AK Parti döneminde derinleşen eşitsizlikler

Son 20 yılda kişi başına düşen milli gelir, milli gelirden alınan pay, gelir ve servet eşitsizliği, sosyal yardımlar
AK Parti döneminde derinleşen eşitsizlikler

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

2002 yılında iktidara gelen AK Parti, geleneksel sağ partilerin hemen hemen hepsinde görülen tipik bir özellik olarak ekonomik büyümeyi merkeze alan bir ekonomi modelini hayata geçirdi. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) büyüme oranlarının ekonomik kalkınmadaki temel ve en başarılı ölçüt olarak görüldüğü bu ekonomi anlayışı başta gelir eşitsizliği, işsizlik, kadınların işgücüne katılımı, servet eşitsizliği ve doğa tahribatı gibi başarılı bir ekonominin temel unsurları olarak görülen birçok göstergenin göz ardı edildiği bir ekonomik ve toplumsal sistem yarattı. AK Parti döneminde uygulanan ekonomi politikalarının hem Türkiye ekonomisi hem de toplumu için nasıl bir eşitsizlikler tablosu yarattığını güncel veriler üzerinden göstermeye çalışacağız.

Kişi başına düşen milli gelir

Bir ülkenin refah seviyesini ölçmek için GSYH büyüklüğü veya büyüme oranları belirli bir fikir verse de kişi başına düşen milli gelir o ülkede yaşayan vatandaşların refah seviyesi görebilmek adına çok daha kullanışlı bir ölçüt olarak görülüyor. Örnek vermek gerekirse, Hindistan 3 trilyon 42 milyar dolarlık milli geliriyle dünyanın en büyük 6'ıncı ekonomisi olmasına rağmen kişi başına düşen milli gelir sıralamasında alt sıralarda yer alıyor.

Dolayısıyla, Türkiye ekonomisinin son 20 yılda hangi oranda büyüdüğünden ziyade bu büyümenin her bir vatandaşa ne kadar yansıdığı ve bu büyümeden hangi kesimlerin daha kazançlı çıktığını ekonomimizin bulunduğu yeri anlamak açısından büyük önem taşıyor. Dünya Bankası verileri kullanılarak hazırlanan aşağıdaki grafikte de görüleceği üzere 2002-2022 yılları arasında Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir AK Parti iktidarının ilk 10 yıllık döneminde sürekli bir artış trendinde olsa da 2013 yılından itibaren sürekli olarak azalıyor. Bu azalışta; dış kaynak girişine bağımlı ekonomik yapının kendini devam ettirememesi, ekonomik büyümedeki verimliliğin azalması, siyasi problemlerin etkisiyle ekonomide yaşanan dalgalanmalar ve özellikle 2018 yılından beri devam eden ekonomik krizin etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Bu verilerin ortaya çıkardığı diğer önemli gerçek ise 2013 yılından beri düşüş eğiliminde olan kişi başına düşen milli gelirin Cumhuriyet tarihinde ilk defa 7 yıl üst üste düşmesi. Ekonomik krizin artan şiddetiyle birlikte 2022'de de kişi başına düşen milli gelirin azalacağı göz önünde bulundurulduğunda AK Parti iktidarının 7 yıllık düşüş rekorunun (!) 8’e çıkarak yeni bir Cumhuriyet rekoru kıracağını öngörebiliriz. Cumhuriyet tarihinde, bu düşüş rekoruna en yakın dönem ise kişi başına düşen milli gelirin art arda 4 yıl azaldığı 2. Dünya Savaşı sonrası 1944-1947 dönemi.

Milli gelirden alınan paylar

Ekonomiye dair bir diğer önemli gösterge ise milli gelirden alınan pay. Daha önce de bahsettiğimiz üzere bir ekonominin ne kadar büyüdüğünden ziyade bu büyümeden toplumun hangi kesimlerinin faydalandığı, bu büyümenin sağlıklı mı yoksa spekülatif mi olduğu sorusuna daha net yanıt vermemizi sağlıyor. Ücretli çalışanların milli gelirden aldığı payın yükseldiği bir ekonomik büyüme toplumun geniş kesimlerine refah yaratırken şirketlerin milli gelirden daha çok pay alması belirli bir zümrenin zenginleştiği ve alt kesimlerin giderek yoksullaştığı eşitsiz bir toplum yapısının daha da güçlenmesine zemin hazırlıyor.

