Üniversitede niteliksizleşen işgücü


Sanofi’nin girişimcilik programı: PharmUp İnsan hayatını iyileştirmek için bilimin mucizelerinin peşinden giden Sanofi ’nin girişimcilik programı PharmUp ’ta dördüncü dönem için son başvuru tarihi 7 Nisan. Nedir? Sanofi ’nin Endeavor Türkiye iş birliğiyle yürüttüğü, sağlık sektöründe katma değer yaratacak yenilikçi fikirlerin gelişimine destek olmak için hayata geçirdiği girişimcilik programı PharmUp ’ın dördüncü döneminde Akıllı Sağlık Cihazları ve Diagnostik Çözümler (giyilebilir teknolojiler ve hızlı test araçları), Medikal Eğitim ve İletişim Araçları, Sağlıklı Yaşam Çözümleri, Dijital Sağlık ve Teletıp, Veri Yönetimi ve Analitiği, Kurumsal Dijital Dönüşüm başvuru kategorileri yer alıyor. Neden önemli? Sağlık dikeyinde çalışan, ölçeklenebilir, geliştirilebilir ve sürdürülebilir fikirlerin hayat bulduğu programda, seçilecek girişimler için Endeavor ile hazırlanan mentorlük desteği ve eğitimler içeren üç aylık hızlandırma dönemi başlayacak. Programa kabul edilen tüm girişimlerden birer temsilci, 14 - 17 Haziran 'da Paris’te yapılacak olan VivaTech konferansına katılabilecek. Bu dönem sonrasında ürünlerini olgunlaştıran start-up’lar programın final gününde (Demo Day) sektörün önde gelen isimlerine şirketlerini tanıtma şansı yakalarken girişimciler olası iş birliği fırsatları da göz önünde tutularak bir değerlendirmeden geçecek. 7 Nisan’a kadar bu bağlantı üzerinden başvuru yapabilir, detaylı bilgiyi şu adreste bulabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Türkiye'de en büyük sorunlardan biri işsizlik; özellikle de genç işsizliği. İş arayan milyonlarca üniversite mezunu ve piyasada bu mezunlarca doldurulamayan bir işgücü açığı var. Her nasılsa iş arayanlar ile işçi arayanlar bir türlü birbirini bulamıyor, bulsa da beklentileri uyuşmuyor. Bu durum, üniversitelerin sağladığı eğitimin kalitesi konusunda soru işaretleri yaratırken iş piyasasındaki talebin uyumsuzluğunun da altını çiziyor. Peki biz, elimizde bu kadar üniversite mezunu ve bu kadar eleman eksiği ile işin içinden çıkılmaz bir noktaya nasıl geldik?
Türkiye eğitimli işgücüne sahip bir nüfusu içinde barındırmasına rağmen, işgücüne katılım oranının düşük olduğu verilerden de görülüyor. OECD'nin Education at a Glance 2022 raporuna baktığımızda, Türkiye'deki 25-64 yaş arası nüfusun %20,3'ü üniversite mezunu olmasına rağmen, bu nüfusun işgücüne katılım oranı yalnızca %62,5. Bu oran, Türkiye’yi 37 OECD ülkesi arasında 36. sıraya yerleştiriyor.
Bize düşünecek bir şeyler veren bir başka veri de, Türkiye’nin eğitime yapılan yatırımlar açısından ne kadar geride kalmış olduğu. 2022’de ülkenin milli gelirinin yalnızca %4,2'si eğitime ayrılmış; ve bu oran ile Türkiye OECD ülkeleri içinde en düşük sıradaki 5 ülke arasında. Öğrenci başına harcama ilkokul öğrencileri için yıllık 3,3 dolar ve lise öğrencileri için yıllık 4,4 dolar ile Türkiye’yi listenin sonlarına yerleştirmiş.
Dünyanın birçok yerinde hem üniversiteler hem de teknik eğitim okulları, öğrencilere arzu ettiklerini seçebilmeleri için çeşitli fırsatlar sunuyor. Her iki eğitimin de kendine has avantajları mevcut. İhtiyaç duyulan özel beceriler ve eğitimle öğrencileri donatmak söz konusu olduğunda, üniversite akademik eğitiminin mutlak bazda kapatmadığı bazı boşluklara sahip olabilir. Burada öne çıkan en önemli faktör kişinin güçlü yönleri ve ilgi alanları. Ülkemiz insanı, iyi eğitimi çocukların zayıf yönleri, akademik olarak geride kaldıkları alanlar üzerine gidip kusursuzu elde etmek zannederken; dünyanın gelişmiş ülkelerinde küçüklükten itibaren öğrencileri kabiliyetli oldukları ve gelişime açık performans gösterdikleri alanlara yönlendirme gayesi mevcut. Böylece, gelecekte yapmakla ilgilenmediği işlerle günlerini geçirmek zorunda kalan mutsuz insan popülasyonu otomatik olarak seyrekleşiyor.
