Zihinsel özgürleşmenin ve okuma kültürünün anahtarı: Çocuk ve gençlik edebiyatı

Mine Soysal’la çocuk ve gençlik edebiyatı üzerine bir söyleşi.
Zihinsel özgürleşmenin ve okuma kültürünün anahtarı: Çocuk ve gençlik edebiyatı

9 Nisan - Vodafone Vitrin: Gaming - Odak
Vodafone Vitrin: Gaming ile birlikte

Vodafone ve Endeavor Türkiye iş birliğiyle: Vodafone Vitrin Vodafone Vitrin: Gaming Vodafone’un hayata geçirdiği girişim hızlandırma programı Vodafone Vitrin , bu yıl da Endeavor Türkiye iş birliğiyle yürütülerek mobil oyun girişimlerin küresel çapta büyümelerine destek olacak. Nedir? Dünyanın en büyük girişimci ağı olan ve Türkiye’nin önde gelen girişimlerini ağında bulunduran Endeavor Türkiye ve Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone, bu yıl mobil oyunlara odaklanarak Vodafone Vitrin ’i ikinci defa birlikte yürütecek. Mart 2024’e kadar en az beş mobil oyun stüdyosuyla gelir ve opsiyonel hisse ortaklığı yapısı kurulması hedeflenen program kapsamında 10 oyun seçilecek. Bu ay başlayacak program, mobil oyun pazarında faaliyet gösteren girişimlerin yeni oyunlar üretmesiyle sektörün büyümesine destek olmayı hedefliyor. Neler var? Vodafone Yanımda uygulaması altında kurulacak Mobil Oyun Pazaryeri platformu üzerinden ayda 300 milyon trafik yaratılması ve 15 milyon aktif Vodafone kullanıcısına erişilmesi öngörülüyor. Milyonlarca Vodafone müşterisine ulaşma imkânı bulan Vitrin üyeleri, geliştirecekleri mobil oyunları pazara sürüp hızlı bir şekilde oyunlardaki kullanıcı sayısını ve gelirlerini üst seviyeye taşıyabilecek. Endeavor Türkiye ’nin tasarlayacağı seçim süreci ve sunacağı ölçeklenme odaklı mentorluk ve atölyelerle programa katılan girişimlere daha hızlı büyümelerine yarayacak araçlar sağlanacak. Türkiye’nin dijital geleceğine yön vermek ve mobil oyun sektöründe büyümek için bu bağlantı üzerinden Vodafone Vitrin ’e başvurabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Günışığı Kitaplığı 27 yıldır çocuk ve gençlik edebiyatını okurlarla buluşturan bir yayınevi. Kuruluşundan bu yana Türkiye ve dünya edebiyatından eserler, seminer ve projelerle çocuk ve gençlerin okuma kültürüne katkıda bulunuyor.

Günışığı Kitaplığı’nın kurucusu Mine Soysal’la çocuk ve gençlik edebiyatı yayıncılığını, çocuk ve gençlerin okuma deneyimlerini ve edebiyatta sansürle mücadeleyi konuştuk.

Günışığı Kitaplığı’nı kurduğunuz 1996 yılından bugüne baktığınızda çocuk ve gençlik edebiyatında ne gibi değişimler gözünüze çarpıyor? Hem yayıncılıkta hem de gençlerin okuma eğilimlerinde neler değişti?

En büyük değişim, çok sayıda yayınevinin bu alana yönelmesi ve kitap çeşitliliğinin artması oldu. Daha çok yaratıcı yazarın çocuklar ve gençler için de yazmaya odaklanması, bu alanda uzmanlaşmayı seçen daha çok editör adayının yetişmesi önemli kazanımlardı. Yayıncılıktaki bu değişime koşut en önemli gelişme okur cephesinde yaşandı. Birincil önemine inandığım ve “Eyvah Kitap!”ı yazmama neden olan çocukların, gençlerin kitap seçme, okuma hak ve özgürlüklerinin konuşulmaya başlanması, tartışılması gelecek için umut verici bir adımdı. Edebiyat okurluğunun zorla, baskıyla, not korkusuyla edinilemeyeceğini, ancak kişisel deneyimlerle zamanla içselleşecek bir seçimler yolculuğu olduğunu yetişkinlere anlatmada ciddi bir yol aldık. Didaktik, bilgi içeren kitapların dışında kalan edebiyatın, şiirin, felsefenin eğitimde yaratıcı uygulamalarla kullanımı nihayet anlaşılmaya başlandı. Ne ki çocuk ve genç okurları özgürleştirici bütün bu çabalar, son beş altı yıldır yeniden şahlanan sansürün ve onun toplumsal izdüşümü olan otosansürün ağır baskısıyla karşılaştı. Artık çok sayıda yetişkin okumadan, anlamadan, eserin bütünlüğünü dikkate almadan, herhangi bir ayrıntısını beğenmediği için pek çok kitabı resmi makamlara şikâyet ediyor. Düşünce, ifade ve yayınlama özgürlüğünü hiçe sayan resmi makamlarınsa yayıncıdan, yazardan yana olmak yerine ahlakçı yaklaşımlardan yana tutum alması elbette üzücü.

On binlerce öğrenciyle sohbetleriniz ışığında yazdığınız Eyvah Kitap! hem gençlerin sesi hem de yetişkinlerin kıymetli bir kaynağı oldu. Çocuk ve gençlik edebiyatını bir yazar olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben gençlik edebiyatına odaklanmış bir yazarım. İlk gençlik, çoğu insanın kesif bir yalnızlık duygusuyla ilk karşılaştığı çok kırılgan bir dönem. Her şeyin sadece kendi başına geldiğini, tüm dünyanın kendisine karşı olduğunu sandığı, kendini çıplak ve çaresiz hissedebildiği en donanımsız yılları belki de. Özdeşim kurabildikleri, iç seslerini duymalarına, kendilerini keşfetmelerine olanak tanıyan edebiyat eserleri önemli bir kaldıraç olabiliyor. Hayallerinin peşinden koşmak için onlara hem cesaret hem de ilham verebiliyor. Ne ki çocuk edebiyatı, gençlik edebiyatına göre daha şanslı bence. Çocukluk, hayatın altın çağı. İlkokul yılları, okuma yazmayı öğrenme mucizesi sonrası büyük bir heyecanla geçiyor. Hayatın her hâline gösterdikleri çoşku, heves kitaplara da yansıyor. Ellerine verileni, ulaşabildiklerini okumaya çalışıyorlar. Ancak ortaokulda işler karışmaya başlıyor. Ergenlikle birlikte yaşadıkları biyolojik değişim zihinsel gelişimlerini de hızlandırıyor, düşünme ve sorgulama becerileri yükseliyor. İşte bu doğal değişim, kitaplar ve okurluk açısından da önemli bir kırılma noktası yaratıyor. Ne aptal yerine konmak istiyor ne de sevmediği, sıkıldığı bir kitabı zorla okumak. Eğer baskı görürse tüm kitaplara ve okuma edimine karşı çıkıp isyan edebiliyor. Çoğu gencin ortaokul ve lise yıllarında kitap okumaktan vazgeçmesinin asıl nedeni bu.

Çocuklarının entelektüel gelişiminden daha çok onların toplumsal kabullere ve aile kültürüne göre yetişmesini önemseyen, aynı kendisi gibi düşünmesini, davranmasını bekleyen yetişkinler –ister ebeveyn ister eğitimci olsun– pek çok konuda olduğu gibi kitaplar konusunda da çocuklar adına karar vermeyi yeğliyor. Kitap ve okuma kavramlarını “öğretme-öğrenme” sorumluluğuna indirgedikleri için endişe duyuyorlar. Geniş kesimlerin bu kısıtlı yaklaşımı, edebiyat, şiir, felsefe kitaplarının bile “tehlike” olarak görülmesi, her kitapta “suç” unsuru aranması sonucunu doğuruyor. Yetişkinlerin iyi niyetle giriştikleri zihinsel gelişimi de kontrol altında tutma çabası, çocukluk ve gençlikte okuma keyfi kazanmayı engelleyen çok ciddi bir soruna dönüşüyor. “Eyvah Kitap!”ı bu yanlışın anlaşılabilmesi, kitap okuma konusunda kuşaklar arasında yapıcı, hoşgörüşlü bir iletişimin, empatinin kurulabilmesi için yazdım. Bunca yıl sonra kitabımın işe yaradığını görmek beni sevindiriyor.

Çocuk edebiyatının birtakım janrlara, hayal gücünü sınırlayan bir didaktizm ve faydacılığa sıkıştırıldığını söylemek mümkün mü?

Eskiden tam da böyle görülüyordu. Çocuk kitabı demek ona bir şeyler öğreten, öğüt veren, açık ya da örtülü mesajlarla nasıl bir insan olması, nasıl düşünmesi gerektiğini dikte etmeye çalışan metinler anlamına geliyordu. Dilimize kazandırılmış dünya klasiklerinin bile aynı amaçla kısaltılmış, değiştirilmiş, örselenmiş çevirilerini okuduğumuzu çok sonraları öğrenecektik. Hâl böyleyken özellikle son 20 yılda Türkçe’ye kazandırılan çağdaş edebiyat eserleri önemli bir lokomotif işlevi gördü. Çeviri edebiyat eserlerinin yazınsal niteliği, resimlemeden tasarıma kitaplaşma seçimleri, temalardan kurguya, karakterlerden bakış açılarına kadar yenilikçi yetkin örnekleri, Türkçe yazanları da farklı düşünmeye, yerel ve evrenselin daha zengin sentezlerini aramaya yöneltti. Bugün çocuk ve gençlik edebiyatımızda zevkle okuduğumuz, kitapları dünya dillerine çevrilen yazarlarımız var. Kurgu ve kurgu dışı çağdaş eserlerin yazılması, yayımı, okunması, tartışılması arasındaki farklar da sundukları olanaklar da özellikle eğitimciler tarafından daha iyi anlaşılmaya başlanıyor artık. 30 yıla yakındır okuma kültürüne emek veren biri olarak en azından buna inanmak istiyorum.

Temel eğitimde okuma kültürünü aşılamak öncelikle öğretmen ve velilere düşse de gençlerin kendi okuma deneyimlerini oluşturma özgürlüğü, okurluk yolculuklarının en kritik parçası. Bu özgürlüğü sağlayan bir öncülük sizce nasıl sağlanabilir?

Çocukluk ve ilk gençlikte kazanılacak en önemli güçlerden biri, kitaplar ve okuma ediminin insanda yarattığı zihinsel özgürleşmenin farkına varmak. Kitaplar sayesinde sığınacağı muhteşem bir arka bahçeye, kendini inşa edebileceği sessiz bir adaya sahip olabileceğini, tüm dünyayı kucaklama gücü olan daha iyi, daha cesur, daha mutlu bir insan olabileceğini hissetmekten, güven duymaktan söz ediyorum. Bu mucizevi keşfi başkalarının öğütleriyle değil, ancak bireysel denemeleriyle başarabilir insan. Ancak o zaman kıymetini anlar ve bu edimi içselleştirebilir. Yoksa kitap okuma konusu bir ömür boyu ne işe yaradığı belirsiz bir yama gibi üstünde iğreti kalır insanın. Hangi yaşta olursak olalım edebiyatı, şiiri, felsefeyi, Dünya “evimiz”deki varlığımızı, iyi ya da kötü başımıza gelenleri, yaşadıklarımızı anlamak ve anlamlandırmak için okuruz. Tıpkı bizim gibi çocuklar da aynı ihtiyacı karşılayabildiği sürece okur kalabilir.

Bu noktada okuma kültürümüzün tüm paydaşlarına önemli bir iş bölümü düşüyor: Yayınevleri nitelikli, özgün ve çağdaş daha çok kitap yayımlamalı; toplum bu kitaplara kolayca erişebilmeli. Eğitim sistemi, kütüphaneler ve medya, kitapların kültürel çeşitliliğe hizmet eden çoksesliliğini bir tehdit olarak değil, tersine halka hizmet olarak görmeli, yasaklamaların yerini eleştiri alabilmeli. Ailelerse çocuklarının okuma eğilimlerine, ilgi ve heveslerine saygı göstermeli, ortak okumalar ve sohbetlerle birbirini dinlemeyi, anlamayı başarabilmeliler. Aile içi demokrasinin kurulmasının ve çocukların erken yaşlarda bu ortama katılarak duygusal ve düşünsel nimetlerinden yararlanmasının önemini bugün bütün uzmanlar söylüyor.

Yetişkinler, çocuk ve genç kitaplarını teşvik eden güçler oldukları gibi kimi zaman bu kitapların okurları arasında da olabiliyorlar. Onların çocuk ve genç kitaplarıyla ilişkisi hakkında neler söylenebilir?

Biz çocuk edebiyatını, çocukların “da” okuyabildiği eserler olarak tanımlıyor, her yaş için olduğunu her fırsatta vurguluyoruz. Nitelikli bir çocuk edebiyatı eserinden, hele gençlik edebiyatı kitabından yetişkin okurlar da zevk alabilir. Edebiyat yayıncılığının tüm kıstasları bu alan için de geçerlidir. Aradaki tek fark, eserin özgün yapısını oluşturan dil, anlatım, kurgu, üslup açısından okur yaşının küçülmesine olanak sağlayan sadeleştirici inceliklere, merak duygusunu diri tutan bir ritme sahip olmasıdır. Henüz bunu denemeyenlere şahane başlangıçlar önermek isterim izin verirseniz: Behiç Ak’ın Berberdeki Papağan adlı son çocuk romanını, Selen Aydın’ın Sadi Güran resimleriyle bezeli Sıkıntıdan Patlayan Kasaba adlı öyküsünü, Christine Nöstlinger’in Hadi Ama Baba! ya da David Almond’un Dünya Büyülü Bir Yer adlı gençlik romanlarını nasıl zevkle okuyacaklarına, üstelik hepsinde öncelikle kendilerini bulacaklarına eminim.

Fransa’da Légion d'honneur ile ödüllendirilen Çıtır Çıtır Felsefe kitap dizisinin ülkemizde manevi linç ve karalama kampanyalarına maruz kalması, poşetle satılmasına karar verilmesi çocuk ve gençlik yayıncılığının bugünü hakkında neler anlatıyor?

Brigitte Labbé’nin çocuklara felsefi kavramları küçük öykülerle örnekleyip sorular sorarak düşündürdüğü küçük kitaplardan oluşan Çıtır Çıtır Felsefe dizisini 2006’dan beri yayımlıyoruz. 10 yaş üstü çocuklara önerdiğimiz dizinin Türkçe’deki 33. kitabı “Sanatçılar ve Dünya” raflara yeni çıktı. Aileler de eğitimciler de özellikle çocuklara anlatmakta, açıklamakta zorlandıkları birçok kavram, durum ya da konuyu bu kitapları birlikte okuyup tartışarak kolayca paylaştıklarını, kendilerinin de çok yararlandığını dile getiriyorlar. Bunca yıldır her yaştan okurun baş tacı ettiği, severek okuduğu dizinin 2 kitabı hakkında belli bir çevre tarafından asılsız suçlamalar, sistematik bir karalama kampanyası sürdürüldü. Sonuçta diziyi “incelediğini” belirten Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, 7 kitabı birden “küçüklere zararlı, müstehcen” buldu ve poşette satılmasına karar verdi. Aklımız dondu! Gözbebeğimiz kitaplarımızı asla poşete sokmama ilkemiz gereğince satıştan çekmek zorunda kaldık ve kitaplarımızı özgürleştirmek için hızla hukuki süreci başlattık. 7 kitap için 7 ayrı dava süreci devam ediyor. Tüm dünya çocuklarının okuduğu kitapların ülkemiz çocuklarına yasaklanması ayrı, 27 yıllık uzman yayıncılık emeğimizin karartılmak istenmesi ayrı üzücü. Okuma kültürümüzün gelişmesinin önündeki en büyük engel olan sansürün ve neden olabileceği otosansürün geldiği noktayı gösteren bu acı tablo son yıllarda ne yazık ki ağırlaştı. Devletin tüm kurumları ve olanakları kullanılarak kitaplar, yazarlar, yayıncılar töhmet altında bırakılıyor, yargılanıyor, poşete sokma, toplatma kararları havada uçuşuyor. Akla mantığa uymayan her şey yapılıyor. Sansür mekanizması, okuma keyfi edinmemiş, gerçek anlamda okur olamamış çoğunluğun manevi duygularıyla oynayarak kitapları “suçlu” göstermeye çalışıyor. Kitaplar değersizleştirilmek isteniyor. Yaratılan bu kasıtlı ortam, yayınevine, yazara güvensizliği körüklüyor. Beni en üzen noktalardan biri de, çocukları, gençleri “güdülebilir” birer “aptal” yerine koyma eğilimi. Sanılıyor ki çocuklar, gençler sadece “izin verileni” ya da “uygun bulunanı” okuyacaklar. Sansür günümüzde sadece bizim ülkemizin konusu değil; ABD başta olmak üzere bazı Avrupa ve Asya ülkelerinde de çok ciddi bir sorun. Tarih boyunca siyasi erkin topluma tahakküm kurmak için ilk anda başvurduğu sansürle mücadele şimdilik bitmeyecek görünüyor. Ama bizler de her yaştan insanın okuma hak ve özgürlüklerini her koşulda savunmayı sürdüreceğiz.

Makul görülen değil, özgür bırakılan edebiyat

Yetişkinler, teşvik güçlerini -ve sorumluluklarını- bilinçli bir şekilde değerlendirip hoşgörülü bir alan sağladıklarında çocuklar ve gençler de hayatlarını sonsuz açıdan zenginleştirecek okurluk yolculuklarına bu desteğin verdiği güven ve hevesle çıkabiliyor. Elbette bunun için öncelikle karar vericilerin edebiyatı dar bir vizyona sıkıştırmaya çalışmaktan, ifade özgürlüğüyle mücadele etmekten vazgeçmesi gerekiyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

🪁 Odak | Gençlik #3: Kültürel tüketim

Gençlerin sivil katılımdaki tepkileri neden kalıcı olamıyor? Gençlerin okuma alışkanlığı geliştirmesinin önündeki engel, yetişkinlerin kontrolcülüğü mi?

09 Nis 2023

Behance

YAZARLAR

Dilara Kaya

Aposto - Dilara Kaya

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR