Zorunlu aşı tartışmalarının hukuki boyutu

(Görsel: BBC)
2019'dan beri süren koronavirüs salgını, aşı çalışmalarının hızla sona ermesiyle bir nebze durakladı. Yine de aşılar hakkındaki kafa karışıklığı tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de devam ediyor. Aşı çalışmalarının gerek laboratuvar aşamalarında gerek dağıtım ve uygulanmasında gözlemlenen etik sorunlar hakkında bültenin daha önceki sayılarında yayımladığımız Aşı Tartışmaları başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz. Bu sayıda ise zorunlu aşı fikrinin ve uygulanmasının hukuki boyutunu ele alacağız.
Herhangi bir tıbbi müdahalenin olduğu gibi, zorunlu aşı uygulamasının da insan hakları açısından ihlale yol açtığı su götürmez bir gerçektir. Fakat, anayasa ile güvence altına alınan insan haklarının yine bazı özel durumlarda sınırlandırılması mümkündür. T.C. Anayasası’nın 16. maddesi uyarınca, kişi hak ve hürriyetleri savaş, seferberlik ve olağanüstü hallerde ölçülü olarak sınırlandırılabilmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) ise, zorunlu aşı uygulamalarına ilişkin verdiği kararlarda; somut durumun özelliğine dayalı olarak zorunlu aşıyı bir insan hakları ihlali olarak görmeyebiliyor. Örneğin bu minvaldeki Boffa Kararı'nda özetle "zorunlu aşı uygulamasının özel hayata müdahale sayılabileceği, ancak kamu sağlığını ciddi şekilde tehlikeye atabilecek bir durumda, amaca göre orantılı bir uygulama olduğu" belirtiliyor. İHAM’a Türkiye’den yapılan bir başvuru sonucunda verilen kararda ise benzer şekilde, zorunlu aşı uygulamasında, kamu sağlığı menfaatinin özel hayata saygı hakkından üstün tutulduğu görülüyor.
Pandemi nedeniyle 2019’dan bugüne dek alınan tedbirlerin bir kısmının insan haklarına ve Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği bilinmektedir. Bu kapsamda daha önce kişilerin çalışma, seyahat veya haberleşme hürriyetine ilişkin ihlaller yaşandığı gibi, zorunlu aşı tartışmalarıyla ise hem özel hayata saygı hakkı hem de vücut bütünlüğünün korunması hakkı ihlal ediliyor. Bu ihlallerin gayet haklı sayılabilecek, mücbir sebep kapsamına girdiği ise muhâkkak. Ancak meseleye hukuki boyuttan bakıldığında, bu ihlallerin hiçbirisi kanunilik ilkesine uyum sağlamıyor.
Yukarıda da belirttiğimiz şekilde, Anayasa belli durumlarda hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında izin vermekte ancak salgın hastalık bu durumlardan birisi olarak sayılmıyor. Öte yandan, pandemi durumunda bu kısıtlamaların getirilebilmesi için olağanüstü hâl ilan edilmesi, bu tip hak ihlallerini kanuni açıdan meşrulaştırabilirdi. Ancak Türkiye'de pandemi sebebiyle olağanüstü hal ilan edilmediğinden, bugüne dek alınan önlemlerin ve zorunlu aşı uygulamasının kanunen meşrulaştırılabilmesi ancak bu yönde bir kanun çıkarılmasına bağlıdır.
Söz konusu kanunla yahut olağanüstü hâl ilanıyla, pandemi tedbirlerine uymayan kişilere geriye dönük yaptırım uygulanması mümkün olmasa da; zorunlu aşı uygulamasının getirilmesi mümkündür. Yine de şu an dünyadaki genel eğilimin, toplumu zorunlu aşılamaya maruz bırakmak yerine; aşı pasaportu, aşı kartı gibi uygulamalarla aşı olmayanları izole etme yönünde olduğu görülüyor. Söz konusu durum, başka bir takım hak ve özgürlüklerin ihlali anlamına gelirse de; küresel salgının kamu sağlığı açısından yarattığı tehlikenin boyutu düşünüldüğünde, İHAM kararlarının yerinde olduğunu öne sürebiliriz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