Tek-tip eğitim herkese göre mi, herkesin zararına mı?
Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan, durumu şu şekilde değerlendiriyor:
“Ülkemizde ne yazık ki çok niteliksiz, çok verimsiz ve neredeyse pedagojik cinayet şeklinde işleyen bir orta öğretim sistemi var. Ailelerde neredeyse anaokulu, ilköğretim seviyesinde başlayan bir koşullandırma söz konusu; ‘çocuğum yabancı dil öğrensin, üniversite diploması sahibi olsun’ algısı. İyi bir üniversite eğitimi için iyi bir ilkokul, orta okul eğitimi olması gerek, sistemin bir bütünlük arz etmesi gerek.”
“Orta öğretimde, öğrencilerimize yaratıcı olmayı, merak etmeyi aşılayamıyoruz; yabancı dil, fizik, felsefe, müzik, güzel sanatlar gibi çağdaş düşünceye sahip olunması için gereken gerekli altyapıyı sunamıyoruz. Liseden sonra da aslında neredeyse meslek okullaştırılmış, adı üniversite olan ama ‘benim çocuğum ne iş yapacak?’ sorusuna yanıt arayan bir tasarım peşinde koşuyoruz. Bu durumda üniversite eğitimi bir İngilizce dershanesi olmaktan öteye geçemiyor. Dil hazırlık sınıfı sonrasında gerekli birikime sahip olmadan İngilizce eğitime geçen öğrenciler muazzam bir kafa karışıklığı içinde devam etmeye çalışırken, mesleki eğitime yönelik bir müfredat olmadığı için o tarafta da yeterli donanıma sahip olamıyor.”
Üniversite rektörlükleri partizanca yöntemlerle atanmış bürolar olarak çalışıyor, araştırma görevlileri düpedüz sekreterya işi yapıyor, ‘kağıt okuma’ bile akademik bir iş olarak kalıyor.
“Bunun sonucunda da üniversiteliler hayatları boyunca bir çoktan seçmeli sınav alışkanlığı içinde ezberleyerek, karşılarına çıkan kısa süreli bir faaliyeti en yüksek puana dönüştürmeyi amaçlayan hazırcevap hale gelmiş bireyler olarak mezun oluyor. Bu da yabancı dil, teknik eğitimi, çağdaş beceriler, yaratıcılık ve meraktan yoksun bir insan tasarımına yol açıyor. KPSS, uzmanlık sınavı, yüksek lisans, doktora için de aynı sistemin geçerliliği söz konusu. Öğrencilere ne iş ne de bilim dünyasına katılabilecekleri bir eğitim veriliyor.”
“Türkiye’de maalesef söylemekten imtina ettiren bir ara eleman algısı yaratılmış vaziyette. Herkesin üniversite mezunu olması gerekmiyor, üniversite adı üzerinde soyut bilimin yapıldığı, akademi dünyasına insan hazırlayan, soyut akademik bilim faaliyetlerine özendiren bir yapı. Tek bir meslek üzerine değil birbirine bağlı becerileri sağlamak üzerine kurulu. Turizm, muhasebe, bilgisayar destekli orta kademe yöneticilik gibi aslında meslek yüksek okulu olarak geçen eğitim müfredatları talebe yanıt verebilmek için dört senelik fakülteye çevrilmiş durumda. Ama beceri kazandırma kısmında üniversitesel bir anlayış yok.”
“ABD örneğine baktığımızda community college, liberal arts college sistemleri var; bunlar evrensel, interdisipliner eğitim veren kurumlar. Çıraklık okulları, 4 senelik bilgisayar destekli eğitimler, sertifika programları var ve bunlar doğrudan mesleğe yetiştirme üzerine çalışıyor.”
“Türkiye’de de bu duruma çözüm olarak akademiye değil iş dünyasına hazırlayan ara kurumlar oluşturulabilir, bunlara insanların yanlış algısını değiştirecek isimler konabilir. Ülkedeki en büyük eksiklik bu, ama çarpıklık dediğim gibi orta öğretim seviyesinde başlıyor. Tektipleştirilmiş bir üniversite algısı ve bunların yarattığı mezunlarda 21. yüzyılın çağdaş becerileri olmuyor.”
Eğitimi var olan potansiyele uydursak nasıl olur?
2005-2022 yılları arasında Denizli Sanayi Odası (DSO) Başkanı olarak da görev yapmış, Erbakır Elektrolikit Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Keçeci, 18 yıllık sanayi odası başkanlığı görevi süresince Almanya, Avusturya ve Finlandiya gibi ülkelerdeki eğitim sistemlerini incelediğini, Türkiye için de uygun olan sistemlerin bunlar olduğunu ve buna evrilmesi gerektiğine inandığını belirtti.
