20 yıllık iktidar ve otoriterliğin öyküsü: Neoliberal popülizm


Karavan konseptli yeni Citroën Jumper şimdi çok daha konforlu 100 yılı aşkın geçmişi ile otomotiv dünyasının en köklü markalarından olan Citroën , zahmetsizce karavana dönüştürülebilen Jumper modeliyle müşterilerine yeni bir konfor deneyimi sunuyor. Nedir? Üst düzey konforu, geniş iç hacmi ve yüksek yükleme kapasitesiyle dikkat çeken Citroën Jumper , kusursuz boyutları sayesinde kolaylıkla karavana dönüşerek karavan tutkunlarının dikkatini çekmeye hazırlanıyor. Neler var? Sınıfında fark yaratan konforu ve 17 m³’e varan yükleme kapasitesiyle rakiplerinden ayrılan Jumper , aynı zamanda mobil ofis ortamı yaratan aksesuar seçenekleri de sunuyor. 4 farklı uzunluk, 3 farklı dingil mesafesi ve 3 farklı yükseklikle Citroën Jumper, en uygun olan boyutun seçilmesine olanak tanıyor. Dahası: 96° veya 180° açılma açısıyla kolay bir yükleme sunan iki kanatlı bagaj kapıları akıllı bir bağlantı sistemi tarafından açıldığı açıda sabit tutuluyor. Yakıt tüketimi ve CO2 emisyon salım değerleriyle yüksek verimlilik seviyesi sunan yeni nesil motorlar güç aralıkları 120 HP ile 165 HP arasında değişen üç farklı motor seçeneğiyle tercih edilebiliyor. Her koşulda ev konforunda bir seyahat sağlayan Citroën Jumper ’ı daha yakından tanımak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
2001 ekonomik krizinin ardından yapılan genel seçimlerde %34 oy oranıyla tek başına iktidara gelen AK Parti, krizden çıkış için IMF ile yapılan stand-by anlaşmasının yegâne uygulayıcısı oldu. IMF tarafından şart koşulan yapısal reformları genel anlamda devlet sübvansiyonlarının azaltılması, Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) özelleştirilmesi, ekonominin denetleyici ve düzenleyici kurumlarının güçlendirilmesi ve işçi maaşlarının baskılanması olarak özetleyebiliriz.
Bu politikalar her ne kadar vatandaşların refah seviyesini kısmi olarak düşürecek olsa da ekonomik krizden çıkış reçetesi olarak dönemin şartlarında uygulanması gereken reformlar olarak görülüyordu. Sendikal faaliyetlerin baskılandığı, ücretli emeğin sistematik olarak güvencesizleştirildiği ve çalışan kesimin gelir seviyelerinin düşürüldüğü bir dönemde AK Parti nasıl oldu da istikrarlı bir şekilde oy oranlarını artırabildi? Bu soru, siyaset bilimi literatüründe sıkça tartışılan ve çeşitli açılardan cevaplandırılan bir konu. Bu konuya verilen en tatmin edici cevaplardan biri ise “neoliberal popülizm”.
Neoliberal popülizm iki sacayağından oluşuyor. Sistemin bir ayağında; neoliberal politikalar ile sendikal faaliyetler baskılanıyor, alt ve orta sınıfların alım güçleri sistematik bir şekilde düşürülüyor, özelleştirmeler yoluyla devletin ekonomideki rolü azaltılarak alt ve orta sınıflar özel piyasa dinamiklerinin insafına terk ediliyor.
Sistemin diğer sacayağı olan popülizm ise hükümete sosyal yardımlar ve direkt olmayan sübvansiyonlar ile vatandaşlarına belirli bir seviyede refah sağlaması imkânı sunuyor. TÜİK verilerine göre, 2020 yılında sosyal harcamaların (pandemi döneminde yapılan sosyal yardımların etkisi de hesaba katılarak) 600 milyar liraya ulaştığı görülüyor.

Neoliberal politikalardan olumsuz etkilenen sınıflar popülist politikalar ile kısa vadeli olarak memnun edilebiliyor. Yani popülizm, iktidara karşı sosyal direnci azaltarak neoliberal politikaların uygulanmasını kolaylaştırıyor. Neoliberal popülizm, AK Parti hükümetine hem kendisine yakın sermaye sahiplerine rant yaratabileceği bir mekanizma hem de sosyal yardımlar yoluyla kendisine bağımlı bir seçmen kitlesi yaratabilme şansı verdi.
2018 yılında KONDA tarafından yapılan bir araştırmada, AK Parti’nin en çok oy aldığı kesimler %37 ile ev kadınları, %27 ile esnaf, %14 emekliler, çiftçiler ve işçilerden oluşuyor. Veriler üzerinden incelendiğinde de neoliberal politikalardan ekonomik olarak en çok zarar gören toplumsal kesimlerin aynı zamanda AK Parti’nin en güçlü seçmen grubunu oluşturduğunu görebiliyoruz.

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Hükümetin sosyal yardımlarla kendisine bağımlı bir seçmen kitlesi yarattığı, otoriter politikaların temelinde kurulan rant rejiminin olduğu tezini ele alıyoruz.
16 Haz 2022

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.




