ve’posta
, vesaire ekibi tarafından hazırlanan haftalık bir kültür antolojisi. Her sayıda nitelikli bir okuma deneyimi vadediyor, e-posta kutunuza düşmeyi bekliyor.
Fransa’nın ilk çevre mültecisi kararı ne anlama geliyor?
Çevre sorunları ve iklim değişikliği her gün hayatımızda daha da şiddetli etkilerini gösteriyor. Çevre hakkı, iklim adaleti, şehir hakkı gibi haklardan bahsedilse de bu hakların doğrudan ihlali sebebiyle verilen yargı kararlarına denk gelemiyoruz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamında incelediğimizde, çevre hakkının çoğunlukla Yaşam Hakkı (2. Madde), Özel ve Aile Hayatına Saygı Hakkı (8. Madde) ve Mülkiyetin Korunması (Ek Protokol 1, Madde 1) kapsamında değerlendirildiği görülüyor. İklim değişikliğine yönelik davalarda da genellikle ülkelerin ulusal mevzuatı kapsamında yaşam hakkına bağlı hükümler üzerinden yargılamalar yürütülüyor. Dünya genelinde ulusal ve uluslararası düzeyde iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması amacıyla çevre hukuku kapsamında iklim yargısı konusu tartışılıyor. Zira iklim yargısının gelişmesi ve yargı mercileri tarafından kabul edilen bir uygulamaya dönüştürülmesi, iklim hareketinin geleceği için büyük önem arz ediyor. Ancak henüz yargı kararlarında doğrudan bu haklara atıf yapılamazken, iklim yargısının gelişiminin hızlanamayacak olması özellikle iklim değişikliği üzerine çalışan hukukçular açısından endişe verici bir hâl alıyor. Son dönemde doğrudan çevre hakkının ihlalinden kaynaklı olarak insanların temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesine dair çeşitli davalar açılıyor. Bu davalar, iklim adaletinin sağlanması ve çevre hakkının korunması açısından bizlere umut veriyor. Bu davalardan en güncel olanı ise bu metinde inceleyeceğimiz, Bordeaux İstinaf (Bölge İdare) Mahkemesi tarafından hükme bağlanan ve çevre mültecisi kavramına dolaylı bir şekilde de olsa resmen atıf yapılan 18 Aralık 2020 karar tarihli dava.
Çevre mültecisi kimdir?
Dava sonucu hükmedilen karara geçmeden kısaca çevre mültecisi kavramına değinmekte fayda var. Çevre mültecisi kavramı esasında çoğumuzun uzun zamandır aşina olduğu bir kavram. Kavramın kendisi üzerinde fikir birliği sağlanamamakla birlikte çevresel nedenlerle yerinden edilmiş kişiler, iklim mültecisi veya ekolojik mülteci olarak da karşımıza çıkabiliyor. 1985 tarihli UNEP raporunda çevre mültecisi kavramının kullanılmasıyla ilk defa gündeme gelen bu kavram, 1951 Cenevre Sözleşmesi (Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme) ile belirlenen mülteci tanımını da en çok esneten kavram olarak değerlendiriliyor. Bu sözleşmenin Madde 1/A (2) hükmünde belirtildiği üzere “ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen” kişiler mülteci olarak adlandırılıyor. 1985 tarihli UNEP raporunda ise çevre mültecilerini “(doğal veya beşeri sebeplerle ortaya çıkan) belirgin bir çevresel bozulma sonucu hayatlarını sürdürmelerinin tehlikeli olması ve/ya hayat kalitelerini ciddi anlamda düşmesi sebebiyle mutad meskenlerini geçici veya kalıcı şekilde terk etmek zorunda kalan” kişiler olarak tanımlanıyor. İklim mültecileri ise kısaca bulundukları bölgenin doğal koşullarındaki tahribat sebebiyle yer değiştirmek zorunda kalan kişileri kapsıyor. Burada da mülteci tanımı iki farklı noktadan esnetiliyor. İlki kişilerin yer değiştirme gerekçelerinin yaşam koşullarının doğa ile bağlantılı sebeplerle ortaya çıkması, yani bulundukları bölgede artan sel baskınları, hava kirliliği gibi ekolojik sebeplerle hayatlarını sürdürmekte (fizyolojik, ekonomik vb.) sıkıntı çekiyor olmaları. İkincisi ise ülke değil, bölge değiştirme zorunluluğu, yani artık mülteci statüsünün yalnızca devletlerarası değil aynı ülke içerisinde de gündeme gelebiliyor olması.
Burada çevre mültecisi kavramına yönelik pek çok tartışmaya ve açıklamaya girmek mümkün, ancak esas konudan sapmamak amacıyla çevre mültecisi kavramını bu temel hareket noktalarında bırakacağım. Zira devletlerin iklim değişikliği ile mücadele için çoğunlukla iktisadi faaliyetler göstererek büyük sermaye şirketlerinin çevre tahribatına neredeyse hiçbir şekilde müdahale edilmediği günümüzde, ekosistemlerin bozulması sonucu ortaya çıkan sorunlar maalesef pek az ülkede çözüm buluyor. Bu kararda da Fransa’nın hukuken (dolaylı da olsa) çevre mültecilerini tanıması ve sosyal devlet geleneğinin kapsamını bu doğrultuda genişletmesi bir hayli umut verici.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Platformdan öne çıkan içerikler ve editörlerin favorileri burada.
12 Haz 2021

İLGİLİ OKUMALAR