Grafikte de görüldüğü üzere, milli gelirden ücretli çalışanların aldığı pay 2016 yılına kadar kısmi bir artış gösterse de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilen 2018 yılından itibaren sermaye lehine bir ekonomik büyüme gerçekleştiği görülüyor.

“Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2021 yılında işgücüne yapılan ödemelerin GSYH oranı son 10 senedeki en düşük oran olurken net işletme artığı/karma gelirin oranı ise en yüksek seviyeyi gördü.”

Buradaki kırılmanın temel sebeplerinden biri de siyasi gücün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinde tekelleşmesi ve ranta dayalı siyasi sistemin herhangi bir kontrol veya denetleme mekanizmasına takılmadan AK Parti iktidarının devamını sağlamak adına sürekli olarak genişletilmesi. Demokratik ve işlevsel bir yönetim sisteminin temel dayanağı olan yargı, yürütme ve yasama arasındaki güçler ayrılığı prensibi ve denge-denetleme mekanizmalarının Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ortadan kaldırılması yolsuzluğun, kamu kaynaklarının partizanca dağıtımının ve ranta dayalı ekonomik sistemin daha kontrolsüzce kullanıldığı bir politik ekonomi düzeni yarattı. Böylesi bir ekonomik ve siyasi sistemde de milli gelirden alınan paylar bilinçli olarak sermaye lehine artırıldı ve ücretli çalışanların siyasi ve ekonomik güçleri sistematik olarak baskılandı.

kişi başına düşen milli gelir

Politik ekonomi alanında Türkiye’nin önde gelen iktisatçılarından Prof. Dr. Erinç Yeldan, son 3 yılda sermayenin milli gelirden aldığı payın artmasını şu şekilde özetliyor:

“Bahsettiğimiz ranta dayalı büyüme, daha doğru ifadesiyle spekülasyona yönelik büyümenin yarattığı dengesizlikler ve tahribat öncelikle ücretlileri, emeği ile geçinenleri, kırsal köylülüğü ve genel anlamda çalışanları vuruyor. Bu söylediğimiz soyut anlamda gelir geçer bir gözlem değil; bizzat TÜİK’in resmi istatistikleri bu durumu açıkça belgelemekte. Örneğin milli gelirin paylaşımına baktığımızda, ücretli emeğin milli gelirden aldığı pay 2019 başında %31,2 iken, şimdi bu oran %26’ya gerilemiş durumda; sermaye gelirlerinin payı ise aynı dönemde %56,2’den %64’e çıktı. Bu kadar kısa bir zaman diliminde bu denli çarpıcı bir gelir transferi ancak ve ancak emeğin yoğun sömürüsü ve spekülatif rantlara dayalı servet transferi altında mümkün olabilirdi.”

Erinç Yeldan, kendisi tarafından hazırlanan aşağıdaki grafiği de göstererek bu tip bir ekonomik büyümenin “timsah kapitalizmi” olarak adlandırıldığını belirtiyor.

milli gelirin bölüşümü

Sermaye sahiplerinin milli gelirden aldığı payları ücretli çalışanların aleyhine artırdığı bir ekonomik düzende kamu kaynaklarının iktidara yakın sermaye gruplarına usulsüzce dağıtılması AK Parti iktidarı açısından sermaye sahiplerinin sadakatini kazanacağı önemli bir araç olarak kullanılıyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemde sıklıkla bahsettiği “Beşli Çete” kavramı kamuoyunda da karşılık bulması açısından bu konu özelinde önem taşıyor.

Dünya Bankası tarafından hazırlanan “Özel Sektör Altyapı Projeleri” veri tabanına göre dünyada en çok kamu-özel iş birliği altyapı projesi ihalesi alan 10 şirket arasında 5 Türk şirketi bulunuyor: Bu şirketler iktidara yakınlığıyla bilinen Limak Holding, Cengiz Holding, Kolin Holding, Kalyon Holding ve MNG Holding. Yani, Kılıçdaroğlu’nun da deyimiyle “Beşli Çete”. 

Bu 5 şirketin AK Parti döneminde kamudan aldığı altyapı yatırımı ihalesi toplamda 200 milyar doları aşıyor. Bu devasa tutarda kamu kaynağının iktidara yakın sermaye gruplarına rahatça aktarılabilmesi için siyasi güç sistematik bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinde toplanırken aynı zamanda birçok yasal düzenleme de yapıldı. AK Parti döneminde Kamu İhale Kanunu’nun 191 kez değiştirilmesi iktidar partisi tarafından sistematik olarak bir rant ekonomisi yaratıldığını açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Kamu kaynaklarının vatandaşlardan alınarak küçük bir sermaye grubuna aktarılmasında kullanılan bir diğer araç ise vergi muafiyetleri. Modern devlet aygıtının temel gelir mekanizması olan vergiler, her vatandaştan eşit şekilde veya vatandaşların gelirine oranla adil bir şekilde toplanması gerekirken AK Parti Türkiye’si gibi ranta dayalı ekonomik sistemlerde iktidara destek veren sermaye sahiplerinden alınmayan vergiler dolaylı olarak vatandaşların sırtına yükleniyor. Ticaret Bakanlığı verilerinde Cengiz, Limak, Kalyon, Kolin ve Makyol şirketlerine 2010-2020 döneminde toplamda 128 kez vergi indirimi yapıldığı belirtiliyor.

Gelir eşitsizliği

Türkiye’nin son 20 yıllık döneminde yaratılan eşitsizlikler sarmalının üçüncü göstergesi de gelir eşitsizliği. Ekonomik büyümenin tek başına bir başarı ölçütü olamayacağının en önemli göstergelerinden biri olan gelir eşitsizliği, AK Parti iktidarının ilk 5 yıllık döneminde belirli ölçüde düzeltilse de 2008 ekonomik krizinden sonra alt ve üst gelir grupları arasındaki makas yeniden açılmaya başladı.

Her ekonomik kriz de olduğu gibi 2008 krizinde de en zengin %10’luk gelir grubu krizden kazançlı çıkarken krizin tahrip ettiği ekonomik göstergeler en az kazanan %50’lik gelir grubunda ciddi düşüşlere neden oldu. TÜİK verilerine dayanılarak hazırlanan aşağıdaki grafik AK Parti dönemindeki gelir eşitsizliği tablosunu açık şekilde gösteriyor.

gelir eşitsizliği

Dünya Eşitsizlik Raporu verilerine göre, Türkiye’de en çok kazanan %10’luk gelir grubundaki kesim ülkedeki milli gelirin %54,5’ine sahipken, en az kazanan %50’lik grubun toplam milli gelirdeki payı %11,2 olarak ölçülüyor. En zengin %10’luk kesimin ortalama geliri 149 bin 400 avroyken, en yoksul %50’lik kesimin ortalama geliri sadece 6 bin 500 avro. Dolayısıyla, en zengin %10’luk kesimin ortalama geliri en yoksul %50’lik kesimin gelirinin 23 katı.

Servet eşitsizliğine baktığımızda ise en üstte yer alan %10’luk kesim toplam milli servetin %67’sine sahipken en yoksul %50’lik kesim milli servette sadece %4’lük bir paya sahip. %80’e ulaşan enflasyon ve ülke genelinde yaşanan konut krizi göz önünde bulundurulduğunda, “Türkiye Ekonomi Modeli” adıyla uygulamaya konan ekonomi politikalarının önümüzdeki yıllarda hem gelir eşitsizliğini hem de servet eşitsizliğini çok daha derinleştireceğini söylemek mümkün.

Asgari ücret ve yoksulluk sınırı

Toplumun orta ve alt gelir sınıfında yer alan kesimleri, AK Parti’nin iktidarını devam ettirebilmesi için hayati öneme sahip. İktidara geldiği 2002'den beri, alt sınıfları sosyal yardımlar yoluyla orta sınıfları da ekonomik büyümenin yarattığı kısa vadeli ve kısmi refah üzerinden kendine bağlamaya çalışan iktidar partisi, ekonomik krizin en çok alt ve orta sınıfları yoksullaştırması nedeniyle büyük bir oy kaybına uğradı. Yüksek enflasyonun ücretli çalışanların gelirlerini her geçen gün eritmesi bu kesimin refah seviyesini alt sınıflara yaklaştırırken sermaye sahiplerinin rant ekonomisi üzerinden servetlerini artırdığı orta ve alt sınıfların da enflasyon altında ezilerek tek bir sınıf haline geldiği iki kutuplu bir toplum yapısı oluşmaya başladı.

TÜİK verilerinin, Türkiye’de çalışan nüfusun %66,5’inin “asgari ücretin %50 fazlası ve altı” bir oranda maaş aldığını belirtmesi özel sektörde ücretli çalışanların %69’unun asgari ücret civarında kazanması bu tezi doğrular nitelikte. Asgari ücrete yapılan enflasyon zamları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görev onayını kısa vadede artırsa da enflasyonun yıkıcı etkileri bu yükselişi kalıcı hale getiremiyor.

asgari ücret

Yukarıdaki grafik, 2017-2022 yılları arasında asgari ücret, yoksulluk sınırı ve açlık sınırı arasındaki ilişkiyi betimliyor. Son 5 yıllık süreçte, asgari ücret ile açlık sınırı aşağı yukarı aynı oranda ilerlese de yoksulluk sınırı ile asgari ücret arasındaki makas sürekli olarak artıyor. 2022'de yapılan son ara zamla birlikte asgari ücretin açlık sınırını aştığı görünse de yüksek enflasyonun her geçen gün açlık sınırını yukarıya çekmesi bu makası da kısa zamanda kapattı.

Pandeminin ekonomik etkileriyle beraber yoksulluk sınırının 2021 yılından itibaren hızlı bir şekilde artması ise önümüzdeki yıllarda asgari ücretle yaşayan kesimlerin bu sınırın çok altında kalacağını gösteriyor. Türk-İş tarafından açıklanan “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması 2022 Haziran Ayı Sonuçları”na göre dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 6 bin 319 liraya, yoksulluk sınırı da 20 bin 818 liraya çıktı. Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 8 bin 313 liraya yükseldi. Bu sonuçlara göre, temmuz ayında yapılan ara zamma rağmen asgari ücretin açlık sınırının çok altında kaldığı görülüyor.

Sosyal yardımlar

AK Parti, iktidara geldiği 2002'den beri sosyal yardımları her yıl daha da artırarak milyonlarca kişinin devlet yardımı aldığını iktidarı döneminde uygulanan en büyük başarılardan biri olarak gösteriyor. Sosyal refah devletinin en temel politikalarından biri olan sosyal yardımlar aslında toplumdaki gelir eşitsizliğini azaltmayı ve devlet yardımlarının uzun vadede alt kesimlere belirli bir refah getirmesini amaçlıyor. AK Parti dönemindeyse, sosyal yardımlar iktidara bağımlı bir seçmen kitlesi yaratmak için kullanılıyor.

Spektrum’da “20 yıllık iktidar ve otoriterliğin öyküsü: Neoliberal popülizm” başlığıyla yayımladığımız makalemizde sosyal yardım politikalarını şu şekilde özetlemiştik:

AK Parti iktidarının neoliberal popülist politikaları iki sacayağından oluşuyor. Sistemin bir ayağında; neoliberal politikalar ile sendikal faaliyetler baskılanıyor, alt ve orta sınıfların alım güçleri sistematik bir şekilde düşürülüyor, özelleştirmeler yoluyla devletin ekonomideki rolü azaltılarak alt ve orta sınıflar özel piyasa dinamiklerinin insafına terk ediliyor. Sistemin diğer sacayağı olan popülizm ise hükümete sosyal yardımlar ve direkt olmayan sübvansiyonlar ile vatandaşlarına belirli bir seviyede refah sağlaması imkânı sunuyor.”

sosyal yardımlar

Sosyal yardım politikalarının arkasında yaratılan bir rant sistemi ve hayatını idame edebilmek için hükümet yardımlarına bağımlı hale getirilmiş milyonlarca insan olduğunu görüyoruz. Neoliberal popülizm olarak tanımlanan bu sistem, bir yandan iktidara yakın sermaye gruplarını partizan kaynak dağıtımı yoluyla zenginleştirirken diğer yandan da ücretli çalışanları güvencesiz bir hale getirerek artan siyasi baskının maliyetini azaltıyor.

Türkiye Ekonomi Modelinin derinleştirdiği eşitsizlikler

20 yıllık AK Parti iktidarı döneminde teknoloji, inovasyon, kalkınma ve refah üzerine kurulacak bir ekonomi modeli uygulamaktansa otoriter iktidarın devamlılığını sağlayacak bir rant ve bağımlılık sistemi yaratıldı. Otoriter ve baskıcı politikalar için, kamu kaynaklarının iktidara sadakat ölçütüne göre dağıtıldığı bir rant sistemi yaratılarak sermaye sahiplerinin desteği alınırken alt kesimler de sosyal yardımlar üzerinden iktidara bağımlı hale getirilerek siyaseten etkisiz hale getirildi.

