Sıra Dışı Bir Sosyal Bilimcinin Ardından

“Doğanın gazabına uğruyorsak asıl suçlu kibir ve açgözlülüktür”
Sıra Dışı Bir Sosyal Bilimcinin Ardından

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Sıra dışı bir yazarı, kalıpların dışına taşan bir insanı kaybettik. Kitaplarında henüz yaşanmamış felaketleri öngörmesiyle ünlenen Mike Davis geçen ay 76 yaşında öldü.

Davis’in 21. yüzyılın akademik dünyasında artık hayal bile edilemeyecek bir özgeçmişi var. İşçi sınıfı bir aileden geliyor. İncil dışında doğru dürüst kitabın olmadığı bir evde büyümüş. Parlak bir eğitim hayatı filan yok. Üniversite lisans eğitimini otuzlu yaşlarında tamamlamış. Ne yüksek lisansı ne de doktorası var. Ama kamyon şoförlüğü, salhane işçiliğinden para kazandığı da vaki. Çokça solculuk da yapmış, prestijli ve üstün zekâlılar bursu olarak da bilinen MacArthur Vakfı bursiyerliği de. Nihayetinde iyi üniversitelerde hoca olarak da bulunmuş. Ve tabii en önemlisi dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmeyi hedefleyen birçok kitap yazmış. Zappa Zamanlar okuyucuları zaten tanıyorlar Davis’i. Daha önceki yazılarımızda anlatmıştık bazı çalışmalarını. Bu hafta kendisine biraz daha yakından bakalım istedik.

Davis’in entelektüel hayatı Perry Anderson’un bu kalıplara sığmayan insandaki potansiyeli görüp ona Marksist yazının en önemli dergilerinden New Left Review’de yönetici editörlük teklif etmesiyle başlar. Bu vesileyle altı yıl Londra’da yaşar. Uzak kalıp hasretini çektiği memleketi Los Angeles’a döndüğünde şöyle bir hayal kurar: “Walter Benjamin nihayet Los Angeles’a gelir ve bir barda Fernand Braudel ve Fredrich Engles’le otururlar. L.A. hakkında bir kitap yazmaya karar verirler ve bunu 3 ayaklı bir proje olarak düşünürler.”

City of Quartz: Excavating the Future in Los Angeles kitabının bu hayali üçlemenin ilk kitabı olduğunu söyler Davis. 1990 yılında yayınlanan bu kitap Benjamin’den bir alıntıyla başlar.

“Yüzeysel, egzotik ve pitoresk olanın sadece yabancı üzerinde etkisi vardır. Bir şehre ait olan kişinin o şehri resmetmek için daha derin nedenleri olması gerekir, uzağa gitmek yerine geçmişe gitmesini gerektirecek nedenler. Bir yerlinin kendi şehri hakkındaki kitabı her zaman anılarıyla ilgili olacaktır, yazar çocukluğunu orada boşuna geçirmemiştir.”

Kamyon şoförlüğü yaptığı beş yıl boyunca bütün deliklerine girip çıktığı şehri bu deneyimlerin ve gözlemlerin perspektifinden anlatan bu kitap dönemin solculuğunun dışında bir solculukla yazılmış bir kitaptır. Dönem 1980’lerde Fredric Jameson’un sonradan kitaplaşacak olan “Postmodernizm, ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı” kitabının (1991) ortalığı sarstığı, postmodernizm dalgasının yükseldiği dönemdir. Davis, Jameson’un Los Angeles’ta gördüğü postmodern oyunların tam tersini görür. Benjamin alıntısı bir anlamda bu kitabın Jameson türü analizlere bir cevap niteliği taşıdığını daha başından ilan eder.

Derinleşen sınıf farklılığını, zengin beyazların fakir ve beyaz olmayanlardan korunmak için kendilerini yüksek duvarlarla, kameralar ve güvenlik görevlileriyle korumaya almaya çalıştıkları mekânlara çekilmelerini gözlemler. Fakir siyahların giderek artan sayılarda hapsi boyladıklarını, polisin kamusal alanların gardiyanı hâline geldiğini anlatır. Ridley Scott’un 1982 yılında çektiği Blade Runner filminde postmodern oyunlar yerine Los Angeles’ta vücut bulan bir distopya görür. Ve “bu şehir patlar” dedikten iki yıl sonra Rodney King ayaklanmaları olarak bilinen olaylarda şehir gerçekten patlayınca artık Davis’in adını duymayan kalmaz. (Bu arada ilk Blade Runner’ı henüz izlemediyseniz hemen bu akşam izleyin deriz.)

Ecology of Fear: Los Angeles and the Imagination of Disaster (1998) kitabında da Los Angeles’ı anlatmaya devam eder. Bu şehrin müteahhitler, emlak yatırımcıları ve siyasiler tarafından sellerin, yangınların, kasırgaların önüne atıldığını ve kuraklığa mahkûm edildiğini anlatır. Bu doğal felaketlerin doğal olmayan, insan eliyle üretilen yanlarını vurgular. “Doğanın gazabına uğruyorsak asıl suçlu kibir ve açgözlülüktür” der. Son dönemde kuraklıkla boğuşan, orman yangınlarının kasabaları tamamen yuttuğu bir coğrafya hâline gelen bir Kaliforniya karşımıza çıkınca ilk başlarda çok eleştirilen bu kitap da ayrı bir değer kazanır tabii.

