60. yılında Malcolm X suikastı ve perde arkası

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
60 yıl önce bugün, 21 Şubat 1965’te ABD'de siyah özgürlük hareketinin önde gelen simalarından Malcolm X, failleri bugüne kadar tartışmalı kalan bir suikasta uğrayarak hayatını kaybetti. Toplumun en alt kesimlerinden gelip toplumsal ve düşünsel olarak çok çalkantılı bir hayatın içinde kendi yolunu açmaya çalışan Malcolm X, ölümünden sonra kurulan Kara Panterler’e esin kaynağı olduğu gibi bugün Black Lives Matter hareketinin dayanaklarından biri olarak etkisini sürdürüyor.
Malcolm Little’ın gençliği
Malcolm Little, 19 Mayıs 1925’te Nebraska’da siyah kitleleri Afrika’ya dönmeye çağıran bir akıma yakınlık duyan Baptist rahibi bir babanın yedinci çocuğu olarak doğdu. Henüz altı yaşındayken babası, Ku Klux Klan'a yakın beyaz üstünlükçü bir örgüt tarafından tramvayın altına itilerek korkunç bir şekilde öldürüldü. Kocasının ani ölümünden çok etkilenen annesi, birkaç yıl sonra sinir krizi geçirerek akıl hastanesine kaldırıldı. Sekiz çocuğu ayrılarak farklı koruyucu ailelere ve yetimhanelere gönderildi.
Malcolm, liseden ayrılıp ayakkabı boyama, tabak yıkama vb. gibi vasıfsız işlerde çalıştı, ardından Harlem'e taşındı ve burada önce küçük suçlara karıştı. Ardından 1942'den 1946'ya kadar çok sayıda uyuşturucu, fuhuş, yasa dışı bahis operasyonunun merkezinde yer aldı.
Malcolm’un 'X' olarak doğuşu
1952’ye kadar hapishanede gece-gündüz tarih, felsefe, edebiyat alanlarında kitaplar okuyan Malcolm, “İslam Milleti”ne geçmiş olan kardeşlerinin "beyaz şeytan", Afrika-Amerikan tarihi ve İslam hakkındaki konuşmalarıyla aynı yola koyuldu. Onun yolculuğu, cihatçıların veya Kemi Seba'nın yolculuğuna benzer bir radikalleşme yolculuğunun tüm özelliklerini taşıyordu çünkü bu hem siyasi hem de dinî bir radikalleşmeydi.
Kölelikten miras kalan soyadını terk edip yerine, Afrikalı atalarının isminin bilinmeyen karakterini gösteren X'i koydu. “İslam Milleti”ne katıldıktan sonra cemaatin kurucusunun ardından en önemli sima hâline geldi ve hatta ileriki yıllarda hocası Elijah Muhammed'i geride bıraktı. Sivil haklar hareketinin radikal bir sesi olarak öncü bir isim hâline geldi.
“İslam Milleti”, siyah milliyetçiliğini ve ırk ayrımcılığını savunuyordu. Üyeleri Mekke’ye doğru değil kendi merkezleri Chicago’ya doğru namaz kılıyor, şahadet getirmiyor ve İslam'ın beş şartını uygulamıyorlardı. Bin kişilik örgüt, Malcolm X’in katılımını takip eden yılda dört-beş katına çıkmış; 60'lı yılların başlarında ise üye sayısı 50-75 bine ulaşmıştı.
Elijah Muhammed, üyeler üzerindeki otoritesini onları dış dünyaya kapayarak sağlarken Malcolm X ise örgütün büyümesinin tek yolunun siyah toplumun gündelik mücadelelerine katılmakla mümkün olabileceğini söylüyordu. Bu da Müslüman olmayan siyah Amerikalıların sorunlarını da ele almayı gerektiriyordu ki örgütün kuruluş amacına ters bir husustu bu. Öte yandan Muhammed’in kapitalist ekonomiye uygun, siyahlara ait bir strateji (çamaşırhane, restoran, kuru temizleme, fırın, berber gibi ticari işletmeleri vardı) geliştirme hedefi ile Malcolm X’in stratejisi de uyuşmuyordu.
60'lı yılların başlarında hocasının özel hayatının “Millet”e tavsiye ettikleriyle pek uyuşmadığını gören Malcolm X, iyiden iyiye hayal kırıklığına uğramıştı.
Bir başka doğuş: Hacı Mâlik eş-Şahbaz
Böylece Malcolm X, Sünni İslam'a daha yakın bir tavır takındı; sosyalizm ve babasının da yakın olduğu Pan-Afrikanizm'in öne çıktığı daha enternasyonalist bir yaklaşım benimsedi. 1964’te Hac ibadetini yerine getirdi ve Hacı Mâlik eş-Şahbaz ismini aldı (daha önce de Şahbaz mahlasını kullanmıştı).
Bu vesileyle Pan-Afrikanizm'in öncülerinden Kwame Nkrumah’la Gana’da görüştü. 19 haftalık bu Afrika seyahati ABD’deki siyahların mücadelesinin Üçüncü Dünya'nın ezilen halklarının kurtuluş mücadelesiyle birlikte ele alınması gerektiği kanısını güçlendirdi. 1964 Martı'nda Organization of Afro-American Unity (OAAU) adıyla laik bir örgütlenmeye girişti. İslam Milleti’nin İslam dünyasının dışında olduğunu ve gerçek mücadelelerde mevcut olmadığını belirtti.
Malcolm X’in geçirdiği evrimin en belirgin örneklerinden biri Aralık 1963’te Birleşmiş Milletler’e konuşma yapmaya gelecek olan Ernesto Che Guevara’yı OAAU toplantısında konuşmaya davet etmesiydi. Che Guevara, bunu Amerikan iç siyasetine müdahale olacağı için kabul etmediyse de Birleşmiş Milletler'deki yeni sömürgeciliğe karşı sert konuşmasında ele aldığı konular Malcolm X’in sözü edilen OAAU toplantısındaki konuşmasının ana temalarını oluşturdu.
Kürsüye çıkan Malcolm X “Bizler devrimci bir dünyada ve devrimci bir çağda yaşıyoruz” diye söze başladı. Bu sözler, elbette yalnız İslam Milleti için değil ileriki yıllarda suikasta dahil olduğu kesinleşen FBI için de alarm zillerini çalıyordu. Malcolm X, İslam Milleti’nin savunduklarından, genel olarak siyahların sivil haklar mücadelesine ve oradan da insan haklarına radikal bir geçiş yapmıştı. Artık onun için ırkçılık, bütün insanlığın sorunuydu.
Afrika ve Ortadoğu seyahatinden dönüşünde İslam Milleti ile zaten zayıflamış olan ilişkileri tamamen koptu. Ardından önce 14 Şubat’ta evi kundaklandı, sonra da 21 Şubat'ta New York'ta katıldığı bir toplantıda üç kişi tarafından 21 yerinden yaralanarak hayatını kaybetti.
Suikastın ardından İslam Milleti’ne üye üç kişi mahkum olduysa da yıllar sonra yapılan araştırmaların da gösterdiği üzere bunlardan ikisi masumdu. FBI ve New York Polis Teşkilatı'nın meseleden haberdar olduğu, ancak muhbirleri ve gizli polisleri kayırmak için ellerinden geleni yaptıkları da sonradan anlaşıldı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Masis Kürkçügil
Yazar ve yayıncı. "Latin Amerika'nın Kaynayan Damarları", "Devrimden Devrime Bolivya", "Hugo Chavez ve Devrimde Devrim" kitaplarının yazarı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




