir? Gençlerin siyasete daha aktif katılımı için yalnızca siyasi partilere mi sorumluluk düşüyor?
Taşçı, bu soruya şöyle yanıt veriyor:
“Türkiye’de elbette birçok sorunla ilgili çözüm yolu merkezî hükümete çıkıyor. Ancak raporda gençlerden gelen önerilerin bir kısmı partilerin kendi içlerinde alabileceği kararlara dayanmakta. Bu nedenle bu iç iradeye dayalı önerileri uygulamak daha olası.”
Sorumluluğun yalnızca partilerde olmadığını vurgulayan Taşçı; medyanın, sivil toplumun ve seçmenin de bu süreçte etkili olabileceğini söylüyor:
“Partiler işin muhatabı olduğu için önemli ancak tek sorumluluk sahibi değiller elbette. Medyanın gençlerin yaşadıkları sorunlar ile temsilde adaletsizlik arasındaki gerekçelendirmeyi daha geniş kitlelere yaymak için alabileceği sorumluluklar var. Örneğin bu görüşme aslında tam olarak buraya temas eden bir işlev görüyor ve bu nedenle size tekrar teşekkür ederim. Bunun örneklerinin yaygınlaşması, insanların ‘Temsil olunca ne olacak?’ sorusuna cevap olması için önemli.”
Taşçı, sivil topluma düşen rolü ise şöyle tanımlıyor:
“Sivil topluma düşen sorumluluk, lobi gücünü kullanarak partileri köşeye sıkıştırmanın ötesinde, bu sorunlara getirilen çözüm önerilerini kamusal tartışmalara çıkarmak ve bu tartışmayı yaygınlaştırmak olmalı. Ama başta dediğim gibi, irade partilerde bittiği için onların sorumluluğu başı çekiyor.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Melisa Gülbaş
Aposto editörü

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




