Empatiden gittikçe daha uzakta

Kaynak: Boston Globe/Getty Images
Bir psikanalist olan Sherry Turkle, MIT’nin Bilim ve Teknoloji Sosyal Bilimleri bölümünde profesör olarak görev yapıyor ve yaklaşık 40 yıldır teknolojinin insanla kesişimindeki psikolojik noktalar üzerine çalışmalar yürütüyor. Son röportajında ise dijital cihazların insani duygular üzerindeki, daha da spesifik olarak empati yeteneğimiz üzerindeki uzun yıllardır tartışılan etkilerini konuşuyor.
Turkle’a göre bizlerin birer obje olarak gördüğü dijital cihazlar, gün geçtikçe bizleri birer obje hâline getiriyor ve sonuç olarak empati yeteneğimizi elimizden alıyor. Empati, oldukça kompleks bir yapı olarak gelişiyor ve aktif olarak bizim “başka bir insanın yerine geçmemizi” gerektiriyor.
Ancak “ekran” kavramı, bizi başka insanlarla iletişim hâlindeyken gizliyor. Gizlenmek ise bizi daha hassas ve kırılgan yapıyor, insan ilişkilerindeki savunma mekanizmalarımızı azaltıyor. Bunun sonucunda ise, neye karşı hassas veya savunma durumunda olabileceğimizi anlamak, hissetmek ve bunu başka insanlar üzerinden yorumlamak zorlaşıyor.
Diğerleriyle birlikte

Kaynak: Michael Dziedzic/Unsplash
Bu hafta başında içlerinde Mastercard, Softbank, IBM, Mercedes ve Toyota gibi şirketlerin de olduğu bir grup şirket, dünyanın en büyük yedi ekonomisini temsil eden G7 ülkelerini teknolojik iş birliğine çağırdı.
Veri ve Teknoloji Forumu ismiyle önerilen forum; devletlerin teknolojinin farklı alanlarındaki eylemlerini belirlemek, küresel çapta daha tutarlı ve istikrarlı bir teknoloji çağı yürütmek için önemli. Teknoloji yönetimi konusunda kararlar almak yerine tavsiyelerde bulunmak amacıyla oluşturulması hedeflenen forum, yapısını 2008 finansal krizinden örnek alıyor.
Ülkelerin teknoloji ve dijital politikalar noktasında gün geçtikçe birbirinden farklı davranışlar geliştirmesi ve faaliyetler yürütmesi, teknolojinin gittikçe karmaşıklaştığı ve doğrudan bireyin hayatını etkilediği bir dünyada işleri daha da zorlaştırıyor. Buna ek olarak hayatlarımıza hızla yeni teknolojilerin girmesi ve çıkması, bu döngünün ise birbirinden farklı sosyal ve politik ortamlarda gerçekleşmesi, çok daha kapsayıcı ve akılcı çözümler üretebilme olanağını kısıtlıyor. Gün geçtikçe devletlerin bu meseleye yönelik birlikte hareket etmesi, küresel olarak çok daha tutarlı ve empatik bir teknoloji çağı için önemli gibi gözüküyor.
Düşünceyle kontrol

Kaynak: Facebook
Belki hatırlarsınız; yaklaşık iki hafta önce Facebook, henüz üzerinde çalıştığı artırılmış gerçeklik gözlükleri hakkında bazı açıklamalar yapmış ve gözlüklerin, örneğin yürürken yanından geçtiğiniz kahve dükkanını algılayarak size kahve menüsünü sunmak ve bir kahve teklif etmek gibi, çevresine duyarlı ve senkron bir iletişim hâlinde olacağını belirtmişti.
Şirket, geçtiğimiz hafta ise artırılmış gerçeklik cihazlarıyla birlikte çalışacak ve kullanıcının yalnızca düşünceleriyle bu cihazları kontrol edebileceği bir akıllı bileklik üzerinde çalıştığını duyurdu. Bu, fikir olarak heyecanlı çünkü giyilebilir teknolojilerin bir sonraki jenerasyona geçmesi anlamına geliyor.
Bileklik, kısaca kullanıcısının beynindeki motor elektrik sinyallerini okuyor ve dijital kodlara dönüştürerek kullanıcının dijital objeler üzerinde kontrol sahibi olmasını sağlıyor. Yine kahve dükkanı örneği üzerinden gidersek; akıllı gözlüğünüz size, yanından geçtiğiniz kahve dükkanının menüsünü sunduğunda herhangi bir fiziksel hareket yapmadan ve yalnızca düşünerek menünün içinde dolaşıp sipariş verebilme imkânı tanıyacak anlamına geliyor.
Kısa süre içinde açıklanan bu iki yeni artırılmış gerçeklik çalışması, Facebook’un geleceğini yalnızca bir sosyal medya ve iletişim platformu çatısı olmaktan çok daha fazlası olmak üzerine kurguladığının sinyalini veriyor. Ancak teknoloji editörü Tanya Basu’ya göre konu Facebook olunca ve şirketin veri gizliliğiyle ilgili karmaşık geçmişini göz önünde bulundurduğumuzda her zaman kuşkucu olmakta fayda var. Böyle bir teknoloji, çok fazla sayıda ve çok değerli veri setlerine erişim anlamına gelme potansiyeli taşıyor. Yine kahve örneğinden gidersek olası bir senaryoda Facebook ve reklam verenlerinin anlık olarak sizin nerede olduğunuz, hangi kahveyi tercih ettiğiniz, sağlığınız ve hatta bilgi akışınızla ilgili verilere erişme potansiyeli bulunuyor.
Kişiye özel sağlık verisi kartları

