paylaşım

Anthony Bourdain, ölüm haberi çıktığında arkadaşlarımdan ‘iyi misin’ mesajları aldıracak kadar benimsediğim, yetenekli mi yetenekli bir yazar ve şef. Yemeğe duyduğum ilgiyi o başlattı diyemem — o ünvan gezmeyi ve yemeyi çok seven aileme gidiyor — ama yemeğe, kültüre ve politikaya çok farklı bir gözle bakmama neden oldu. Ayrıca yazı dili muhteşem, okumadıysanız Kitchen Confidential’ı ( ve yazdığı her şeyi) okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Anthony Bourdain’e şu an derinlemesine dalmayacağım çünkü o zaman bülteni aşağı kaydıra kaydıra elinize kramp girebilir. Ama onun en sevdiğim özelliklerinden biri Amerikalı ağırlıklı bir izleyici kitlesini, yemek üzerinden farklı kültürler ve tarihler ile tanıştırması olmuştur. Vietnam’a gidip Obama ile pho yerken Amerika-Vietnam ilişkilerini konuşan birinden bahsediyoruz — politikayı sindirilebilir ve anlaşılır başlıklara bölerek insanların kendi baloncuklarından çıkıp yeni tatlara ve kültürlere merak duymasını sağladı.

Bunun gazı ile de üniversite tezimde yemek üzerinden politika ve kutuplaşmayı işledim. New York ve Londra’da restoran sahipleri ile konuşarak Türk yemeğinin tam olarak ne olduğunu ve farklı ülkelerde yemekleri nasıl değiştirdikleri üzerine bir tez yazdım ve kısa bir belgesel çektim. Şeflerle konuşmalarımda da hepsinin cevabı aynı oldu: sadece Türk yemeği diye bir şey yok. Da da daaaam. Bu ne demek şimdi? Siz sinirlenmeden anlatıyorum. Yemeğin tuzu, bu bültende de kutuplaşmadan bahsetmek eksik olmaz diyerek yemeği millileştirmenin tuhaflığına deyinelim.

İlk olarak şu soru ile başlamak istiyorum: Türk yoğurdu ile ilgili kaç kişi ile kavga ettiniz? Ben en az 10 farklı kişi ile ‘Greek yogurt’ vs Türk yoğurdu tartışmasına girmiş ve kazanmışımdır. Aynı cebelleşmeyi başka şeyler için de yaptım: Rakı, baklava, lokma... Demet Akalın bile Kim Kardashian ile lahmacunun kime ait olduğu hakkında bir kavgaya girişti.

Ama neden sahiplenmemiz gerekiyor? Herkesin ‘bu bizimdir’ demesinin nedeni aslında çok anlaşılır ve basit. Hepimiz Osmanlı gibi kocaman bir imparatorluğun çöküşünden çıkmış ülkeleri oluşturuyoruz. Kendi ayaklarımızın üstünde durunca, bazı şeyleri ‘bizim’ yapmak, kendi kültürümüzü oluşturmak, sahiplenmek ve bir millet olmak istiyoruz. Yemek de aslında bunu yapmanın en etkili yollarından biri. En görkemli döneminde Balkanlar, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Anadolu topraklarını hükmetmekle kalmamış, Dünya tarihinde en uzun süre ayakta kalan imparatorluktan bahsediyoruz — farklı kültürlere ev sahipliği yapmaması imkansız. Türkiye’yi bir düşünün. 7 bölgeden oluşuyor ve Yunanistan, Balkanlar, Suriye, Irak, İran gibi birçok komşusu var. Bu da demek oluyor ki yemek ve baharat paylaşımında süper bir yerde.

Bir örnek vereyim: Baklava. Araplar, Yunanlılar ve Türkler tarafından ‘bizim’ denilen bir tatlı ve her sahiplenen ülke aslında farklı varyasyonlarını yapıyor. Yunanlılar İsa’nın hayatını temsilen 33 kat hamur olduğuna emin olurken, Lübnanlılar elmas şeklinde servis ediyor. Eğer baklavada kakule varsa, Ermenilerin yaptığı bir baklava olma olasılığı çok yüksek, çünkü İpek Yolundaki pozisyonları nedeniyle bunun gibi baharatlara erişebiliyorlardı.

Chef’s Table’da ‘as bayrakları’ dedirten ve Çiya’nın sahibi Musa Dağdeviren, The Turkish Cookbook adında çıkardığı harika Türk yemeği ansiklopedisi ve yemek kitabının en başında aynı hatırlatmayı yapıyor:

“Mutfak kültüründen bahsedebiliriz ama yemekleri milletlere ithaf etmek beyhude. Yemekler coğrafyaya bağlı, milliyete değil.”

Bir bakıma coğrafik konum, farklı ülkelerin birbiri ile etkileşimini, mutfak kültürü ve tarif değiş tokuşunu sağlayan harika bir araç. Ortaokulda bir coğrafya hocamız vardı, Eylem Hoca, hep “Dünya nereden ısınır?” diye haykırarak sorar, bizim de ayaklarımızı teperek “yerden” diye bağırmamızı isterdi. Ne kadar basit. Ne kadar anlaşılır. Aslında bu da öyle. Yemek hepimizin (çok mu marksist duyuldum?). Aslında ne mutlu böyle etkileşimler sayesinde yeni tatlar deneyebiliyor, birbirimizden yararlanıp öğrenebiliyoruz. Türklerin yemek kültürü var ve evet Türk yemeği diye bir şey de var. Yunan yemeği ve kültürü de var. Ama bu sahiplenmeden çok olmalı.

Neymiş, hadi ayaklarımızı vurarak söyleyelim:

Dünya yerden ısınır ve yemek hepimizin!

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Anthony Bourdain, Bon Appétit ve Tezgahüstü

20'lik bülteniniz hazır!

18 Şub 2021

yasmin gulec

İLGİLİ OKUMALAR