Durgun Don

Mihail Şolohov'un serisine başladığımda eş zamanlı İnce Memed okuyordum. Çevirinin güzelliğinin de etkisi var ( Mete Ergin çev. Yordam Edebiyat) elbet ama Şolohov ve Yaşar Kemal benzetmesi hep yapıldığından olacak sanki Yaşar Kemal'in Don Kazakları arasında yaşayıp kitap yazdığını düşündüğüm anlar çok oldu.
Doğanın apaçık canlı anlatımı, bir halkın kültürünü eksisiyle artısıyla olduğu gibi yansıtması, Rus Devriminin öncesi, gelişi ve en önemlisi de küçük köylerde bunun yansıması çok çok güzel anlatılmıştı.
Bağlantılı olarak Ekim Devrimi ile ilgili de okumalar yaptım ve bu seride en çok hoşuma giden de bu bağlantıyı kurmak oldu. Evet, Ekim Devrimi o dönem için akla hayale sığmayacak kadar büyük bir şey, evet bunu devrimin ana kahramanlarının gözünden ya da bildirilerinden okumak güzel ve fakat yeterli değil. Oysa Rusya'nın büyük şehirlerinin duvarlarını baştan başa devrim - karşı devrim afişleri boyarken, bu büyük şehirlere çok çok uzak küçük bir Kazak köyünde bu devrim nasıl hissedildi? İşte bunu okumak aynı anda hem gerçekleşen değişimin ne derece büyük olduğunu, hem dünyada ne kadar küçük bir yere sahip olduğumu hem de bu becerisiyle Şolohov'un ne denli büyük bir yazar olduğunu hissettirdi.
İLGİLİ BAŞLIKLAR

