Yetvart Danzikyan: 'Vur diyen kimdi, hâlâ bilmiyoruz'

Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından 18 yıl pek çok açıdan zor geçti. Davayla ilgili sorular bugün de sorulmaya devam ediyor. 2015 yılından bu yana Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini üstlenen Yetvart Danzikyan’la 18 senenin değerlendirmesi.
Yetvart Danzikyan: 'Vur diyen kimdi, hâlâ bilmiyoruz'

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Gazeteci Hrant Dink, gazetesi Agos’un önünde öldürüldüğünde yıl 2007’ydi. Cenazesine yüz binlerce insan katıldı ve eşi Rakel Dink o gün gelenlere şu sözlerle seslendi

“Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim…” 

Bu yıl, Hrant Dink cinayeti 18 yaşına girdi. O gün bebek olanlar büyüdü. Geçen yıl Dink’in katili Ogün Samast salıverildi ve Rakel Dink bu olayı şu sözlerle yorumladı: 

“2 gün önce hepinizin bildiği gibi Hrant'ın katili olduğu söylenen kişiyi serbest bıraktılar. Bir kez daha adaletsizliği yüzümüze çarpıp yasın en ağır günlerine geri yolladılar bizi.”   

18 yıl pek çok açıdan zor geçti. Davayla ilgili sorular bugün de sorulmaya devam ediyor. 2015 yılından bu yana Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini üstlenen Yetvart Danzikyan’la 18 senenin değerlendirmesini yaptık.

Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan

Rakel Dink bundan 18 yıl önce cenaze töreninde yaptığı konuşmada “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz” demişti. Bu yıl Hrant Dink cinayetinin üzerinden 18 yıl geçti ve dava sürecinde de, sonrasında da bu karanlık sorgulanamadı. 18 yılı nasıl değerlendirirsiniz?

Ben 2015 yılında yayın yönetmeni oldum. Agos’un 1996’daki kuruluşunda 2 yıl boyunca katkı verenlerden biriydim. Hrant Dink cinayetinden sonra köşe yazarlığı yapmaya başladım ve 2015’te de yayın yönetmeni oldum. 2007-2015 dönemini Agos çalışanı olarak değerlendiremem. 

Bu 18 yıl tabii ki bir siyasi cinayetin siyasi iktidar tarafından kendi gündemine nasıl uyarlandığını görmekle geçti. Ne demek istiyorum bununla? Hatırlayalım. Cinayetten hemen bir yıl sonra AKP-Gülen cemaatinin ortaklığı zirvedeyken Ergenekon operasyonları başlamıştı. Balyoz gibi operasyonlar da Ergenekon’u izlemişti. Hükümet bunu açık açık demese bile kendine yakın kanaat önderlerinin aracılığıyla diyordu ki: “Hrant Dink cinayeti de Ergenekon örgütünün işlediği bir cinayetlerdir.” Hatta sadece Hrant Dink cinayetini değil, Rahip Santaro cinayetini ve Zirve Katliamı'nı da Ergenekon’a bağlıyorlardı. 

Bu cinayetler peşpeşe oldu, biliyorsunuz. Dolayısıyla “Bu üç cinayet aslında Ergenekon örgütünün AKP hükümetini Batı karşısında zayıf düşürmek için işlediği cinayetlerdir” diye bir argüman kurulmuştu. Hatta çok emin olmamakla birlikte bu argüman Ergenekon iddianamesine de yansımış olmalı. Bir ara Hrant Dink cinayetini Ergenekon davasına katma düşüncesi de vardı.

Evet, 2011 yılında gündeme gelmişti. 

Daha sonra 2013 yılında AKP’yle Gülen cinayeti arasında soğuk savaş başladı. Bu süreç 2016 yılına kadar sürdü. Gülen cemaati bir darbe girişimine kalkışma cüretini buldu kendinde. Öyle büyük bir iktidar savaşı oldu. 2007-2016 arasında Hrant Dink ailesi avukatları, kamu görevlilerinin de bu işin içerisinde olduğunu söylüyorlardı haklı olarak. İlk bakışta bunu görüyorduk zaten. Fakat 2007-2016 yılları arasında bu görevlilerin yargılanması mümkün olmadı.

Kamu görevlilerinin dava dosyasına katılmasına dokuz yıllık bir direnç gösterildi.

Evet. Dink ailesi avukatları, haklı olarak kamu görevlilerinin yargılanmasını talep ettiler. Çünkü bu işin içinde devletin bir kanadının şu ya da bu şekilde olduğu anlaşılıyordu ama 2016 yılına kadar yargılanmadılar. 

