Bilimin ağırlıklı olarak insanları korkutan ve onlara zarar veren mevhumları araştırdığı bir gerçek
Bilimin ağırlıklı olarak insanları korkutan ve onlara zarar veren mevhumları araştırdığı bir gerçek: savaş, şiddet eğilimi, kanser ve depresyon gibi. Ciddi miktarlarda insan kaynağı, finansal kaynak ve zaman bu araştırmalara yönlendiriliyor. Halbuki belki de barışı ve barış içinde yaşayan toplumları incelemeye önem versek insanlık için büyük fayda yaratacak.

Görsel: World Science Forum
İşte şimdi bahsedeceğimiz çalışma tam da bunu yapmış.2014 yılında başlayan araştırmada bir grup antropolog, filozof, astrofizikçi, çevre bilimci, psikolog, iletişim uzmanı ve veri bilimci biraraya gelip “devam eden, sürdürülebilen barış” ı incelemişler. Barış sistemleri diye adlandırılan topluluklar kendi içlerinde ve komşularıyla savaşmayan, barış içinde yaşayan insan grupları: Nordik ülkeleri (200 yıldır birbirleriyle bir kere bile savaşmamışlar), Brezilya’daki Xingu Nehri kıyısındaki komşu kabileler ve İsviçre kantonları gibi.
Araştırmada birbirinden etnik, dini ve kültürel açıdan son derece farklı gruplar arasındaki barışçıl ilişkilerin devamını sağlayan dinamikler incelenmiş. Sonuç şunu gösteriyor: birebir kişisel ilişkilerde olumlu karşılıklılık ne kadar fazla ve olumsuz karşılıklılık ne kadar azsa barışı tesis edip sürdürmek o kadar mümkün. Yani barışın sürdürülebilmesi sadece şiddet ve savaşın olmamasına bağlı değil, ötesi de gerekli: insanların diğerleri ile ilişkilerinde yardımsever, nazik, paylaşımcı ve işbirlikçi olmaları gerekiyor. Ben sana nazikçe selam veriyorum, sen bana torbalarımı taşımakta yardımcı oluyorsun ve bu karşılıklı davranış milyonlarca insan tarafından yüz milyonlarca sosyal ilişkide tekrar edildiğinde barış içinde bir toplum ortaya çıkıyor.
Çalışmada pek çok farklı din ve etnik gruptan insanın bir arada yaşadığı Mauritius örnek veriliyor: Bu toplumda insanlar günlük yaşamlarında kendilerinden etnik ve dini inanış açısından farklı insanlarla nazik, sıcak ve sık ilişkiler kuruyorlar. İnsanlar arasındaki bu olumlu karşılıklılık ülkedeki gazetecilerin ve diğer medya mensuplarının haber veriş tarzlarına, öğretmenlerin ve devlet görevlilerinin davranışlarına yansıyor. Haberlerde ötekileştiren ve suçlayan değil, kapsayan bir dil kullanılıyor. Devlet görevlileri tüm vatandaşlara aynı anlayışla yaklaşıyor. Böylelikle, milyonlarca küçücük nazik davranış ve güler yüz toplumsal barış ve huzuru oluşturuyor.
Ne kadar basit değil mi? Bir de kendi ülkemizi düşünelim: trafikte yol verme kavgasında yanan canlar; bırakın başka dini, başka mezhebin mensuplarını ötekileştiren deyimler; farklı etnik gruplara takılan lakaplar; neredeyse her mahallede görülen, bazen gürültü, bazen park yeri, bazen de havlayan köpek yüzünden çıkan komşu kavgaları; toplu taşıma araçlarında “bana ters baktın” kavgaları. İnsanlar arasındaki bu anlayışsız, tahammülsüz ve empati yoksunu ilişkilerin bir tezahürü olarak ötekileştiren ve suçlayan basın dili, devletin vatandaşı anlamaktaki eksiklikleri…Soruyu değiştiriyoruz: ne kadar zor değil mi?

Görsel: Beştepe Bloggers
Peki sürdürülebilir barışı sağlamak bu kadar kolay iken vaz mı geçeceğiz? Fıtratımızda yok. Minik minik, tek tek, bir iğne oyası gibi işleyeceğiz nazik ve sevgi dolu ilişkileri hayatımıza. Herkes somurtsa da gülümseyeceğiz, kimsenin el uzatmadığına el uzatacağız, herkesin yargıladığını anlamaya çalışacağız. Böylelikle, toplumsal barış, kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın…
Not: Araştırmada olumlu ve anlayışlı ebeveyn yaklaşımının barışçıl toplumlarda çok yaygın olduğu belirtiliyor. Bu noktada sizi hemen çocukluğunuza / çocukluğumuza / sıradan bir memleket evladının çocukluğuna götürüyoruz, hatırlayalım:
Ağlayan, sızlayan, bir şey isteyen, ya da söyleyecek bir sözü olan çocuğa genel yaklaşım
“Sus, şimdi ağlamak için gerçek bir sebebin olacak; beş kardeş geliyor; seni polise vereceğim; şoför amcası atma çocuğumu arabadan, şimdi susacak; ölümüm senin elinden olacak; hemşire geliyor iğne yapacak sana…”
Ve elbette ki uçuşunu uzaktan izlediğiniz ve nerenize isabet edeceği bir muamma olan anne terliği. Toplumumuzun bunca tahammülsüz oluşu hiç de şaşırtıcı değil bizce. Ama bu döngüyü kırmanın tam zamanıdır şimdi.
Konuyu kapatırken iyiliğin ve nezaketin bulaşıcılığına dair bir film önerisi yazıverelim istedik. Daha önce listemizde yer almıştı. İzlemediyseniz bu fırsatla, izlediyseniz de yeniden: çünkü iyiye inancımızın tazelenmeye ihtiyacı var.
Pay It Forward (2000)- Mimi Leder.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ne Var Ne Yok Hocam? 8. Sayısıyla Sizlerle
10 Haz 2021

İLGİLİ OKUMALAR


