Tuba Büdüş

Sevdiğimiz isimlere “içinde yaşamak istedikleri film ya da diziyi” sormaya devam ediyoruz. 39. konuğumuz , seçtiği filmse Küçük Papatyalar / Sedmikrásky (1966).
Věra Chytilová’nın başyapıtı 1966 yapımı Küçük Papatyalar / Sedmikrásky, hem çok sevdiğim hem de içinde bulunmak, karakterleriyle ölesiye takılmak istediğim bir film. Marie 1 ve Marie 2 olarak tanıdığımız iki kadının hayata, sistemin kurallarına, dine, geleneklere ve en önemlisi patriarkal düzenin parmak sallayan eril duruşuna karşı yaptıklarına hayranlık beslememek elde değil. Karakterler, çivisi çıkmış bir dünyada çarkların içinde kalıp sistemi öyle ya da böyle devam ettirmektense çarkların arasından çıkıp da isyan etmeyi seçer. Açıkçası ilk ismimin de Meryem olması dolayısıyla bu ikiliye katılma pasaportum zaten var diyebilirim sanırım.
Filmde İsa’nın annesi Kutsal Meryem (Bakire Meryem) ya da Mecdelli Meryem (Maria Magdelena) olarak çizilen karakterlere alternatif bir Marie olmanın düşüncesi bile heyecan verici. Bu iki şımarık, anarşist, feminist karakter ile cennetten bile isteye kovulmak, Âdem ile Havva hikâyesini Havva ile Havva ile Havva hikâyesine çevirmek, eril düzenin her parçasını kastrasyona uğratmak, çivisi çıkmış dünyaya çok daha güzelini yeniden yaratmak için bir tekme de ben vurmak istediğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Üstelik tüm bunları tıpkı Maire’ler gibi sonunda kendimi feda etmem gerekse de yapmak istediğimi de eklemeliyim. Lakin filmi ilk izlediğimden bu yana her daim benimle yaşayan, adeta diğer yanım olarak gördüğüm bu olağanüstü kadınlarla tek anlaşamayacağım nokta oburlukları olsa gerek. Zira her fırsatta hayvan bedenleriyle yapılmış yiyecekleri yemelerinde beis görmeyen karakterleri, ne yazık ki tam da o anlarda anlamakta güçlük çekerim. Bir vegan olarak hak mücadelesinin bütüncül bir eylem olduğunu anlatmak için de Sedmikrásky evrenine mutlaka gitmeliyim diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
İLGİLİ BAŞLIKLAR



