Aposto! İstanbul'un bu haftaki konuğu yeme-içme bülteni apéro'dan tanıdığımız Berkok. Londra-İstanbul arasında mekik dokurken yeni lezzetlere uğramayı da ihmal etmiyor. Önerdiği onlarca mekân, unutmaya yüz tutan anıları ve bir filmin portresini yazdığı cevapları uzun soluklu. K

Fotoğraf: Sabah Yıldırım, Beddable.co.uk
endi dilinde, kendi sözünde. Buyurun:
1. İstanbul’da unutamadığın bir akşam yemeği, bir zaman, bir mekân:
Yemek hakkında yazmaya elverişli biri olduğumu aradan çok zaman geçmesine rağmen yediklerimi hatırlamamla anladım. İstanbul’da yediğim güzel yemekleri unutmuyorum, nesi güzeldi, yanında ne içtim dahi hatırlıyorum. Ama “unutmadığım” yemekler daha ziyade hissi dünyama ait. Yirmibir Kebap’ta arkadaşlarımla kalabalık vedalarımız, ailemle Balıkçı Abdullah’da hasret giderme yemeklerimiz, artık dükkanı kapanmış çaycı Mustafa Abi’de sabah tostu unutamadığım, düşününce o hisleri tekrar yaşadığım yemekler. Lisedeyken yaz başı kültür sanat festivalimiz vardı. 4 gün halka açık süren festival gece yarısı dolaylarında bitince, büyük gruplar hâlinde içmeye giderdik. İkinci senemizde hep beraber bir hostelde kalma fikrini ortaya attım ve Taksim’in yan sokağındaki Planet Paprika hostelin tüm katlarını kapadık. Buranın unutulmaz olmasının asıl sebebi eski banka müdürü sahibi Serhat Abi’nin eğlencemize katılması oldu. Bir noktadan sonra sabaha kadar süren, kimsenin karışmadığı sokak partileri, yangın merdiveninde gün doğumunu izlerken kahvaltı niyetine tekelden alınmış bir paket yer fıstığı gençliğimin unutulmaz zamanı oldu diyebilirim.
Yine unutamadığım bir mekân da gençliğin umursamazlığıyla sabahlamak istediğimiz ama yorgunluğa yenik düştüğümüz bir doğum günü gecesinde, İstiklal Caddesi’nin bir ara sokağında arkadaşlarımla koyun koyuna uyuduğumuz bir çaycının kepenklerinin önü. Sabah caddeyi suyla temizliğe gelen ekipler tarafından biraz ıslatılarak uyanıp, en yakın börekçiye sığınmış, sonra da okulun yolunu tutmuştuk. Unutamadığım zaman ve mekânlar biraz unutmaya yüz tuttuklarım sanırım. Hem İstanbul’un el vermeyi bıraktığı heyecanlar hem de benim artan telaşem şehri başkalaştırdı.
2. Yarı zamanlı bir Londralı için, Türkiye mutfağını özlemek kaçınılmaz olsa gerek. Londra’da İstanbul’u hissetmek istediğinde neler yapıyorsun? Neler yiyorsun?
Türkiye’de en iyi yapılan mutfak Türkiye mutfağı. Hatta başka uluslararası metropollere göre başka kültür mutfakları pek iyi yapılmıyor memleketimizde. Bu biraz mutfaklarını sevdiğimiz kültürlerin göçmen nüfuslarının kısıtlı olmasıyla alakalı. O yüzden Türkiye’de bol bol memleket yemeği yiyorum. Londra’ya dönünce çeşit çeşit mutfağı denemek tercihim oluyor. Tabii gün geliyor bir rakı koyuyorum kendime, o zaman da yapması basit fakat lezzeti yüksek mezeler en sevdiğim eşlikçi. Biraz da orada bulduğum malzemelerden takviyeler yapıyorum. Kore acılı salçası gochujanglı muhammara gibi, taze sarımsak yapraklı humus gibi, osso buco risottlolu kuru patlıcan dolması gibi. Evde değil dışarıda Türkiye mutfağını bulmak da pek zor değil. Londra’da çok iyi midye dolmacılar, kebapçılar var. Rafine Türkiye mutfağı da kendini göstermeye başladı, ama biraz daha vakit alacak gibi gözüküyor. Bir tek babaannemin keşkeğini, anneannemin mantısını bulamıyorum hiçbir yerde. Gerçi onu Türkiye’de de bulamıyorum artık, belleğimden çıkmayan iki yemek olarak kalacaklar.
3. Seni bir Ferzan Özpetek filminde hayal etmek çok kolay. Kendisinin hâlihazırda İstanbul’da geçen bir filmi var. Hayal edelim ki yeni bir film çekiyor ve bu kez İstanbul’daki yemek kültürüyle ilgili. Mutfaklar, Boğaz manzarası eşliğinde içilen kokteyler, neler neler. Onu çekim için nereye götürürsün?
İstanbul benim için kaos ve güzellikten oluşan bir kent. Hep bir çatışma var, modern ve geleneksel, batı ve doğu, refah ve fakirlik. Yemekte de bu böyle, dünyanın en iyileri arasına girebilecek gastronomik lokantaların terasında yan mekanın cızırtılı abes müziğine maruz kalınabiliyor, her gurmenin haritasına girecek bir lokasyonda aniden etrafı bir nargile dumanı sisi sarabiliyor.
Bu kaosu yansıtması adına sokağı gösteren yerlerin Ferzan Bey’in filminde yer alması elzem olur. Benim aklıma Beyoğlu’nda Hazzopulo Pasajı geliyor. Orada taburelerine konuşlananların içtiği, tepsilerde hızlıca gezen Mustafa Amca Jeans çayları, belki etleri leziz Yirmibir Kebap kameranın starı olabilir. Bir arka sokakta kilise duvarına dayalı Türk kahvecisi Mandabatmaz. Sonra Kumkapı’da Kör Agop’un Yeri’nde bir fasıl akşamı, Kumkapı sokaklarının hengamesi. Gece her şeye rağmen sokağı rengarenk kaplayan insanlarla dolu Galatasaray Lisesi’nin arkasındaki Noh ve Markus Tavern önü, gece yatmadan mideyi doldurmak için masaları dolmuş Caferağa Kimyon.
Tabii bir de bu keşmekeşten kaçış yerleri ve yemekleri var. Kandilli’de Suna, salaş masaları, kedileri ve oturanların ayaklarını yalamak için çırpınan dalgalarıyla insanın gözünü uzaklara daldıran bir yer. Dolaba girip Narnia’dan çıkmışçasına Cankurtaran’da sessiz ve sakin bir sığınak olan Giritli’nin avlusu, Balat’ta bambaşka bir ruha sahip Smelt & Co’nun terası Nevizade Balık Pazarı’nın oradaki Üç Yıldız şekercisi, yanındaki renk renk kavanozlarla neredeyse psychedelic bir deneyim olan turşucu, pazar öğleni Monte Carlo’da bir brunch mekanından hallice şatafat ve nezihlik dolan Kıyı Tarabya. Buralara götürürdüm Ferzan Özpetek’i. Güzeli de güzel, çirkini de güzel İstanbul’u en iyi buralarda görüyorum.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Herkese günaydın. Bu pazar ajanda dolu dolu. Habitat Parkı'nda caza, KüçükÇiftlik Park'ta Kokteyl Festivali'ne davetlisiniz.
29 Ağu 2021

İLGİLİ OKUMALAR


