19. Yüzyılda Alışveriş Mekânlarının Dönüşümü: Pera’da Bon Marché Örneği

Yazı: Esra Karadağ
Avrupalıların ve Levantenlerin Pera olarak isimlendirdikleri Beyoğlu, 19. yüzyıl İstanbul’unda kendi şahsına münhasır bir yapılanma ile şehrin diğer bölgelerinden ayrılmış; 18. yüzyıldan itibaren açılan elçilikler, elçiliklerin çevresinde yoğunlaşan yabancılar, verilen kapitülasyonlar neticesinde gelen tüccarlar, halihazırda yaşayan Levantenler buraya rengini vererek bölgeyi cazip bir yer haline getirmişti.(1) 19. yüzyılın ortalarında Galata ve Pera adeta bir Avrupa kenti gibiydi ve bu haliyle orta-üst sınıf yerliler ile yabancıların ihtiyaçlarını karşılayan bir merkeze dönüşmüştü. Apartmanlar, Batı tarzı pasajlar, her türlü ithal malın satıldığı mağazalar, oteller, tiyatrolar, sanat galerileri ve okullar Pera’nın görünümünü tamamen değiştirmişti.(2) Fransız seyyah Marchebeus 1855 yılında Pera’yı şöyle tasvir ediyordu:
“Pera sadece bir Avrupa mahallesi değil, aşağı yukarı bir Fransız kenti. Burada sayımız fazla değil, etkimiz fazla. Modanın buraya ithal ettiği, kopya ettiği, taklit ettiği ‘biz’iz ve şu sihirli cümledir: ‘Tıpkı Paris’teki gibi’. Bütün mağazalar bu kurala uyar. Mev sim yeniliklerini görebilmek için bizim gemilerimiz beklenir. Sanatçılarımız, lükse dayalı bütün endüstri kollarının başında yer alır. Son 1848 yangınından sonra Pera yeni baştan ve hemen hemen tümüyle kârgir olarak inşa ediliyor. Mimarlar kendi hayat güçlerine yelken açtıkları gibi, patronların şairane arzularına da yer veriyorlar: Şu ev bir İtalyan taraçasına, öbürü bir Paris cephesine, bir başkası Malta balkonuna sahip. Hiçbir şeye benzemeyenleri de var tabii. Pera’nın bir de tiyatrosu var. İtalyan operaları şante ediliyor. Padişahın şeref verdiği olağanüstü günler de yaşanıyor.” (3)
Pera’daki bu dönüşüm Osmanlı’da tüketim alışkanlıklarının değişmesinde büyük bir rol oynamıştı. Galata’nın, İstanbul’un iktisadi kalbi haline gelmesi ve bölgenin Pera’ya doğru genişlemesi, yeni bir alışveriş kültürünün doğmasına sebep oldu. İstanbul’da yaşam geleneksel biçimini yavaş yavaş kaybederken Batı ile olan yakın ilişki “burjuvazi” olarak tanımlanabilecek katmanların doğuşuna neden oluyordu. Artık İstanbul’da yeni bir talep örüntüsü başlamıştı ve Pera bu yeni taleplerin karşılandığı ilk merkez olarak önemli bir yeri haizdi.(4) Elbette klâsik dönemin çarşıları, bedestenleri ve pazarları da varlığını korumaya devam ediyordu. Aslında bu Tanzimat’ın en önemli özelliklerinden biriydi: Eski ve yeninin bir arada yaşaması. Şehrin iki yakası henüz bir köprüyle ayrılmamıştı fakat yaşam tarzları ve yaşam biçimleri ayırıyordu İstanbul’u. Şehzadebaşı, Beyazıt ve çevresi yani Müslüman-Türk denilen yer ve buranın tam karşısında Küçük Avrupa denilen Pera, iki ayrı dünya gibiydi. (5)
Bununla birlikte dönüşüm kaçınılmazdı. Bilhassa Avrupa büyük bir hızla değişiyordu. Örneğin, Fransız İhtilali’nden önce Fransa’daki alışveriş yerleri de tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi lonca sistemi tarafından yönetilen geleneksel mekânlardı. Her satıcının tek bir uzmanlık alanı ve tek bir dükkânı bulunuyordu. Loncalar haksız rekabeti önlemek için bir satış fiyatı belirliyor, dükkân sahipleri de bu kurala uyuyordu. Pazarlık payı ise her daim mevcuttu. Her ne kadar loncaların yetki alanı dışında kalan seyyar satıcılar yahut büyük tüccarların satış yaptığı fuarlar sistemin içinde kendine yer bulmuş olsa dahi, bunların hiçbiri gelenekten kopuşu temsil etmiyordu, ta ki 18. yüzyılın sonuna kadar. Bu dönemde Paris’te magasins de mode (moda mağazaları) adı verilen yeni mağazalar ortaya çıkmaya başladı. Bu mağazalar geleneksel çarşıları bir anda ortadan kaldırmadı fakat yeni bir tarzın doğduğu da açıktı. Baron Haussmann’ın inşa ettiği geniş bulvarlar yeni alışveriş mekânlarının doğuşunda önemli bir rol oynuyordu. 19. yüzyılın yarısına gelindiğinde Paris’te büyük bir dönüşüm gerçekleşmişti. Artık her türlü ürünün bir arada bulunduğu devasa mağazalar dönemi başlamıştı.(6) Bu mağazalar çeşitli ürünlerin aynı çatı altında satılmasının yanı sıra bir ürünü küçük dükkânlarda olduğundan daha ucuza, sabit fiyatlarla ve satıcı baskısı olmadan satın alma imkânı sunuyordu müşterilere.(7)

Annuaire Orientale’de çıkan 1883 tarihli ilân
Bunun Osmanlı’ya sirayet etmesi de uzun sürmedi. Aynı dönemde İstanbul’da Pera, adeta Paris’in küçük bir kopyası gibiydi. Büyük mağazaların özellikle Pera’da açılması tesadüfi değildi. Kırım Savaşı sonrası yoğunlaşan Avrupalı nüfus Pera’da konumlanmıştı. Savaş sonrası İstanbul’a gelen Fransız ve İngiliz askerler Ahmed Cevdet Paşa’nın deyimiyle “su gibi para harcıyordu” ve İstanbullu tüccarlar bu beklenmedik durum karşısında büyük paralar kazanıyorlardı.(8) Bunun dışında İstanbullu Levantenler, şehrin Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıkları da burada yaşıyordu. Tüm bunlar farklı müşteri tiplerini bir arada toplamıştı ki, çeşitli mal ve hizmetlerin pazarlanması için en makul yer Pera’ydı.(9)
Pera’da bulunan bir mağaza ismi olarak Bon Marché, belirli bir mekânı ifade etse de kelimenin ayrıca genel bir anlamı da bulunmaktadır. Fransızca “ucuz” anlamına gelen Bon Marché kelimesi, uygun fiyatlı ürünlerin satıldığı mağazaların ismi olarak Türkçede kendisine “bonmarşe” olarak yer bulmuş, aynı türden mağazalar için genel bir kavram haline gelmiştir.(10) TDK’ye göre bonmarşe, içinde her türlü giyim, süs eşyası, oyuncak vb. satılan büyük mağazadır.
Bon Marché mağazası Pera’da açılan pek çok mağaza gibi 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hiz met vermeye başlamıştır. Bazı kaynaklarda İtalyan oldukları belirtilse de Osmanlı Arşivleri’nde bulunan bir kayıtta bu kardeşlerin isimleri Lui (Louis) ve Jan (Jean) Bortoli olarak geçmektedir.(11) Bir başka belgede ise mağaza sahiplerinin Fransız oldukları ifade edilmiştir.(12) Mağazanın Annuare Oriental’de çıkan reklam ilânlarında 1854 yılında açıldığı anlaşılmaktadır. İlânlarda mağaza sahipleri “Bortoli Biraderler” olarak tanıtılmıştır.(13)
Bon Marché ilk olarak Grande Rue De Péra No: 297’de, şimdiki Mısır Apartmanı’nın olduğu yerde açılır. Sonrasında artan talepler neticesinde mağazanın küçük gelmesi üzerine aynı cadde üzerinde bulunan Alleon ailesine ait bir konak kiralanarak iki katlı yeni mekânına taşınır. İlânlarda görünen adres de burasıdır: Grande Rue De Péra No: 354. Mağazanın aynı zamanda, Rue Mezarlık adıyla bilinen bugünkü Meşrutiyet Caddesi’ne de bir çıkışı bulunmaktadır. Bu sokak üzerindeki kapı numarası ise 29’dur.(14)
Pera’daki Bon Marché’nin başka bir şubesinden bahsedilmese de aralarındaki isim benzerliğinden ötürü buranın Paris’teki Bon Marché’nin şubesi olduğu düşünülmüştür. Her ikisi de birbirinden farklı pek çok ürünün bir arada sergilendiği mağazalardır. Fransız modernleşmesi ve Osmanlı modernleşmesi arasındaki benzerlik ve etkileşim düşünüldüğünde, Paris’te açılmış bir mağazanın İstanbul’da da hizmet vermesi ihtimali makul bir açıklama olarak görülmektedir. Örneğin Zafer Toprak; “…Louvre, Bon Marché, Au Camelia, Bazaar Allemand, Carlmann et Blumberg, Orosdi Back, Au Paron, Baker 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İstanbul’da orta sınıfın beğenilerini yansıtan belli başlı büyük mağaza ya da bonmarşeler olarak ortaya çıkıyor. Bunlar Paris, Berlin, Viyana gibi Avrupa’nın büyük kentlerinde açılmış büyük mağazaların İstanbul’daki şubeleri.”15 sözleri ile bir genelleme yaparak tüm bu mağazaların Avrupa’daki mağazaların birer şubesi olduğunu söylemiştir. Bir kısmı için bu doğru olabilir fakat Yavuz Köse’nin de belirttiği gibi Pera’daki Bon Marché ile Paris’teki Bon Marché’nin isim benzerliği dışında birbirleri ile alakaları bulunmamaktadır.16 Bahsi geçen dönemde de Pera’daki Bon Marché’yi Paris’teki Bon Marché’nin şubesi olarak gören pek çok kimse bulunmuş olmalıdır ki Agâh Hüseyin İstanbul’daki Bon Marché’nin Paris’teki ile bir alakasının olmadığı şu sözlerle ifade etmiştir:
“Paris’in Bonmarşe [Bon Marché] mağazalarını elbette işitmişsinizdir. Zira bu mağazalar dünyanın en büyük ticarethanesi addolunuyor. Sakın Beyoğlu’ndaki Bonmarşeyi onun şubesi zannetmeyesiniz. Paris Bonmarşesinin hiçbir yerde şubesi yoktur fakat kendi kendine bir memlekettir.”(17)
Paris’teki Bon Marché mağazası 1830’lu yıllarda Aristide Boucicaut ve eşi tarafından açılır. Hizmete girdiği andan itibaren büyük bir ilgi gören mağaza, yıllık yirmi milyon frank değerindeki iş hacmi ile kendini yenileyerek 1869 yılında devasa bir alışveriş merkezi formunda yeniden teşekkül eder.18 Bu mağazanın açılış hikâyesi ilginç bir şekilde Salih Münir Çorlu’nun 3 Şubat 1939 tarihli Akşam Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazısında yer bulur:
“Paris’teki meşhur Bonmarşe mağazası muazzam ve müzeyyen saray gibi bir müessesedir. Bu müessesenin sahibi de küçük bir tuhafiyeci mağazası açmış, iyi tahsil görmüş zeki, dirayetli (Busiko) namında bir delikanlı ile dikişçilik ile geçinen kendi gibi zeki ve açıkgöz zevcesi idi. Bunlar ucuz ve süslü tuhafiyeye müteallik eşya meraklısı kadınların sabah akşam en çok gelip geçtikleri bir yerde bir mağaza kiralamışlar ve işçi sınıfının mizaçlarını iyice anlayıp hoşlarına giden ucuz ve gösterişli eşyanın dirayetleri iktizasınca en beğenilenlerini ayırıp camekânlarında teşhir ederek ve satış şartlarını ve usullerini kolaylaştırıp sadeleştirerek az vakitte birçok müşteri kazanmışlar ve satışlarını arttırdıkça mağazalarını büyüterek nihayet yirmi sene içinde milyonlar kazanıp saray gibi bir mağazaya malik olmuşlardı” (19)
Pera’daki mağazanın Paris’teki Bon Marché’nin bir şubesi olarak bilinmesi, bir tür prestij meselesi olarak da okunabilir. Halihazırda benzer bir işlev gören mağazada Fransız ürünleri satıldığına göre insanlar tarafından bu şekilde telakki edilmesinin ne sakıncası olabilir? Bu intiba mağaza sahiplerinin de işine gelmiş olmalıdır, zira Paris’teki bir mağazanın İstanbul’daki şubesi, mağazanın müşteri portföyünü yukarı çekecektir. Fransız mallarına düşkün olan Osmanlı burjuvazisi için Bon Marché, insanların kendilerini Paris’te hissedebildiği bir mekândır. Tıpkı Paris’teki Bon Marché gibi her türlü ürün çeşidinin bir arada bulunabileceği benzer bir formatla hizmet vermiştir.
Ahmed Midhat Efendi’nin İstanbul’dan Stockholm’e olan seyahatini gün gün anlattığı Avrupa’da Bir Cevelan adlı eserinde Paris’te geçirdiği günler tafsilatlı bir şekilde yer almıştır. Paris’teki üçüncü gününde Bon Marché’yi ziyaret eden Ahmed Midhat’ın yazdıkları dikkat çekicidir:
“…Paris’te emsali nadir bulunan bu sokağın nihayetinde Bonmarché’ye vardık ki bizim Beyoğlu’nda bu nâmı gasp etmiş bulunan mağaza bunun yanında pek züğürt bir çerçi hükmünde kaldığını gördük.”(20)
Ahmed Midhat Efendi Pera’daki Bon Marché mağazasının ismini Paris’teki mağazadan aldığını belirterek iki mağazayı kıyas eder ve birbirleri ile şekilsel olarak bir ilgisinin olmadığını söyler. Sonrasında mağazada ne tür eşyaların satıldığını, kaç eleman çalıştırıldığını ve alışverişin sistematiğini uzun uzun anlatır. Bu tasvirlerde Paris’teki Bon Marché’nin mükemmelliğini, Pera’dakinin ise sıradanlığını görürüz. Bunların birbirleri ile ilgisinin olması imkansızdır.
Peki Pera’daki Bon Marché nasıl bir mağazadır? Belki Paris’teki kadar şaşaalı değildir, isimdaşı kadar çok ürün sergileyecek bir alana da sahip değildir, fakat burayı cazip kılan sebepler nelerdir? En nihayetinde İstanbul burjuvazisinin uğrak mekânlarından birisi olduğundan en az Paris’teki kadar merak uyandırır. Burada neler satılır? Bu denli tercih edilmesinin altında hangi sebepler yatmaktadır?
Tıpkı Paris’teki isimdaşı gibi Pera’da açılan Bon Marché de gördüğü ilgiden genişleme ihtiyacı duyarak daha geniş bir mekâna taşınmıştır. Açıldığı andan itibaren yerli ve yabancı herkesin alışveriş yapmaktan keyif aldığı yerlerin başında yer almıştır. Sermet Muhtar Alus’un Bon Marché için yazdıklarına kulak verelim:
“…Gelelim efendim sadede: Evet, şimdi tamtakır velâ bakır kalan Karlman Pasajı, ondan önce Turkuaz Gazinosu olan o (Bonmarşe), bir vakitler adlı sanlı idi. İstanbul’da bir âlemdi. Müslüman, Hristiyan, en şık ve kibarlardan tutunuz da terzi ve şapkacı çırağı kızlara, berber, lokanta garsonlarına kadar herkes. Tanrının günü, bir kerecik olsun bir kapısından girip bir kapısından çıkacak. Doğru yol piyasasına katılanlar lâakal, tekrar tekrar sekiz on defa orayı boylayacak.”(21)
Her ne kadar Ahmed Midhat ve Agâh Hüseyin burayı Paris’teki Bon Marché ile kıyaslayıp küçümsemişse de İstanbul sakinleri için Pera’daki Bon Marché’nin son derece kıymetli bir mekân olduğunu anlayabiliyoruz. Öyle ki bunun izlerini dönem romanları üzerinden de takip edebiliyoruz. Örneğin Halit Ziya Uşaklıgil’in sansasyonel eseri Aşk-ı Memnu’da Bülent Ziyagil’in gitmekten en keyif aldığı mekânlardan birisi Bon Marché’dir. Bülent buradan heyecanla bir oyuncak kılıç alır.(22) Refik Halit Karay’ın Sonuncu Kadeh’inde Bon Marché roman kahramanlarının en çok tercih ettiği mağaza olarak ön plana çıkar. “Galatasaray Liselileri için ise daha çocukluk zamanından babalarıyla gelip oyuncak, kırtasiye, kumbara, reglis şekeri aldıkları ferah, güzel kokulu, kibar bir mağaza…” olarak tanımlanır.(23)

Aristide Boucicaut ve eşi Marguerite Boucicaut ile mağazanın sırasıyla 1863, 1873 ve 1910 yıllarındaki görünümleri
Pera’daki Bon Marché tıpkı Paris’teki Bon Marché gibi şehrin ilklerinden birisidir. Her ikisi de geleneksel çarşılardan modern alışveriş merkezlerine geçişi temsil eder. Sırf bu açıdan bakıldığında bile her iki şehirde de insanlar tarafından merak edilen, alışveriş yapmasa bile “Orada neler oluyor?” sorusuna cevap bulmak için gidilen mekânlardır. Şehirler dönüşürken insanların ihtiyaçları da dönüşmektedir ve örneğin, artık çikolata, saç boyası yahut ayakkabı fırçası almak da bir ihtiyaç haline gelmiştir. Tüm bunların aynı çatı altında satılıyor olması ise büyük bir konforu beraberinde getirmiş; insanların her bir ihtiyacı için farklı yerlere gitmelerine gerek kalmamıştır. 1883 yılında Annuaire Oriental’de yayınlanan resimli ilânı yakından incelediğimizde, bazı sorularımıza yanıt alabiliyoruz. Bortoli Biraderlerin 1854 yılında açtıkları Bon Marché mağazasında bulunan ürün çeşitliliği ilânda göze çarpan ilk detaylardan birisidir. Buna göre Bon Marché’de; parfümeri ürünleri, fırçalar, sofra takımları, eldivenler, kravatlar, iç çamaşırları, ofis eşyaları, avcılık malzemeleri, oyuncaklar, ev eşyaları, kristal cam eşyalar, porselenler, yatak takımları, jim nastik malzemeleri, tuhafiye ürünleri, yün çoraplar, ayakkabılar, şaraplar, likörler, konserveler, şekerlemeler, İngiliz ve Fransız bisküvileri, çaylar, mücevherler ve Paris’ten gelen çeşitli ürünler satılmaktadır.(24) Birbirinden farklı bu kadar çok ürün çeşidinin bir arada bulunması Bon Marché tarzı mağazaların bu kadar cazip hale gelmesindeki en önemli etkenlerden birisi olmalıdır. Pera’nın duayenlerinden Said N. Duhani de Bon Marché’deki ürün çeşitliliğini şöyle ifade etmiştir:
“…Karşıda daha çok Paris ve taşra şehirlerindeki büyük mağazaları hatırlatan Bortoli Biraderlerin ‘Bonmarşe’si yer alıyordu. Burada yok yoktu: Her çeşit ev eşyası, maroken bölümü, kâğıt, avcılık, parfümeri, kuyumcu, bronz eşya, oyuncak bölümü (kurşun askerleri, barut atan bronz topları ve yelkenli, buharlı, zemberekli gemileriyle yirmi yaşıma kadar gözlerimi ayıramadığım ünlü reyon), gözlükçü, fotoğraf bölümü, eczane, eldiven, tuhafiye, kadın çamaşırları, giysileri, şemsiyeleri satan reyonlar, porselen, kristal, kuyum işleri, Saksonya porselenleri, Galle vazoları, şekerci (gerçek Verdun drajeleri), şaraplar, konserveler, yolculuk gereçleri, sepetler, ısınma aletleri, yatak takımları vs…”(25)
Bu ürün çeşitliliğinin yanı sıra Bon Marché’de dergi ve gazete satışı yapıldığı da anlaşılmaktadır. Bilhassa II. Abdülhamid döneminde uygulanan basın sansürü Bon Marché’nin sık sık gündeme gelmesine neden olur. Bu hususta en dikkat çekici örneklerden birisi; çeşitli yabancı gazetelerin dağıtımını yapan Bon Marché’ye, dönemin sansasyonel gazetelerinden biri olan Le Petit Journal’in satışını yapmaması için uyarıda bulunulmasıdır. Fakat mağaza sahipleri mağazanın Fransızlara ait olduğu gerekçesi ile satışın durdurulmasına itiraz eder. Bunun üzerine gazetenin Osmanlı’ya girişinin tamamen engellenmesi için Fransız Sefareti’ne tebligat gönderilir.(26) Bununla birlikte gazetenin satışının devam ettiği yine arşiv kayıtlarından takip edilebilmektedir zira bir diğer kayıtta Paris’te halkın polis merkezine yaptığı saldırıyı haber yapan Le Petit Journal için toplatılma kararı alındığı yazmaktadır.(27) Ülkeye girişi yasaklanan gazetenin hâlâ ulaşılır olması Bon Marché’nin bu yayınların satışına el altından devam ettiğini gösterir niteliktedir.

Annuaire Orientale’de çıkan 1885 tarihli ilân

Solda Bon Marché, Grande Rue de Péra
Ahmed Midhat Paris’teki devasa Bon Marché’yi gezerken adeta bir müze geziyormuş gibi hissettiğini, bu yüzden insanların buraya sadece alışveriş yapmak için değil vakit geçirmek için de geldiklerini söylüyordu. Pera’daki Bon Marché de esasen bu açıdan çok da farklı değildi. Ulaşılabilir konumu, büyüklüğü ve ürün çeşitliliği ile Bortoli Biraderlerin Bon Marché’si de İstanbul halkı için benzer bir işlev görüyordu. Nitekim Refik Halit Karay’ın romanlarında yer verdiği Bon Marché, kendisinin de bilahare uğradığı bir mekândı ve burayı bir buluşma yeri olarak tanımlaması hiç de şaşırtıcı değildi.(28)
Bon Marché Pera’da açılan ilk büyük ve modern mağazaydı ve kendisinden sonra açılan diğer mağazalar için de ilham kaynağı olmuştu. Bu mağaza geniş ürün yelpazesini tanıtırken aynı zamanda kentin tüketim alışkanlıklarını da dönüştürüyordu. Tıpkı Paris örneğindeki gibi bu yeni mağazacılık deneyiminin geleneksel çarşılar üzerinde sarsıcı bir etkisi oldu. Bu bağlamda Bon Marché Pera’nın çehresini değiştiren en önemli unsurlardan biriydi. İnsanlara içinde özgürce dolaşma ve uluslararası markalara ulaşma imkânı sunuyordu.(29)
Pera’nın İstanbul’un en nezih semti olduğu dönemlerde Bon Marché de uzun bir zaman Pera’nın en nezih mağazalarından biri olmuştur. Bortoli Biraderlerin burayı kaç yıl boyunca işlettiklerini bilmiyoruz. Arşiv belgelerinde kendilerine ait son kaydın 1894 tarihli(30) olduğu göze alındığında yüzyılın sonunda mağazanın başında hâlâ bu kardeşlerin olduğunu söyleyebiliriz. İlâveten Annuaire Orientale’de ulaştığımız Bon Marché’ye ait en son ilân da 1913 yılına ait.(31) Bu bilgi Bortoli Kardeşlerin 20. yüzyılın başlarında da Bon Marché’nin başında olduğu ihtimalini güçlendiriyor. Yine de mağazanın 1854 yılında açıldığı düşünüldüğünde oldukça uzun bir zamanı kapsadığından, mağazayı aynı isimle çocuklarının yahut devrettikleri başka birinin işlettiği ihtimali de bulunmakta. Kesin olarak bildiğimiz şey ise mağazanın 1924 yılında bölgenin bir diğer ünlü mağazası olan Carlmann’a devredildiği.(32)
Böylece Grande Rue de Pera’daki iki girişli Bon Marché mağazası, bu tarihten sonra Karlman (Carlmann) Pasajı olarak zihinlerde yer buldu. Carlmann ailesi 1942 yılında Varlık Vergisi çıkana kadar burada bir konfeksiyon mağazası işletmeye devam ettiler. Fakat vergiyi ödeyemeyecek duruma geldiklerinde Osmanlı Bankası devreye girerek verginin tümünü ödedi. Aile bu borcu ödeyene kadar mağazanın kapısında “Osmanlı Bankası Deposudur” yazısı asılı kalacaktı. Fakat Karlmanlar borçlarını ödeyemedi ve bina Sanayi Odası tarafından satın alındı. Yerine bir gökdelen dikilerek adına Odakule denildi ve 1854 yılında başlayan serüven böylelikle son buldu.(33)
Dipnotlara buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal Tarih Dergisi'nin Temmuz 2021 tarihli 331. sayısından toplumsal dönüşüm yazıları
09 Ara 2022

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