Demokrasinin bel kemiği olarak ifade edilen ve AK Parti için de hiçbir zaman bir seçmen tabanı olmayan orta sınıflar ise düşük faiz – yüksek kura dayanan yeni ekonomi modeli ile güvencesiz bir hale getirilerek baskı rejimine karşı yükselttikleri demokrasi talebi susturulmaya çalışılıyor. Hem rant sisteminin devam etmesi hem de sermaye gruplarının iktidara verdiği desteğin devam ettirilebilmesi için çeşitli politikalarla alt ve orta sınıfların serveti üst gelir grubuna aktarılarak bir servet transferi mekanizması kuruluyor. Kur Korumalı Mevduat üzerinden milli gelirin dar bir sermaye sahibi grubuna aktarılması veya bankaların ve dev şirketlerin bu yıl rekor kârlar açıklamaları iktidar eliyle yürütülen servet transferine net örnekler oluşturuyorlar. 20 yıllık AK Parti iktidarının karnesine bakıldığında ise gelir ve servet eşitsizliklerinin geçmiş dönemlere kıyasla daha da artırıldığı, kişi başına düşen milli gelirin Cumhuriyet tarihi rekoru kırarak 8 yıl art arda gerilediği, asgari ücretin açlık sınırının dahi altına gerilediği ve milli gelirden ücretli çalışanların aldığı payın sürekli olarak azaldığı bir “Eşitsizlikler Türkiyesi” yaratıldığını görüyoruz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Eşitsizlikler Türkiyesi #2: Gelir ve servet

AK Parti döneminde kişi başına düşen milli gelir, milli gelirden alınan paylar, gelir ve servet eşitsizliği nasıl değişti?

18 Ağu 2022

İnternetHaber

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Avrupa kimliğini yeniden tasarlıyor: Yeni Euro banknotları bize ne anlatıyor?

Avrupa Merkez Bankası, radikal bir kararla euro banknotlarını baştan aşağı değiştirmeye hazırlanıyor. Bu kararla Avrupa, yalnızca yeni güvenlik özelliklerine sahip banknotlar tasarlamıyor; aynı zamanda gölgede kaldığını hissettiği bir dönemde kendini nasıl anlatmak istediğini de yeniden düşünüyor.

Nart Özel

·

28 Tem 2026

Avrupa kimliğini yeniden tasarlıyor: Yeni Euro banknotları bize ne anlatıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti’nin ekonomi vizyonu: Kalkınmacı devlet, planlı ekonomi, bağımsız Merkez Bankası

Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’nin 41 sayfalık parti programının ekonomi bölümünde, Özel’in meydanlarda sıklıkla kullandığı “Bu kara düzeni değiştireceğiz” ifadesi tekrar tekrar yer bulurken, ekonomi politikalarının temelinin “kalkınmacı devlet” üzerine kurulduğu görüldü. Yeni Parti programında planlı kalkınma, bağımsız Merkez Bankası, vergi reformu, sosyal adalet, Hazine garantili projeler, enflasyonla mücadele ve kamuda israf gibi konuları merkezine alıyor.

Pelin Cengiz

·

27 Tem 2026

Yeni Parti’nin ekonomi vizyonu: Kalkınmacı devlet, planlı ekonomi, bağımsız Merkez Bankası
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Karar almak ya da alamamak: Mutlak butlanla afetler birbirine nasıl bağlanıyor?

Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.

Gizem Kıygı

·

23 Tem 2026

Karar almak ya da alamamak: Mutlak butlanla afetler birbirine nasıl bağlanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni parti gündemi: CHP'den istifa eden üyeler partiden neden ayrıldıklarını anlatıyor

CHP Genel Başkanlığı'ndan uzaklaştırılan Özgür Özel'in 83 milletvekilinin katıldığı son grup toplantısında yeni parti hazırlıklarını duyurmasının ardından partide art arda istifalar yaşandı. CHP'den istifa eden üyeler, neden istifa ettiklerini ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini Aposto'ya anlattı.

Melisa Gülbaş

·

22 Tem 2026

Yeni parti gündemi: CHP'den istifa eden üyeler partiden neden ayrıldıklarını anlatıyor
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Batur Ozan Togay

·

21 Tem 2026

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?