Ecevit-Erbakan hükümeti daha ilk günlerindeyken Kıbrıs Sorunu tekrar gündeme gelmiş, ülkeyi başka bi

Ecevit-Erbakan hükümeti daha ilk günlerindeyken Kıbrıs Sorunu tekrar gündeme gelmiş, ülkeyi başka bir şeyin konuşulmadığı bir atmosfere sokmuştu. Hükümet halk tarafından aksiyon alması için sıkıştırılıyor, koalisyon da farklı bir isteği dile getirmiyordu.

Kıbrıs’ta yaşanan problemler 1974 tarihinden çok daha öncesine dayanıyordu. Kıbrıs 1960 yılına kadar İngiliz iktidarı altında bulunmuş ancak bu tarihte bağımsızlığını kazanabilmişti. Bu bağımsızlık Londra-Zürih Antlaşması ile sağlanmış ve Türkiye ayağında Demokrat Parti iktidarı görev almıştı. 1960 yılında sağlanan bağımsızlık da karışık bir durum ortaya çıkarmıştı. Kıbrıs içerisinde yaşayan Yunan ve Türk kökenli gruplar birinin diğerini domine etmemesi amacıyla sürekli bir düşmanlık havasında yaşamış, bağımsızlık ardından da Yunan kesimi dahilindeki bazı gruplar Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması amacıyla harekete geçmişti. Bu grupların en öne çıkanı ise Kıbrıslı Savaşçıların Milli Örgütü (EOKA) idi. EOKA 50’li yıllarda aktif bir şekilde Kıbrıs içerisinde terör eylemlerine başvurmuş, Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak amacıyla hareket etmişti. Londra-Zürih Antlaşması ile pasifize edilen bu grup 70’li yıllarda tekrar ortaya çıkmış bu sefer EOKA-B adı altında organize olmuştu.

EOKA-B’nin etkinlikleri Yunanistan’da 1967 yılından itibaren iktidarda olan Askeri Cunta tarafından desteklenmişti. Örgüt, Yunanistan’daki Albaylar Cuntası gibi sol karşıtı, milliyetçi bir çizgide aşırı sağ görüşleri savunuyor ve Kıbrıs’ın hem Türk vatandaşlardan hem de sol görüşlü vatandaşlardan temizlenmesini amaçlıyorlardı. Ecevit-Erbakan hükümetinin kurulduğu yılın Temmuz ayında EOKA-B örgütü Kıbrıs Devlet Başkanı Makarios’a darbe yapma kararı aldı. 15 Temmuz tarihinde gerçekleşen darbe sonucunda Makarios hükümeti devrildi ve Kıbrıs aynı Yunanistan’da olduğu gibi sağ-militarist bir yönetim altına girdi. Bu yönetimin başlamasıyla birlikte Türklere olan şiddet olayları zirveyi gördü, pek çok Türk yerleşkesi EOKA-B’ye sadık birlikler tarafından saldırıya uğradı. Bu saldırılar neticesinde yüzlerce Türk öldü, daha fazlası da yaralandı. Uygulanan sistematik etnik temizlik planlarında Türk kesimi; silahlı saldırı, tecavüz, yargısız infaz ve kundaklama gibi insanlık suçlarından acı çekmeye başlamıştı.

Türk kesimine saldırılar sürerken, Başbakan Ecevit kabinesini aksiyon almak için toplamıştı. Türkiye geçmişte yapılan antlaşmalar dahilinde Kıbrıs’ın garantör devletleri arasında yer alıyordu. Gerçekleşen şiddet olaylarının artmasıyla birlikte hükümet müdahalede bulunmak amacıyla orduya hazırlık emrini vermiş, ayrıca Başbakan Ecevit bir diğer garantör devlet olan İngiltere’ye ulaşma kararı almıştı. Ecevit’in İngiltere’yi müdahaleye dahil etme planı İngiliz devleti tarafında karşılık bulmamış, Türkiye’nin müdahalede yalnız olduğu kesinleşmişti. Bu atmosferde Ecevit barış sloganlarıyla kazandığı iktidarın artık silahlı bir aksiyon alması gerektiğine inanmıştı.

