Tatavla’da gülüp Kurtuluş’ta ağladık; kim yaktı bizi?*

Havalar daha tam ısınmamış. Evlerin bacalarında tütüyor duman hala. Bahar giriş yapmış kentin dallarına ancak henüz yeşil can bulmamış. Büyük bayrama tam 40 gün var. Sokaklar şenlenecek, evler, kiliseler süslenecek, masalar uzun uzadıya kurulacak. Tam 40 gün önceden büyük bayrama ve gelen baharın canına can katmak lazımdı o zamanlar. Şimdiki gibi sokakların rengi solmasın, dili susmasın diye.

Kentin dört bir yanından doluşmaya başladı insanlar. Her semtten her mahalleden alay alay döküldüler sokaklara. Rengarenk kostümler, birbirinden özel maskeler… O kostümlerin içinde, o maskelerin altında herkes eşit. Ne zengin var ne fakir, ne güzel var ne çirkin… Din, dil, ırk kimsenin umurunda değil. Her kafadan başka bir ses. Tam bir şamata hali…

Havanın ayazına kimsenin aldırdığı yok. Grand Rue de Pera’dan (İstiklal Caddesi) Dolapdere’ye doğru iniyor alay. Dertler unutulmuş bir günlüğüne. Maskaralar ön sıraları çekiyor, Amazonlar at üstünde ardı sıra geliyor. Külhanbeyleri ceketleri asmış omuzlara, gerinerek korteje katılıyor. Yol üzerindeki her meyhanede bir tek atılıyor. Meyhanedekiler de şamataya aldanıyor, kalabalığın peşine takılıyor. Söyleye söyleye her dilden şarkıyı, dans ederek Akarca Yokuşu’nu tırmanıyorlar. Tatavla Meydanı’nda bir köşede şarkıcılar, bir köşede hokkabazlar, bir köşede laternacılar karşılıyor gelen alayı. Başka bir köşeden kaytancılar çıkıyor. Hepsi bir ayı temsil eden 12 kurdelesinin ucundan tutarak döne döne dans etmeye başlıyor.

Masalar alabildiğine içkiyle dolu. Her evden bir meze çıkmış. Bakla fava elbette başköşede… İstiridye, deniz tarağı, balık yumurtası, tarama, fasulye pilakisi, biber dolması ve turşu… Malum oruç vakti. Dopdolu masalar için 40 gün var daha. Herkes neşenin, müziğin büyüsüne kapılmış, kimsenin uykusu gelmez o gece. Uçurtma uçurmaktan, koşmaktan yorulmuş çocuklar yalnızca. Onlar yenik düşmüştür kararan geceye. Birleşmiş kareklaların (Yunanca: sandalye) üzerinde tüm şamataya rağmen rüyalarını görüyorlar. Eğlenceye doyamayanlar soluğu semtin en meşhur meyhanelerinde; Despina’da, Ararat’da, Akropol’de alıyor. Aman sabahlar olmasın… İşte tam da öyle haykıracağın bir gün geceye, geceden yeni bir güne dönüyor. Maskeler çıkıyor, kostümler değişiyor. Bir sonraki karnavala kadar kendi kimliğine geri dönüyor herkes. Kapıdaki felaketlerden habersiz… Yiyerek, içerek, dans ederek paylaşılan semtin kül olacağını nereden bilecekler. Evleri, sokakları saran alevlerin semti öldürüp yeniden başka bir isimle doğuracağını nerden bilecekler. Peki ya Tatavla’dan Kurtuluş’a çıkan yolda yangınların her gün biraz daha büyüyeceğini…

Alevler önce sokakları susturdu, meydanları boşalttı. Açık havadaki eğlenceler son buldu. Küçücük salonlara sığdırıldı kocaman neşeler. Kapıda yeni felaketler… Bu seferki ne büyük yangın ama… Nefretle dolmuş gözü. Her aman deyişte daha da büyüyor alevleri. “Hem canına hem malına” diyor. İyice kısılıyor sesler. Artık duyabilene aşk olsun. Neşeye hüzün çöküyor. Evlerin kapısı sıkı sıkıya kapalı artık. Sıradaki felaketin gelip çalmasını bekliyor. “Kıbrıs” diye vuruyor tokmaklar. Bu seferki yangın binlerce insanı yuvasından sürgün ediyor. Artık evler de bomboş. Kapılar ardına kadar açık. Ne gelen var ne giden. Gülen gözlerin yerini korkulu gözler aldı. Geride kalan üç beş kadeh sessizce çarpıyor birbirine. İnsanlar bir diğerinin gözünün içine bakmaya çekiniyor. Eğlence dolu anların yerini, gidenlerin hatırası alıyor. Artık şamata bitti.

* Independent Türkçe'den Melike Çapan yazdı. Kendisinin azınlıklarla ilgili haberlerini buradan okuyabilirsiniz. Fotoğraf Hüseyin Irmak arşivinden.

NEREDE YAYIMLANDI?

Tram tram: Rüzgar gibi... #7

Tatavla'dan Kurtuluş'a, İstanbul-Prag hattı, rüzgar gibi geçen otomobiller, kürkü için çalınan kediler

30 Kas 2021

https://mobile.twitter.com/ietttr/status/730749364998709248

İLGİLİ OKUMALAR