- Arka plan: Söz konusu üç ülke, Avrupa’nın en iyi eğitim sistemleri arasında örnek gösterilmekte olup, herkesin erişimine açık biçimde öğrenci merkezli öğrenmeye önem vermekte; öğrencileri yetenek ve ilgi alanlarına göre farklı eğitim dallarına yönlendirmekte, öğretmen eğitimi ve okul yönetimi konularında da benzer yaklaşım benimsemekte.
Eğitim sisteminde yanlış giden unsurların büyük bir potansiyel israfına yol açtığını belirten Eski DSO Başkanı, şu şekilde konuştu:
“Türkiye’de 18 milyon üniversiteli insan var, neredeyse ülkenin genç nesil diye övündüğü bir sinerjiyi yok etmek için yapılmış bir proje gibi. Gençlerin bir yerde gelişebilmesi için her şeyden önce yetkin, yetenekli ve geleceğin insanı olmaları beklenir. Türkiye’de yüzlerce üniversite var, bunların sınırlı sayıdaki kısmı hariç öğrenci yetiştirilemiyor; yetkin eğitimciler, yetkin kadrolar, yetişmeyle ilgili imkanlar yok; gelişigüzel öğrenciler yetişiyor. Eleman bulmakta zorlanıyoruz, beceri ve liyakat eksiği söz konusu; bunun sebebi çocuklar değil bizim gerekli eğitimi veremeyişimiz. Eğer şans bulurlarsa iş yerlerinde mühendis oluyor, yetkin hâle geliyorlar.”
“Türkiye sanayileşen ve sanayileşecek bir ülke, büyümesinin büyük bölümü ihracata bağlı; bunun için önemli olan şey elemandır. Dünyanın en iyi makineleri bile olsa onu işletecek insan bulamadığında boş. Bu kadar makine aldığımız fabrikanın içinde nitelikli mühendis ancak genel müdür seviyesinde, diğerleri ancak tekniker seviyesinde eğitim almış. Gençlerin teknik eğitime yönlendirilmesi gerekiyor, zira üniversitede yetişmiş şimdiki gençlik işsizliğin temelinde. Öğrenciler nereden mezun olursa olsun şanslılarsa işin içinde eğitiliyorlar.”
“TÜİK verilerine katılmıyorum, 65 milyon 15 yaş üstü insan var, bunların yalnızca 31 milyonu istihdamın içinde, görüldüğü gibi 34 milyonu değil; ama işsizlik %10. Bana göre işsizlik %50 seviyesinde. Eskiden iki şey daha farklıydı; eğitim sistemi böyle kötü değildi ve Türkiye’de bu kadar fazla yetiştirme şansı olmayan üniversite kurulmamıştı. Eğitim sistemi düzelmedikçe de hiçbir şey değişmez.”
Ek olarak genç kadın istihdamının da ülkemizde önceliğe sahip olması gereken bir sorun olduğunu belirten Keçeci, “dünyada başarılı sanayi ülkeleri, gelişmiş ülkeler ve kendisini yenilemekte olan ülkelerin başarıları temelde kadınların da işgücüne katılımıyla mümkündür” diye ekledi.
Nasıl çözeriz?
Gençlere kendilerine sunulan seçeneklerin çeşitliliği konusunda doğru ve objektif bir anlayış kazandırılması, mesleki eğitimin onları yalnızca ikinci sınıf bir kariyere götürebileceği algısının yıkılması gerekiyor. Katma değerli, hak edilen maaşı vadeden ve tatmin edici meslek seçimi; niteliksiz bir üniversite mezunu olmaktan daha değerli.
Türkiye'nin teknik eğitim veren okullarının sayısını artırması ve teknik eğitim almış işgücüne yatırım yapması, ülkede istihdamın artması ve nitelikli işgücüne sahip olunmasına katkı sağlayabilir. İşsizlik oranının düşmesi, ekonomik büyümenin hızlanması ve daha kalifiye bir işgücü; yalnızca birkaç artı. Niteliksiz üniversite mezunları yerine, iş piyasasında talep edilen niteliklere sahip olan teknik elemanların yetiştirilmesi, iş piyasasında aranan işgücü taleplerine yanıt verilmesine yardımcı olacaktır. Bu, Türkiye'nin sürdürülebilir bir kalkınma ve rekabetçi bir işgücüne sahip olması için önemli bir adım olur.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Gençlerin aldığı eğitim istihdama yönelik mi? Siyasette temsil edilmek isteyen gençleri neler bekliyor?
02 Nis 2023

YAZARLAR

İdil Ertürk
İş Dünyası & Finans Editörü

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR



