2011 FAO'nun (The Food and Agriculture Organization) küresel gıda kayıpları ve israfına ilişkin değerlendirmesi, her yıl dünyada insan tüketimi için üretilen tüm gıdaların üçte birinin asla tüketicinin sofrasına ulaşmadığını tahmin ediyor. Bu sadece ekonomi ve gıda güvenliği için bir problem teşkil etmekle kalmıyor, aynı zamanda gıda yetiştirmek, işlemek, paketlemek, taşımak ve pazarlamak için kullanılan tüm doğal kaynakların israfı anlamına da geliyor. Gıda israfı 2011 değerlendirmesi gösteriyor ki, dünyanın farklı bölgeleri, farklı mal grupları ve tedarik zincirinin farklı adımları için gıda kayıpları ve atık ağırlık oranlarını değişiklik gösteriyor. Gıda israfı, gıda tedarik zincirlerinin tüm aşamalarında, ve bahsedilen ülkedeki yerel koşullara bağlı olan çeşitli nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Değerlendirmeler gösteriyor ki yüksek gelirli bölgelerde, gıda israfı hacimleri işleme, dağıtım ve tüketim aşamalarında daha yüksekken, düşük gelirli ülkelerde üretim ve hasat sonrası aşamalarda gıda kayıpları meydana gelmektedir. Düşük gelirli ülkelerde, uygun depolama ve gıda işleme konusundaki altyapı eksikliği ve bilgi eksikliği, olumsuz iklim koşullarıyla birleştiğinde gıda bozulmalarına neden oluyor. Daha yüksek gelirli ülkelerde ise durum biraz daha farklı olarak, estetik tercihler ve keyfi son kullanma tarihleri, gıda israfına katkıda bulunan faktörlerdir.Peki küresel gıda israfının, karbon ayak izine ait değerleri nasıl?
Bu haftanın konusunda gıda israfının farklı açılardan negatif etkilerine, israfı minimum seviyelere indirmek için alınması gereken aksiyonlara genel hatlarıyla değinmiştik. Hadi gelin şimdi bu global sorunun karbon ayak izindeki katkısına biraz daha detaylı göz atalım.
FAO, yaptığı değerlendirme sırasında özellikle karbon ayak izi olmak üzere gıda israfının doğal kaynaklar üzerindeki ayak izinin ölçümünü yapmıştır. Karbon ayak izi hesaplamaları Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi çalışmalarından alınan emisyon faktörlerine dayanarak 2007 için 3,3 GtCO2 eşdeğeri olarak tahmin edilmiş, son Gıda Bilançosu (2011) kullanılarak bu rakam 3,6 GtCO2 eşdeğeri olarak güncellenmiştir. Arazi kullanımı değişikliği de hesaba katıldığında bu sayı yılda yaklaşık 4,4 GtCO2 eşdeğeri buluyor. Tam bu noktada bizleri şaşırtan bir karşılaştırma var ki o da; bu sayılar dikkate alındığında gıda israfı emisyonlarının küresel ısınmaya katkısı neredeyse küresel karayolu taşımacılığı emisyonlarına eşdeğer olduğu anlamına geliyor.
Bir gıda ürününün karbon ayak izi, yaşam döngüsü boyunca yayılan ve kilogram CO2 eşdeğeri olarak ifade edilen toplam sera gazı miktarıdır. Üretim aşamasının (tüm tarımsal girdiler, makineler, hayvancılık, toprak dahil) ve bunu izleyen aşamaların (işleme, nakliye, gıda hazırlama, atık bertarafı gibi) sera gazı emisyonlarının tümü bu hesaplamaya dahil edilir. Bu nedenle, bir kg buğday veya bir kg sığır etinin yaşam döngüsü aşamaları farklı olduğundan, belirli türler ve değişen miktarlarda sera gazı yayıyor olduklarını ve farklı karbon ayak izlerine sahip olduklarını söyleyebiliriz.
Örneğin, yapay olarak ısıtılan seralar gibi daha fazla karbon yoğun üretim araçları kullandığından, Avrupa'daki sebze üretimi sanayileşmiş ve Güneydoğu Asya'daki sebze üretiminden daha fazla karbon yoğundur. Tersine, Asya'daki tahıl üretimi, yetiştirilen tahıl türündeki farklılık nedeniyle Avrupa'daki tahıl üretiminden daha fazla karbon yoğundur: ortalama olarak pirinç, buğdaydan daha yüksek etki faktörlerine sahiptir. Pirinç, çeltik tarlalarındaki organik maddenin ayrışması nedeniyle CH4 yayan bir üründür (1 kg CH4, 25 kg CO2'ye eşdeğerdir).
Yukarıdaki tabloda farklı besinlerin ve atıkların karbon ayak izleri oranlarını görebilirsiniz. Et, hacimler bakımından küresel gıda israfına nispeten düşük bir katkıda bulunsa da (toplam gıda israfının %5'inden azı), iklim değişikliği üzerinde önemli bir etkiye sahiptir ve toplam gıda atıklarının karbon ayak izinin %20'sinden fazlasına neden bulunur. Bunun nedeni, et karbon ayak izinin bir kilogram et üretiminden kaynaklanan emisyonları (örneğin geviş getiren hayvanlardan yayılan metan), yem tedariki ile ilgili emisyonları (örneğin yem üretimi için kullanılan gübre) ve gübre yönetiminden kaynaklanan emisyonları içermesidir. Bu nedenle, gıda israfına bağlı sera gazının azaltılmasına yönelik çabalar, et ve tahıllar gibi iklim krizinin en sıcak noktaları olan ürünlere odaklanmalıdır.
İsrafın en yüksek karbon ayak izi, tüketim aşamasında meydana gelir (toplamın %37'si), tüketim ise toplam gıda israfının yalnızca %22'sini oluşturur. Bunun nedeni, tedarik zinciri boyunca daha fazla israf edilen bir kilogram gıdanın, önceki aşamalara göre daha yüksek karbon yoğunluğuna sahip olmasıdır.
Zincir boyunca gıda kaybı ne kadar fazla olursa, israf da o kadar fazla karbon yoğunluğuna sahip olur. Örneğin, hasat aşamasında bozulan tek bir domates, perakende mağazada boşa harcanan domates sosundan daha düşük bir karbon ayak izine sahip olacaktır, çünkü hasat, nakliye ve işleme, tedarik zinciri boyunca ek sera gazları biriktirir.
Küresel ortalamada, yüksek gelirli ülkelerde iklim üzerindeki kişi başına gıda israfı ayak izi, savurgan gıda dağıtımı ve tüketim kalıpları nedeniyle düşük gelirli ülkelerin iki katından fazladır. Belki de bu yüzden ne COP26'da ne de ülkelerin Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planlarında(NDC) kendine hak ettiği yeri bulamamış olabilir...
Gıda israfını azaltma senaryosu
“Sürdürülebilir tüketim ve üretim kalıplarının sağlanması” konulu Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 12 (SDG 12) belirli bir gıda atığı azaltma hedefini içermektedir: “2030 yılına kadar perakende sektöründe kişi başına düşen küresel gıda atığını yarıya indirmek, hasat sonrası kayıplar da dahil olmak üzere üretim ve tedarik zincirleri boyunca gıda kayıplarını azaltmak”. SKH 12'de %50 gıda israfının azaltılması hedefi, olası bir senaryoyu hesaplamak için her bir ürün grubu için uygulanabilir gıda kaybı azaltma oranlarına ilişkin varsayımlarla birleştirilmiştir. Önerilen senaryo, gıda israfının karbon ayak izinin %38 veya yılda 1,4 GtCO2 eşdeğeri (aşağıdaki tabloya bakınız) oranında azalmasını sağlayacaktır (bu Japon ekonomisinin sera gazı emisyonlarına eşdeğerdir.) Gelişmekte olan ülkelerde önemli bir iklim azaltma stratejisini olan gıda sistemlerindeki iyileştirmeler üzerine çalışılacak, (örneğin, gelişmiş teknolojilerin benimsenmesi, daha iyi işleme uygulamaları, verimli pazarlar) aynı zamanda hasat sonrası kayıpların azaltılmasına yönelik yatırımlar yapılacaktır. Verilere ve modelleme belirsizliklerine rağmen, yukarıdaki rakamların büyüklüğü, küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde gıda kayıplarının ve israfının azaltılmasının toplumsal kaynaklar ve özellikle iklim değişikliği üzerinde önemli bir olumlu etkisi olacağını göstermektedir.
Umarız bu haftaki yazımızda gıda israfının bir çok alanda negatif etkisini açıkça belirtebilmiş, sorunların önüne geçilmesi durumunda bir çok koldan olacak pozitif katkısını görüp, bizlerin evlerimizden başlayarak aksiyon almamıza motivasyon olmuştur.
İyi haftalar dileriz!
NEREDE YAYIMLANDI?
Sosyal, ekonomik ve çevresel etkileri ile en büyük sorunumuzu inceliyoruz
25 Kas 2021

İLGİLİ OKUMALAR


