Halihazırda kaotik bir atmosferde hükümet görevini alan CHP grubu, Maraş Katliamı gibi olayların dev
Halihazırda kaotik bir atmosferde hükümet görevini alan CHP grubu, Maraş Katliamı gibi olayların devamlı vuku bulması, ekonomik sıkıntıların çözülememesi gibi sıkıntılar sebebiyle iktidardan istifa etmiş, yeni hükümeti kurma görevi de 77 seçimlerinde ikinci sırada çıkmasına rağmen Demirel’e verilmişti. Demirel hükümeti Milliyetçi Cephe içerisindeki tartışmaların sebebiyle hükümete taşıyamamış, MHP ve MSP’nin dışardan destekleriyle bir azınlık hükümeti kurmuştu. Bu hükümet tarihe “Kerhen” (istem dışı) Milliyetçi Cephe Hükümeti olarak geçmişti.
Demirel hükümeti devralışının ardından “Yüz Gün Planını” duyurmuş, bu planla 100 gün içerisinde Türkiye’nin hem ekonomik hem de ideolojik problemlerini çözeceğini iddia etmişti. Bu plan Meclisten güvenoyu alarak geçmesine rağmen ülkenin her kesimi planın başarısı konusunda umutlu değildi. Bu kesimlerin başında Türk Silahlı Kuvvetleri geliyor, ordu yönetimi sivillere bırakmak istemiyordu.
Bu çerçevede Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren önderliğinde ordu Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e bir uyarı mektubu gönderdi. Bu mektuba göre, siyasiler ülkedeki problemleri çözmez ise ordu yönetime el koyabilirdi. Bu gergin ortamda Demirel Başbakanlık görevine devam etmiş, sorunların çözümü sağlandığı takdirde ordunun kışlalarda kalacağını umut etmişti.
TSK’nın uyarısı ardından ise siyaset Cumhurbaşkanı seçimi ile tekrar bir krize girmişti. Fahri Korutürk’ün görev süresi dolmuş, yerine ise hiçbir parti Mecliste yapılacak seçimi kazanabilecek bir alternatif sunamamıştı. 15 gün içerisinde seçilmesi gereken Cumhurbaşkanı aylar boyunca seçilememiş, bu olay hem Meclis içinde hem de dışında bir alay konusu haline gelmişti. Genelkurmay Başkanı Evren’in uyarılarına rağmen Meclisin bir aday bulamaması ülkeyi aylarca sürecek bir krize sürüklemişti.
30 Ağustos Zafer Bayramı kutlama törenleri yapılacağı zamanda ise yeni bir kriz patlak vermişti. her yıl yapıldığı gibi Anıtkabir’de düzenlenecek kutlama törenlerine Necmettin Erbakan katılmamış, Anıtkabir’e gelmek yerine yakın zamanda vefat etmiş bir din insanının cenazesine katılmıştı. Bunun üzerine 6 Eylül tarihinde Erbakan liderliğinde MSP Konya ilinde bir miting düzenleme kararı almıştı. Bu miting İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesini protesto etmek amacıyla paılmış, miting süresince de şeriat talebi sıkça “Dinsiz devlet, yıkılacak elbet!” sloganlarıyla dile getirilmişti. Seküler-Kemalist çizgi üzerinden hareket eden ordu için bu görüntüler rahatsız edici hatta kabul edilemez bulunmuştu.
Bu olaylar etrafında artık müdahale yapılması gerektiğine karar veren TSK’nın üst kademeleri aylardır hazır bekleyen darbe planlarını gerçekleştirmek üzere harekete geçmişlerdi. Darbe 12 Eylül 1980 tarihinde yapılacak, emir-komuta zincirine bağlı kalınacaktı. 12 Eylül Darbesi bu özelliğiyle diğer darbelerden ayrılacaktı, nihayetinde önceki darbeler emir-komuta zincirinin bozulduğu ordunun birlik olamadığı atmosferlerde yapılmıştı.
12 Eylül 1980 günü geldiğinde ordu harekete geçmeye hazır şekilde Genelkurmaydan gelecek emiri bekliyorlardı. 03.00 saatinde ise beklenen emir gelmiş, “Bayrak Harekatı” başlamıştı. Ordu hızlı bir şekilde tüm basın-yayın binalarını ele geçirmiş, devlet binalarını sarmış ve siyasilerin tutuklanması için de birlikler göndermişti. Türkiye gecenin bir saatinde tekrardan ordunun iradesine giriyor, Meclis tekrar kapanıyordu.
Gece saat 04.00 itibariyle halka ordununn yönetime el koyduğu, anayasanın ve meclisin dağıtıldığı duyurulmuştu. Ülke tam anlamıyla ordunun kontrolü altına alınmış, askeri vesayet dönemi tekrardan başlamıştı. Gün doğarken siyasi parti liderleri teker teker evlerinden alınarak tutuklanmış, Türkiye’nin demokrasisi bir kez daha durgunluğa girmişti.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu sayıda 1973 seçimleri ile kapanan önceki yazıyı devam ettirecek, Kıbrıs Harekatı ile başlayan çalkantılı yılları 12 Eylül Darbesi’ne kadar inceleyeceğiz.
02 Ağu 2022

İLGİLİ OKUMALAR


