Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
Çevremizdeki otları, çiçekleri, bitkileri giderek daha az fark ediyoruz, daha az görüyoruz, görsek bile tanımıyoruz. Çok muhtemelen annelerimiz bizden çok daha fazlasının ismini biliyordu ve tanıyordu, ebegümecinden arapsaçına, karabaşotundan ballıbabaya çok daha fazla yabani otu, çiçeği gördükleri zaman ayırt edebiliyorlar, hangisinin nasıl koktuğunu, varsa faydalarını, yenilip yenilemeyeceğini biliyorlardı. Bizler artık yaşadığımız şehirlerin en meskun mahallelerinde bile etrafımızı saran bu ot ve çiçeklerin farkında değiliz. Bilim insanlarının son yıllarda bu durumu “bitki körlüğü” kavramıyla ifade ediyorlar. Bitki körlüğü sadece bireysel bir dert değil, aynı zamanda sosyal bir mesele.

Mary Williams, “Plant Awareness Disparity,”
Plant Science Research Weekly.
21. yüzyılda insanlığın karşı karşıya olduğu büyük sorunların önemli bir kısmı bitki temelli: Küresel ısınma, açlık (gıda güvenliği), hastalıklara ve salgınlara karşı yeni ilaçlar/aşılar… Bitkilere karşı artan duyarsızlığın, farkındalık ve bilgi eksikliğinin beraberinde bu sorunlara karşı mücadelede, çözüm geliştirmede ciddi engel teşkil ettiği/edeceği aşikâr. Hemen her alanda öncelikleri belirlerken, kaynak paylaşımına karar verirken, gündem oluştururken nelerin sorun olarak kavranıp kavranmadığının elbette büyük önemi var. 2019’da 28 bin bitki türü üzerinde yapılan bir çalışma bunların yarısından fazlasının yok olma tehdidi altında olduğunu gösteriyor. Azalan bitki çeşitliliğinin bugün kaç kişinin, kaç kurumun umurunda olduğu son derece tartışma götürür bir konu elbette.
Bitki körlüğünün arkasında yatan nedenlerin bir kısmı yapısal ve tarihsel. Modernleşme sürecine içkin en belirleyici ve bir o kadar da tahripkâr ikiliklerin başında yukarıda da Latour üzerinden anlattığımız kültür ve doğa ayırımı geliyor. Zappa Zamanlar’da da daha önce sık sık tartıştığımız gibi, insanın giderek doğadan uzaklaşması, kendini doğanın dışında, ona hükmeden bir varlık olarak görmesi ve insan-dışı varlıkların/oluşların bu süreçte giderek sadece bir araç ya da kaynak konumuna indirgenmesi kapitalist modernitenin en tanımlayıcı özelliklerinden.
Fabrikalara, ofislere, alışveriş merkezlerine taşınırken, şehirli olurken ağaçlarla, otlarla, çiçeklerle aramızdaki mesafe giderek artmış. Artık etrafımızda olsalar dahi onları göremeyecek hâldeyiz. Gündelik hayatımızda gözümüz beynimizle birlikte muazzam sayıda veriyi süzmek zorunda. Bunların birçoğu atılıyor. Belli ki atılanlar arasında suratsız, hareketsiz, bize bir tehdit oluşturmaktan ziyade hayatımızı güzelleştiren bitkiler başta geliyor.
Öte yandan bitkilerle ilgili bilgi üretimi ve bu bilgiye erişimde önemli sorunlar yaşanıyor. Örneğin, İngiltere’de bitki bilimine talep son yıllarda neredeyse sıfırlanmış, yani sanayileşmeye ve modern ekonomiye öncülük eden bu ülkede kimse botani okumak istemiyor. Biyolojide lisans eğitimi de dahil olmak üzere eğitimin farklı kademelerinde bitki bilimine ayrılan saat sayısı giderek azalıyor. Yani bitkilerle ilgili bilgilere ihtiyacımızın giderek arttığı bir zamanda bitkilerden anlayacak botanikçi bulmak zorlaşıyor.
Bitkilere dair okur yazarlığın yaşadığı sorunlar sadece İngiltere’de karşımıza çıkmıyor. Genetik çeşitliliğin yüksek olduğu Amazonlar, Yeni Gine gibi yerlerde de yerel bitki türlerine dair bilginin sürdürülebilirliğinde ciddi problemler var. Bunun başlıca nedenleri arasında bu coğrafyalarda yerel dillerin kaybolması geliyor. Yerel dillerde yaşanan sorun aslında büyük ve dünyanın birçok yerinde kendini gösteriyor. Öyle ki Birleşmiş Milletler yerel dillerin kayboluşuna ve bu durumun sürdürülebilir kalkınma açısından taşıdığı risklere dair küresel farkındalığı artırmak için 2022-2032 arasını “Yerli Diller Onyılı” ilan etmiş.

Yerel dillerin kaybolması özellikle tıbbi yararları olan yerel bitkilere, otlara dair bilgi kaynaklarının devamı açısından risk yaratıyor. Otlar, çiçekler onlara isim vererek tanıyan dillerin kaybolmasıyla isimlerini ve tanınırlıklarını kaybediyorlar. Yani dilde yaşanan homojenleşme, standartlaşma yerel dillerin giderek yok olmasına neden oluyor bu da yerel bitki türlerine dair bilginin erozyonunu beraberinde getiriyor. Araştırmalar, çoğu tıbbi bilginin dilsel olarak özgünlükler taşıdığını gösteriyor. Kısacası, yakın bir gelecekte telafisi olamayacak bir bilgi kaybı bu. Microsoft’un GitHub’ının, Google’ın arama motorlarının ya da OpenAI’ın ChatGPT’sinin halledebileceği, yaratabileceği içerikler de değil bunlar!
Sözün özü, tek kültürlülük dünyada hemen her alanda yaşamın düşmanı. Monokültürel tarımın başımıza açtığı dertleri bilmeyen kalmamıştır herhâlde. Tek kültürcü siyasetin, ırkçılığın, aşırı-milliyetçiliğin, yabancı düşmanlığının mayasını oluşturduğunu, zorla göçler, soykırımlar dahil her türlü şiddetin kapısını açtığını da biliyoruz. Diyeceğimiz, dünyada herkes tüm canlılar için huzurlu bir yaşamın ön koşullarının başında hemen her alanda çok kültürlülüğe sahip çıkmak geliyor.
Şimdi sırada çok kültürlülük konusu tartışılırken belki de hiç gündeme gelmeyen ama hayatımızın yemek içmek kadar en hayati edimini oluşturan başka bir konu var.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bruno Latour, bitki körlüğünde artış ve kaka çeşitliliğinde azalma
29 Oca 2023

YAZARLAR

Zappa Zamanlar
“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ OKUMALAR
Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.
26 Nis 2026

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.
12 Nis 2026

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.
29 Mar 2026

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.
08 Mar 2026

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.
15 Şub 2026