Kamu görevlileri nasıl yargılanabildi peki? Birincisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Dink ailesinin avukatlarının başvurusu üzerine "Etkin soruşturma yapılmamıştır ve Hrant Dink’in hayat hakkı korunmamıştır" kararı verdi. İkincisi, AKP hükümetiyle Gülen cemaati arasındaki gerilim, darbe girişimine varacak bir savaşa dönüştükten sonra da kamu görevlilerinin yargılandığı iddianameye bir baktık ki, iddianame bu cinayette Gülen cemaatini sorumlu tutuyor. 

Ve neredeyse o zamanki argümanları hatırlatır bir şekilde, “Gülen cemaati bu cinayeti işleyerek AKP hükümetini zayıflatmak istemiştir” veyahut da “İstanbul Emniyeti’ne yerleşmek istemiştir” argümanları öne sürülüyor.   

Buna karşılık kamu görevlilerini gözeten bir tutumdan vazgeçilmedi, mahkemelere “Ya sev ya terket” yazılı araçlarla getirildiler.  

Bunlar detay, bunun gibi sembolik pek çok şey yaşandı bu süreçte. Şunu aklımızda tutmamız lazım, bu davada adalet talep eden birçok insan ve gazetemiz Agos baştan beri “Bu cinayetin içinde devletin birçok kanadı var” diyordu. Meselenin sadece Ergenekon’la ya da sadece Gülen cemaatiyle izah edilemeyeceğini biliyorduk. Ben bugün buna kişisel olarak şu eklemeyi yapıyorum, evet devletin pek çok kanadı bu cinayetin içine şu ya da bu biçimde girmiş. Gülen cemaati de bundan bir fayda sağlamış. 

İsmine Ergenekon diyelim ya da demeyelim, eski derin devlet diyelim, geleneksel devlet diyelim, adı ne olursa olsun devletin bazı unsurları da bu cinayete göz yummuşlar. Bütün dava dosyası bunu açıkça ortaya koyuyor. Dink ailesi avukatlarının kamu görevlilerinin yargılandığı dava bittikten sonra Yargıtay’a verdikleri dilekçeyi okursanız da, o dilekçenin özetini okursanız da anlayacaksınız ki Trabzon Emniyeti, İstanbul’da böyle bir hazırlık olduğunu bildirmiş. İstanbul hiçbir şey yapmamış. 

Devletin bütün kanatları cinayetin içindeydi

Bilgilendirme raporları olduğu hâlde tedbir alınmıyor, cinayetin önlenmesi konusunda bir ilerleme sağlanmıyor aslında.  

Yani çok basit bir şey var karşınızda. Dört tane kimsenin itiraz edemeyeceği sabit bilgi var. Bu bilgi aynı zamanda Emniyet İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne de gitmiş. Trabzon İl Jandarma tarafından da biliyor. Trabzon Emniyeti cinayetten 11 ay önce “Burada böyle bir grup var, ses getirecek bir eylem yapacaklar” diye rapor hazırlıyor. Trabzon Emniyeti İstihbarat Şubesi de “Böyle tehlikesi bir grup var, Yasin Hayal daha önce Trabzon McDonalds’ı bombalamış, bu insanlar Hrant Dink için ses getirecek bir eylem yapma hazırlığındalar, Yasin Hayal’in kardeşi Osman Hayal de İstanbul’da fırıncıymış, gidilsin bakılsın” diye İstanbul’a kağıt gönderiyor. 

İstanbul Emniyeti İstihbarat Şubesi bu kağıdı alıyor mu, alıyor. Ankara Emniyeti İstihbarat Daire Başkanlığı bu kağıdı alıyor mu, alıyor. Paralel zamanda Trabzon Jandarması da böyle bir istihbarat elde ediyor mu, ediyor. 

Dolayısıyla elimizde dört ayrı kurum var. Bunların hangisi ona yakın, hangisi buna yakın benim şimdi söylememe gerek yok. Zaten okuyan herkes o dönem Trabzon İl Jandarma kime yakındı, Trabzon Emniyeti kime yakındı, o dönemki İstanbul Emniyeti kime yakındı anlayabilir. Bu dört grubun cinayet demesek de Hrant Dink’e yönelik bir eylem yapılacağından haberi vardı. Bundan da cinayet anlamak zaten mümkün, çünkü ses getirecek eylemden başka ne anlarsın? Yanında davul çalacak hâlleri yok. 