19 Temmuz tarihinde Ecevit Genelkurmay Başkanlığında ordu kurmaylarıyla hazırlıkları gözden geçirmiş, operasyon yapıldığı takdirde herhangi bir dış desteğin verilmeyeceğini komutanlara aktarmıştı. Ecevit operasyonun Türk kesimini korumak için yapılacağını belirtmiş dolayısıyla asıl amacın işgal değil bir barış harekatı olacağını ifade etmişti. Bu söylemler üzerine yapılacak operasyon “Kıbrıs Barış Harekatı” olarak isimlendirilmişti. Takvim 20 Temmuz’u gösterdiğinde ise Türk birlikleri Kıbrıs’a hareket etmek amacıyla kışlalarından çıkmış, Kıbrıs topraklarına hava ve deniz yollarıyla giriş yapmışlardı. Bu şekilde başlayan operasyon 3 günün ardından ateşkes imzalanmasıyla sona ermiş oldu. Dış baskılar sebebiyle ateşkes imzalamak durumunda kalan Türkiye yine de karşı tarafı kaosa sürükleyebilmişti. Hem Yunanistan'daki hem de Kıbrıs’taki hükümetler arka arkaya düşmüştü.

Ateşkesin imzalanması ardından başlayan Cenevre Konferansı altı gün sürdü ve ardından imzalanan antlaşma ile Kıbrıs içerisinde iki iradenin bulunduğu taraflarca kabul edildi. Görüşmeler sırasında bulunan barış havası Kıbrıs coğrafyasına yansımamış, Kıbrıs’ın her köşesinde çatışmalar farklı boyutlarda devam etmişti. 1. Cenevre Görüşmeleri sonucunda 8 Ağustos tarihinde tekrar görüşülmek üzere anlaşıldığında ise hem Türk tarafı hem Yunan tarafı askeri hazırlıklarına devam ediyordu.

Başbakan Ecevit liderliğinde hükümetin gözünde görüşmelerin uzaması Türk tarafının sağladığı avantajları yok ediyor, Yunan tarafına askeri hazırlık için zaman veriyordu. Bu koşullar altında 8 Ağustos tarihinde başlayacak olan görüşmelere giderken Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Ecevit’e görüşmelerin kilitlenmesi halinde ikinci harekatı başlatacak parolayı bildirdi. “Ayşe Tatile Çıksın” olarak belirlenen parola Ecevit’e iletildiği takdirde Türk Silahlı Kuvvetleri operasyonun ikinci kısmını başlatacak ve Türk yerleşkelerini güvence altına alana kadar da operasyonu devam ettirecekti.

2. Cenevre Konferansı’nın başlamasından altı gün sonra görüşmelerin sonuç vermeyeceği ortaya çıkmış oldu. Bu bilgi ışığında Güneş parolayı Ecevit’e iletmiş, görüşmelerin bitiminin iki saat ardından Kıbrıs’taki birlikler tekrar harekete geçmişti. Yunan-Rum birlikleri hazırlıksız yakalayan Türk birlikleri hızlı bir şekilde hedefleri doğrultusunda ilerlemeye başlamışlardı. Operasyon sona erdiğinde ise Türk birlikleri hedeflerine ulaşmış ve Kıbrıs’ın %38 civarında olan kısmını ele geçirmişlerdi. Kıbrıs Barış Harekatı bu şekilde son bulmuş ve askeri operasyonlar yerlerini diplomatik görüşmelere bırakmıştı.

Yapılan askeri müdahalenin ardından ülke gözünde kahramanlaşan Ecevit hükümeti, uluslararası camiada da şeytanlaşmıştı. ABD’nin liderliğindeki pek çok ülke operasyonun ilk kısmını haklı bulurken ikinci harekatın yasa dışı bir işgal olduğu yönünde gözlemler yapmışlardı. Bu durum zamanın ilerlemesiyle daha da ciddileşecek ve Türkiye uluslararası arenada işgalci bir devlet olarak yaptırımlara tabi tutulacaktı. Kıbrıs Barış Harekatı sonucunda Kıbrıs ikiye bölünmüş ve adadaki Türk nüfusun zarar görmeyeceği bir sınır geliştirilmişti.

Yaşanan olaylar sonucunda ise her iki taraf maddi ve manevi zarara uğramış, adadaki nüfus dengesi tamamiyle değişmişti. Yüz binlerce Rum ve Türk vatandaş çatışmalar sebebiyle zorunlu olarak göç etmek durumunda kalmıştı. Yaşanan hezimetler Kıbrıs’taki bölünmenin derinleşmesini sağlamış, sorunun günümüzde hala çözülememesine sebep olmuştu.

NEREDE YAYIMLANDI?

ParlamentoParlamento

BÜLTEN SAYISI

Yakın Geçmiş: Ordu Geri Dönüyor

Bu sayıda 1973 seçimleri ile kapanan önceki yazıyı devam ettirecek, Kıbrıs Harekatı ile başlayan çalkantılı yılları 12 Eylül Darbesi’ne kadar inceleyeceğiz.

02 Ağu 2022

Yakın Geçmiş: Ordu Geri Dönüyor

İLGİLİ OKUMALAR