Görsel: MIT Technology Review
Pandemi elbette bir çok sektörü köklü bir şekilde değiştirdi, dönüştürdü ve bunu istikrarlı bir şekilde yapmaya devam ediyor. Ancak bu sektörlerden, doğrudan sorunun kendisine temas eden sektör olarak sağlık sektörü için bu dönemin çıktıları çok daha önemli.
Bugün 82 yaşındaki ABD’de yaşayan biyolog Lee Hood, 90’lı yıllarda 2016 itibarıyla bütün ABD vatandaşlarının sağlık verilerini taşıyan bir veri kartı sahibi olacağını, bir doktora veya hastaneye gittiklerinde bu kart üzerinden doktorun hastanın bütün sağlık geçmişi verisine ulaşabileceğini ve anlık olarak takip edebileceğini öngörüyordu. Hood’un tahmini henüz gerçekleşmemiş olsa da kendisi, Covid-19 pandemisini bu süreci hızlandırabilecek bir fırsat olarak görüyor.
Covid-19, herkeste farklı sonuçlar yaratıyor. Örneğin bir hastanın akciğerlerine hasar verirken bazı hastalarda ise kalp veya sinir sistemine hasar verebiliyor. Bu durum ise kişilerin birbirinden oldukça farklı gen dizilimlerinden kaynaklanıyor. Lee Hood’un ekibi, şu sıralar farklı hastaların genom ve protein dizilimlerini makine öğrenimi destekli bir dijital doku analiziyle ölçüyor ve kayıt tutuyor. Ekip, bu işlemler sonucunda gelecekte olası salgınlara karşı çok daha verimli aksiyonlar alınabileceğini öngörüyor. Hood, tam da bu nedenden dolayı kişiye özel dijital ortamda işlenebilen ve takip edilebilen sağlık kartlarının 21. yüzyıl itibarıyla oldukça işlevsel olabileceğini düşünüyor.
Dijitaldeki nostalji

Görsel: Screenshot Magazine
Nostalji, 2020’de neredeyse sağlığımız kadar değer verdiğimiz konulardan biri oldu. Bu trend, GlobalWebIndex’in raporuna göre toplumun dijital alışkanlıkları ve eğilimlerinde de açıkça kendini gösteriyor.
Nostalji kavramı genelde “eskinin bugünden daha iyi olduğu” algısıyla insanda yer ediyor. 2020’nin zorlu koşulları, bu yaklaşımın farklı platformlarda da daha önceki yıllara kıyasla daha çok ön plana çıktığını gösteriyor. Örneğin müzik, nostalji duygusunu en çok tetikleyen etken olarak öne çıkıyor. Spotify ise bu durumu avantaja çevirerek Spotify Wrapped ve Spotify Time Capsule altında kullanıcılarını bu nostalji duygusuna çağırıyor ve kendi istatistiklerini olumlu anlamda değiştiriyor. Rapora göre hem bu özellikler hem de pandemi koşulları, geçtiğimiz aralık ayında Spotify’ın kullanımını yalnızca bir önceki aya kıyasla %21 artırmış durumda.
Diğer yandan, işin görsel tarafında ise Facebook ve Instagram da Memories özellikleriyle kullanıcılarını tekrar tekrar platforma davet ediyor.
Screenshot dergisi; “nostalji pazarlamasının” 2021 yılını domine edeceğini, Instagram’ın geçtiğimiz ekim ayında yaptığı ve tercih eden kullanıcıların uygulamanın logosunu eski hâline dönüştürebilmesi gibi bazı “eskiyi çağrıştıran” yaklaşımların çok daha fazla bir şekilde kullanıcıların karşısına çıkacağını düşünüyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şirketin yapay zekâ algoritmaları, yalan haber ve nefret söylemi için doyumsuz bir alışkanlık kazanmış olabilir mi?
25 Mar 2021

İLGİLİ OKUMALAR