Dolayısıyla ben şahsen devletin bütün kanatlarının işin içerisinde olduğunu söylüyorum, daha önce de söylüyordum. Sonuca dönecek olursak, bu 18 yıl aslına bakarsanız hükümetin kendi siyasi gündemine bu cinayeti uyarlamasıyla geçti. Ben o yoktu, bu yoktu demiyorum, “Herkes işin içinde vardı” diyorum ama soruşturma da dava da böyle yürümedi ne yazık ki.  

Dava dosyasına yeniden baktığımız zaman, aradan 18 yıl geçse de hâlâ açıklığa kavuşmayan, delil olarak dosyaya girmeyen eksiklerin olduğunu görüyoruz. 

Dink ailesi avukatları, kamu görevlilerinin yargılandığı dava 2021’de bittikten sonra, önce İstinaf Mahkemesi’ne, itirazları kabul görmeyince Yargıtay’a, Yargıtay’da da itirazları kabul görmeyince Anayasa Mahkemesi’ne gittiler. Avukatlar da iki nokta üzerinde duruyorlardı: Birincisi "Cinayet tam olarak aydınlatılmamıştır," ikincisi "Cinayete giden süreç soruşturulmamıştır." Bu cinayet bir günde işlenmedi, Hrant Dink’in hedef hâline getirildiği bir süreç var. Avukatlar da, “Bu süreç soruşturulmamıştır” diyorlardı, bunu aklımızda tutalım. 

Kamu görevlilerinin yargılandığı mahkemeye baktığımız zaman da, Ogün Samast’ın yargılandığı mahkemeye baktığımız zaman da, kısaca bütün bu dava süreçlerine baktığımızda şu sorunun cevabı yok: Vur diyen kimdi? Bence bu sorunun cevabı hâlâ yok. “Var” diyen kendince bir argüman kurabilir ama bence yok. Vur diyen kim hâlâ bilmiyoruz. Nasıl bir hazırlık, planlama yapıldı, hâlâ bilmiyoruz. Olup bitenlerden kendimizce bir akış kurmaya çalışıyoruz ama hâlâ bu cinayet karanlıktadır ve aydınlatılmamıştır. Benim görüşüm bu. 

Geçen yıl Ogün Samast serbest bırakılmıştı, bu yıl Hrant Dink cinayeti sanıkları arasında yer alan Ecevit Emir, CHP'ye katıldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ecevit Emir yargılandı ve beraat etti. Yargıtay’ın da cezasını az bulduğu, bozduğu isimler arasında değil. Hakikaten bir kabahati yoksa Ecevit Emir özelinde bir şey söylemek istemem, hoş olmadı diyebilirim. 

Bütün bu mahkeme süreci istediğimiz gibi yürüdü mü? Yürümedi ama Dink ailesi avukatlarının itiraz dilekçesini dikkate alarak söylüyorum burada Ecevit Emir için özel olarak “Hayır bu işin içindedir, mahkeme yanlış karar vermiştir” diye bir itiraz olmadı. Kişiler üzerine gitmeyi de çok anlamlı bulmuyorum açıkçası. 

Ogün Samast’ın tahliyesi mesela. Ogün Samast, 10 sene daha yatmış olsa bu mesele çözülmüş mü olacaktı? Buradan bakıyorum biraz meseleye. Ecevit Emir üzerinden bir denklem kurmuyorum kendi adıma. Ama hoş oldu mu? Hoş da olmadı tabii. CHP’ye iyi yaptınız diyecek hâlimiz de yok. 

Karanlık atmosfere odaklanmalıyız

Agos Gazetesi, Hrant Dink’in arkasında bıraktığı mirasın bir parçası. 

Gazetenin kuruluşundaki ideallere tanık olmuş birisiyim. Tabii ki bugün de gazetenin kuruluşundaki ideallere sadık kalmaya çalışıyoruz. Neydi bu idealler? Ermeni toplumunun sorunlarını dile getirmek, devlet eliyle üretilmiş Ermeni düşmanlığının kökenlerine inmek ve bunu sorgulamak, Türkiye-Ermenistan arasında bir diyalog kurulması, sınırın açılması, Türkiye tarihinden bilinçli şekilde kazınmış Ermeni kültürünü, mirasını, izlerini tekrar elimizden geldiğinde bulmak, ortaya çıkarmak. Ani kentine Anı denmesi, Ahtamar’a Akdamar denmesi gibi örneklerden bahsediyorum. 

Ermeni toplumunun sorunlarını ve devletin Ermeni toplumuna çıkardığı sorunları konu ediniyoruz hâlâ. Şimdi bunlara ek olarak Hrant Dink davasını takip etmek gibi de bir işimiz var. Bunları elimizden geldiği kadar yapmaya çalışıyoruz. Bunların yanı sıra baştan beri Türkiye’nin demokratikleşmesini de önemsiyoruz. Dolasıyla bu konuda da elimizden gelen çabayı göstermeye çalışıyoruz. 