Bütün bunlara bir de salgın hastalıkların sarstığı bir dünyanın kapımızda olduğunu hatırlatan ve pandemiyi öngördüğü söylenen kitabı The Monster at Our Door: The Global Threat of Avian Flu (2005) eklenince Davis’e felaket tellalı/felaketlerin kahini (“prophet of doom”) lakabı yakıştırılır. Daha yeni çıkan Set the Night on Fire: L.A. in the Sixties kitabını beraber yazdığı arkadaşı Jon Wiener Nation’daki yazısında kendi korkuları üzerine yazan Davis’in kendisine felaket tellalı denmesinden hiç hoşlanmadığını söylüyor. Gelir dağılımındaki eşitsizlik, ırkçılık, iklim değişikliği veya virüs kaynaklı pandemiler hakkında yazarken “‘kahinlik’ yapmıyor son araştırmaların nelere işaret ettiğini anlatıyordu” diyor.

Yerel bir yazar Davis. Kaliforniya’yı iyi biliyor, Los Angeles’ı çok yakından tanıyor. Oraların insanı. City of Quartz veya Ecology of Fear gibi kitapların Türkçeye çevrilmemiş olması da bundan herhâlde. Bu kitaplar Los Angeles hakkında. Ama sanırız Los Angeles ve Kaliforniya’ya bu kadar yakından baktığı ve buraları bu kadar iyi anladığı için başka yerlerde ve başka zamanlarda da doğal felaketlerin hiç de doğal olmayan sonuçlarını görebiliyor. Üzerinde Güneş Batmayan Katliam (Late Victorian Holocausts: El Niño Famines and the Making of the Third World, 2000) kitabında çok etkileyici bir şekilde 1876 ile 1902 arasında el Niño salınımlarının yol açtığı kuraklığın sonucunda Asya ve Afrika’daki kolonilerde telef olan 50 milyon insanın ölümüne soykırım demekten kaçınmaz. Çin’de, Hindistan’da, Etiyopya’da milyonların açlıktan ölmesinin sorumlusu iklim değil, İngiliz hegemonyası altında küresel ölçekte kurumsallaşan liberal kapitalizmdir. Bir başka deyişle, tahılın, buğdayın rahatlıkla taşınabilmesi için yapılan tren yollarının kenarlarında ölüme terk edilen insanlar doğanın değil kibir ve açgözlülükle şekillenen pazar ve kâr hevesinin gazabına uğramışlardır. Aynı şekilde Los Angeles’ta gördüklerini, yani aşırı ölçüde bozulmuş gelir dağılımının şehirliliğin geleceğini nasıl şekillendireceği sorusunu küresel ölçeğe taşıyınca karşımıza Gecekondu Gezegeni (Planet of Slums, 2005) kitabı çıkar.

Uzun bir süre boğuştuktan sonra yaklaşık iki yıl önce tedaviden vazgeçip kanserden ölümünü beklemeye başlayınca dünyanın belli başlı yayın organlarında çokça Mike Davis yazıları çıktı, son mülakatları yayınlandı. Ölümünden sonra hakkında yazılacaklar yazılmış oldu bir anlamda ve o da son söyleyeceklerini söyledi belki de. Bu yazılarda gençliğinden beri askerî tarih okumayı sevdiğini öğrendik. Hatta ölümü beklediği son döneminde de en çok askerî tarih kitapları okumuş. New Yorker’da çıkan yazıda Dana Goodyear bunu çok güzel yorumlamış:

“Askerî tarih ona tarihi, her çatışmanın geleceğin olasılıklarını şekillendiren ve kısıtlayan bir karşıt güçler savaşı olarak düşünme yolunu gösterdi. Anlatıları hep iktidar hakkında oldu. Hem gücün kitleler tarafından kullanılınca kalıcı sosyal değişim yaratma potansiyelini, hem de elitlerin şiddete başvurarak gücü değişim yaratmaya çalışanlara karşı kullanmasını anlattı.”

Davis "bu iş böyle gitmez, bu devran böyle dönmeye devam etmez"i anlattı kitaplarında, makalelerinde, konuşmalarında. Son zamanlarında da bunu tekrarlıyordu. “Küresel kapitalizm insanlığın yaşam koşullarını üretme, devam ettirme gücünü kaybetti” diyordu. Artık insanların çalışıp para kazabileceği işler üretilemiyor, küresel ölçekte kamu sağlığı sağlanamıyor ve karbon yakmaya dayalı ekonomiden uzaklaşılamıyor. Felaketlerle dolu, felaket bir dönemdeyiz, diyordu. Ama umudu da hiç elden bırakmadı. Sorana da umudunun kaynağının sıradan insanlar olduğunu anlatıyordu. Davis özellikle gençliğinde bir parçası olduğu ve onun şekillenmesinde çok önemli rol oynayan siyahların ırkçılık karşıtı hareketine referans vererek o dönemde sıradan insanların baskıya ve zulme büyük bir cesaretle başkaldırmalarını ve bu başkaldırıdan büyük bir değişim devşirmelerini her yerde hatırlatıyor ve umudunun kaynağının bu cesaret olduğunu söylüyordu. Biz de bir kez daha burada aktarmak istedik onun kaçmadan korkularının üzerine gittiği için gördüğü dünyaları ve daha eşit, iyi ve adil bir dünyaya doğru değişime dair umudunu.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

Eklektik Bülten 7: Havadan Sudan Bahsetmenin Artan Ağırlığı

Havayı değiştirenler, okyanusta madencilik yapanlar ve sıra dışı bir yazar

20 Kas 2022

"Crossing the Rubicon" - Lanzarote, Spain, Jason deCaires Taylor sculpture

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet

Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.

26 Nis 2026

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.

12 Nis 2026

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.

29 Mar 2026

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.

08 Mar 2026

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.

15 Şub 2026

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk