Jurnal

Gündemimizdeki meseleleri sosyal bilimler çerçevesinden ele alan , yeni sayısında afet ve sosyal dayanışma üzerine düşünüyor.


Artık felaket kapitalizmine inanabiliriz, değil mi?

Türk Dil Kurumu sözlüğü şöyle bir tanım sunuyor afet için: çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım. Biraz düşündüğümüz zaman bu ve benzeri tanımların insanı afet karşısında çaresiz ve tamamen güçsüz kabul ettiğini görüyoruz. Gerçekten öyle miyiz peki? İnsanlık, tarihi boyunca afetler karşısında tamamen güçsüz ve çaresiz olma mahkûmiyetine karşı bir adım yol alamadı mı? Akıl, strateji ve bilimle biraz olsun ilerleme sağlayamadı mı? Elbette hayır.

Afetin tanımında yer alan o "doğa olaylarının sebep olduğu yıkım" tamamen önlenebilir değil, ama boyutu üzerinde bir miktar da olsa kontrolümüz var. Tarih boyunca seller, hortumlar ve depremler oldu ve insanlık bu doğa olayları hakkında bir hayli bilgi ve tecrübe biriktirdi. İnsan denilen canlının, diğer tüm canlılar gibi, temel motivasyonunun “hayatta kalmak” olduğunu göz önünde bulundurursak afetten korunmak, doğa olaylarının yıkımını azaltmak, hatta en aza indirgemek için bilgi, altyapı, teknoloji ve tecrübeye sahibiz. Türkiye özelinde sorunumuz bu bilgi, altyapı, teknoloji ve tecrübeyi ısrarla kullanmamak. Gerçeklere, bilgiye ve bilime gözlerimizi kapatmak. Bir deve kuşu gibi başımızı kuma gömmek ve yok saymak, en iyisini ummak, tüm işi ve tüm sorumluluğu “kadere” bırakmak. Şimdi sormamız gereken soru şu: bu hâlden nasıl sıyrılırız, nasıl silkiniriz ve “insan canlısına” yakışan “hayatta kalma içgüdüsüyle kendini korumak için doğru olanı yapmak” davranışına nasıl yöneliriz?

Önce yukarıdaki, insanın bir aktör olarak varlığını ve gücünü reddeden tanımı bırakıp, onu afet tarifinin merkezine yerleştiren Carr ve Fritz’e bakalım. Carr, afetlerin doğa tarafından değil insan tarafından tanımlandığını söylüyor ve ekliyor: her fırtına, yer sarsıntısı ya da sel felaket değildir. Fritz ise afetin sosyal problemlerin bir parçası olduğunu söylüyor ve bunu söylerken insanın bir aktör olarak bu doğa olaylarının sonucu olan yıkım üzerinde bir çeşit kontrolü, etkisi olduğunu ima ediyor. Davis, Steinberg, Clancey ve daha pek çok yazar ve bilim insanı da doğal afetlerin aslında “doğal” olmadığını belirtiyorlar. Bizim doğa ya da doğal diye nitelendirdiğimiz aslında Endüstri Devrimi sonrası insan tarafından yaratılmış ve sosyal olarak inşa edilmiş. İnsanın ekolojik sisteme müdahalesi ve bu müdahalenin iklim değişikliği gibi sonuçları doğayı ve doğa olaylarını doğal olmaktan çıkarmış. Bu bilim insanları, tsunami ve deprem gibi olayları insan kontrolünün ötesinde fenomenler olarak görmüyorlar. Afetlerin ekonomik, sosyal ve politik ilişkilerle alakalı olduklarını düşünüyor ve bu ilişkilerin doğal olayların sonuçlarını hafiflettiğini ya da kötüleştirdiğini ifade ediyorlar. Tierney ise şöyle söylüyor “risk, zarar ve kaybın kökeninde aslen doğal değil sosyal olaylar yatar.”

Devamını oku


NEREDE YAYIMLANDI?

Editörün SeçkisiEditörün Seçkisi

BÜLTEN SAYISI

Aposto Digest #96: Cinsel Sağlık, İnsan Hakları, Sosyal Dayanışma

Aposto'da öne çıkan çıkan yayınlar ve içerik derlemeleri.

26 Mar 2023

Aposto Digest #96: Cinsel Sağlık, İnsan Hakları, Sosyal Dayanışma

İLGİLİ OKUMALAR