18 yıl içinde Rakel Dink’in işaret ettiği karanlık değişmedi. Hatta onuncu yıl anmasında yaptığı konuşmada yaşanan olayları sıralamıştı. Malatya katliamı, Sevag Balıkçı, Roboski, Tahir Elçi, Suruç, Ankara Gar Katliamı ve daha nicesi...

Rakel Dink “Bir çocuktan bir katil yaratan karanlık” demişti. Biz o karanlık atmosfere odaklanmalıyız bence. Çünkü siyasi cinayetler açısından bakarsak, Hrant Dink özelinde “Geliyorum” dedi. Karanlık bir atmosfer yaratıldı. Hrant Dink’in hedef gösterildiği bir atmosferdi bu. 2004 yılından 2007 yılına kadar üç yıl boyunca mahkemelerde saldırıya uğradı, duruşmalarda pankartlar açıldı, mahkeme salonunda kafasına çakmak atıldı. Bunları yapanlar da milliyetçi, ulusalcı geçinen çevrelerdi. 

Çevreler değişiyor, onların yerini bazen İslamcılar alıyor, bazen cihatçılar alıyor, bazen İslamcı milliyetçiler alıyor. Dönemler değişiyor ama insanları hedef gösteren zihniyet değişmiyor. 

Osman Kavala, hükümetin en tepesindeki insan tarafından yıllardır hedef gösteriliyor. Hapiste tek başına bir insandan söz ediyoruz. Yaptığı da Gezi Direnişi’ne sandalyeyle poğaça göndermek. Hükümet içinde, devlet içinde bir grup, Osman Kavala’ya taktı. O grubun Osman Kavala’ya takmasından sonra Osman Kavala hapse atıldı. 2017 yılıydı tutuklandığında. Gerek Selahattin Demirtaş’ın gerek Osman Kavala’nın hapse atılmasının üzerinden 7 ya da 8 sene geçti. 

Biz yaş olarak 12 Eylül Darbesi’ni hatırlayan bir kuşağız. 12 Eylül’de tutuklananlar 1988’de tahliye edilmeye başlanmıştı. Yani darbeyle bile karşılaştırılamayacak bir durum içerisindeyiz hukuki açıdan. İnsanları hedef gösteren karanlık sürüyor hâlâ. 

Bir yandan da milliyetçi söylem üretilmeye devam ediyor, genç kuşaklar da bu söylem içinde kendilerine bir yer buluyorlar.

Tabii buna en doğru cevabı siyaset bilimiyle uğraşanlar verebilir ama seçim sonuçlarına bakarak milliyetçilik yükseldi diyebiliriz. Bir yandan da milliyetçilik zaten yükselmişti. 1999 seçim sonuçlarına baktığımızda da yükselmişti. Birinci parti olan DSP de gayet milliyetçi bir partiydi. O zamanlar bütün bunlar Abdullah Öcalan’ın yakalanmasına bağlandı ama ta o zamandan merkez sağın çöktüğü ve milliyetçiliğin, hatta pop milliyetçiliğin yükseldiği zamanlardı. Zaten milliyetçilik bu ülkede hep vardı şimdi sosyal medyayla daha görünür oldu. 

Oy dağılımına baktığınız zaman Yeniden Refah Partisi’yle, Zafer Partisi’yle MHP’yle beraber yine siyasi yelpazenin yarıdan fazlasını milliyetçilerin kapladığını görüyoruz. Buna sosyal medyadaki agresifliği de kattığımız zaman daha da ürkütücü bir tabloyla karşıya kaldığımızı düşünüyoruz. Öyle de gerçekten. 

Sosyal medyayla beraber dönemsel hedefler seçilerek, onlara yönelik saldırılar artıyor mu? 

Suriyelilere yönelik pogrom girişimlerini burada hatırlamamız lazım. Bu gibi girişimleri sosyal medya ve milliyetçi partiler veyahut da buna benzer çevreler pompaladılar. Onlara bile gerek kalmadan operasyonel hesapların haber sitesi kisvesi altında Suriyelileri hedef gösterdiğini de biliyoruz. Milliyetçi bir rüzgar zaten vardı, yine var ve sosyal medyayla daha da görünür hâle geldi. 

Sokağa iniyor mu? Zaman zaman iniyor. Suriyelilere ya da başka etnik gruplara yönelik. Uzun vadeli baktığımızda 1978’de de milliyetçilik vardı, 1965’te de milliyetçilik vardı, 1955’te de milliyetçilik vardı. O zaman da 6-7 Eylül Olayları gibi, Rumların sürgün edilmesi gibi, Maraş Katliamı gibi, Sivas Katliamı gibi olaylar yaşandı. Milliyetçilik yeni zuhur etmiş bir şey değil Türkiye’de. 

Fakat sonuçta bu ülkede Ermenilerin binlerce yıldır yaşadığını bilenlerin sayısı gitgide azalıyor. 70’li yıllarda “Ben Ermeniyim” dediğimizde başka bir yanıt alıyorduk, şimdi başka bir yanıt alıyoruz. “Ermenistan’dan mı geldiniz, yabancı mısınız, ne zaman geldiniz” sorusunu daha çok sık duymaya başladık. Bu söylediğim milliyetçilikle ilgili değil, bilgisizlikle ilgili. Hem Ermenilerin azalması hem de yeni gelen kuşakların Ermeni, Yahudi, Rum tanımadan büyüyor olması bunu etkiledi.

Hrant’ın sözünü yaşatmaya çalışıyoruz 

Agos Gazetesi tehdit alıyor mu hiç? 

Sosyal medya dışında ciddi bir tehdit aldığını söyleyemem açıkçası. 2016 yılında bazı milliyetçi gruplar Agos’un kapısına çelenk bırakıp açıklama yapmışlardı, o zamandan beri ciddi bir tehdit aldığımızı söyleyemem. 

Agos’un kurulduğu yer 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanı olarak varlığını sürdürüyor. Artık mekanda etkinlikler de yapılıyor değil mi?

Evet. Hrant Dink anmalarını "Hrant’ın Arkadaşları" organize ediyor. 19 Ocak’taki anma, duruşma öncesi çağrılar, basın açıklamaları gibi faaliyetleri de... Kendini buna vakfetmiş bir grup insandan söz ediyoruz. Daha önce de söyleşi dizileri yapılmıştı. Son iki yıldır Hrant’ın Arkadaşları, Hrant Dink Vakfı ve 23.5 Hafıza Merkezi beraber organize ediyor. Geçen yıl da 5 gün süren bir söyleşi dizisi yapılmıştı, bu yıl da 5 gün süren bir söyleşi dizisi yapıldı. 

O mekanı da okurlarımız herhalde duymuşlardır. Eski Agos ofisi. Hrant Dink’in çalıştığı Agos ofisi, bir hafıza mekanı hâline getirildi. Orası gezilebilir aynı zamanda. Hrant Dink’in odası olduğu gibi korunuyor. Ermeni toplumunun tarihinden, Agos’un tarihinden, Hrant Dink’in kişisel tarihinden özel objeler, videolar, eşyalar duruyor. Gezilmesi gereken bir mekan. Söyleşi dizileriyle de Hrant Dink’in mücadelesini, sözünü biraz daha açmaya, daha da yaşatmaya çalışıyoruz. 

Agos’un bir hafıza mekanı olması da sembolik bir önem taşıyor aslında. 

Gazete hâliyle korunmuyor tabii. Hrant Dink’in hayatından bölümlerden oluşuyor. Hrant Dink’in odası olduğu gibi korunuyor. Agos olduğu hâliyle müze hâline gelmedi, Hrant Dink’in odasının olduğu hâliyle kaldı. Agos’u da hatırlatan, temsil eden bir hâli önemli tabii.

Agos Gazetesi ne koşullarda çıkıyor şimdi?

Gazeteyi kurarken bir ihtiyaç vardı. Bu ihtiyaca denk gelecek şekilde kuruldu. Bir hatırayı yaşatmanın ötesinde bir ihtiyaca karşılık geldiğini ve o ihtiyacın hâlâ var olduğunu düşünüyor ve umuyoruz. 

Ama ekonomik açıdan çok da parlak bir durumda olduğumuzu da söyleyemem. Bütün bağımsız gazeteler gibi, bize özel bir durum değil. Bütün bağımsız gazeteler açısından ferah bir durumda olduğumuzu söyleyemem açıkçası. Basın İlan Kurumu ilan vermiyor azınlık gazetelerine, onun yerine bir ödenek ayırıyor. O ödenek de düşük biraz. Altı gazeteye paylaştırıyor. Vermeleri önemli ama açıkçası gazeteleri çok destekliyormuş diyebileceğimiz bir rakam değil. Ama zaten Basın İlan Kurumu bazı gazetelere de hiç destek vermiyor, Evrensel’e mesela.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta